16 Ağustos 2017 Çarşamba

Amat / İhsan Oktay Anar | Kitap Yorumu


Amat

İhsan Oktay Anar

Yayım Yılı : 2005



Herkese merhaba!

Muhteşem bir kitap hakkındaki düşüncelerimi elimden geldiğince aktarmaya çalışacağım. Elimden geldiğince diyorum çünkü bu yazarın kitapları aslında anlatılmaz, yaşanır türden. Hem de nasıl...

İhsan Oktay Anar'dan okuduğum dördüncü kitap olan Amat, yine okumaya başlamadan önce çekindiğim bir kitaptı. Benden önce annem okudu ve bitirdiği andan itibaren başımın etini yedi, oku oku diye. Ben de psikolojik olarak, biri bir şey yapmamı devamlı söylediğinde işi ağırdan alır, gönülsüz yaparım.

Amat'a başladığımda da durum böyleydi. Annem her gün kaç sayfa okuduğumu, hikayenin neresinde olduğumu sordukça daha az okuyasım geliyordu fakat kitabı okuduktan sonra kadına hak verdim.

Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra biriyle konuşamamak işkence olsa gerek!

Kitabın konusundan bahsetmem gerekirse; kısaca türlü türlü insanın içinde olduğu Amat isimli bir gemide yaşananları okuyoruz. Karakterler her Anar kitabında olduğu gibi asla rastgele değil, hepsinin belirleyici özellikleri mevcut, hepsi birbirinden ilginç, sıradışı karakterler. Öne çıkanların hikayesi, arka planı anlatılmış; bu da bu tiplemeleri daha gerçekçi kılıyor okurun gözünde bence. 

İhsan Oktay Anar'ın kitaplarında en çok sevdiğim şey yazarın birçok olaya, tarihsel kişiliğe, efsanelere göndermelerde bulunması. Karakterlerinin çoğu zaman başka bir kişiyi, olayı ya da durumu simgelemesi ve bir de kelime oyunu yapması. 

Bunları yapmasına gerçekten bayılıyorum ve onun kitaplarını okurken kaçırdığım bir sürü detay vardır diye düşünüyorum. Zira yazarın yaptığı bu üstü kapalı referansları anlayabilmek için belirli bir birikim, okumuşluk, genel kültür gerekiyor bence.

Ki yine bana göre, onun kitaplarını bu kadar değerli ve eşsiz kılan da yazarın bu özelliği.

Kitabın başları, yine diğer Anar kitaplarında olduğu gibi, bana karışık geldi. Okudukça açılacağından emin olduğum için ve bu duruma diğer kitaplardan da alışık olduğum için sabrettim ve yalnızca okumanın keyfine varacağım o kısımların gelmesini bekledim. 

Kitabın ortalarında diyordum ki, "Ehh, yazarın en iyi kitabı değil. İdare eder."

Sonlara doğru açıklanan birkaç gerçekle, "Vay be, yazar yine yapmış yapacağını." dedim.

Sona geldiğimdeyse, ağzım bir karış açık kaldım.

Kitap bitti, annemle başladık romanın kritiğini yapmaya. En sevdiğim kısım da budur zaten, bir başkasıyla o kitap hakkında konuşmak ve konuştukça kitaptan daha çok şey almak, kitap hakkında daha çok şey keşfetmek. Farklı iki zihnin, bir hikayeyi nasıl değişik yönlerden algıladığını görmek beni her defasında hayrete düşürüyor ve karşımdakinin benden farklı bir bakış açısıyla kavradığı şeyleri ya da yorumladığı olguları dinlemek, bunlar hakkında tartışmaktan inanılmaz keyif alıyorum.

Neyse, diyeceğim o ki bu sohbetten sonra annemle karşılıklı olarak birkaç şeyin daha ayırdına vardık hikayeyle ilgili ve konuşurken ikimizin de hikayenin başını hatırlayamadığımızı fark ettik.

Açtık ilk sayfaları beraber okuduk bir kez daha ve ben o zaman bir kez anladım İhsan Oktay Anar'ın ne yetenekli ve usta bir yazar olduğunu. Konuya girmek için, okuyucuyu ısıtmak için yazıldığını sandığımız o ilk kısımlar aslında geri kalan hikayeyle, hikayenin sonuyla öyle güzel bir bütün oluşturuyor ki annemle yazara hayran olduk.

Eğer kitabı okumaya karar verirseniz, size tavsiyem kitabın başlarını üstünkörü okuyup geçmemeniz. Çok güzel, kitabın bütününü anlamanızı sağlayacak detaylar var ilk sayfalarda ve olur da okumanıza rağmen unutursanız benim gibi, kitap bittikten sonra baştan bir yirmi sayfayı tekrar okuyun derim. 

Kitabın benim açımdan tek eksiği, ki bu eksik de kitabın asıl anlattığını anlamamla birlikte gözümde yok oldu, gemici terimlerinin çok fazla olması ve savaş sahnelerini okurken sıkılmış olmamdı. Bu tamamen benimle alakalı bir sorun, çünkü ben detaylı savaş sahnesi okumaktan hiç keyif almıyorum genel olarak. Bu durum hoşunuza gidiyorsa, Amat'ı kesinlikle çok seveceksiniz demektir.

İhsan Oktay Anar artık tartışmasız en sevdiğim yerli yazar. Sıradaki Anar  kitabım Suskunlar olacak. 



Siz Amat'ı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

13 Ağustos 2017 Pazar

Pazar 6'lısı : 3 Doğru 3 Yalan



Herkese merhaba!

Pazar 6'lısı yazısı yazmayalı çok oldu, özledim. Bu haftanın teması aslında bu değildi fakat ben kitap seçip karakterlere uygun oyuncu bulmak konusunda berbat olduğumu fark edince en iyisi geçen haftanın yapamadığım temasını yapayım bari dedim. Zaten yapamadığıma üzülmüştüm, bu haftayı onunla doldurayım. 

Olay şu, aşağıya kendimle ilgili altı şey yazacağım. Bunlardan üçü doğru üçü de yanlış. Sonra sizlerden tahminlerinizi rica edeceğim. Çok eğlenceli değil mi?





1- Okuduğum kitabın bana ait olmasını isterim, bu yüzden kütüphane kültürüm yoktur.

2- Yazmak için okumak gerektiğini düşünürüm.

3- Yerli kitapları okumaktan çekinirim. 

4- E-kitap okumak konusunda sıkıntı çekmem; kitabı okumanın, elinde tutmaktan, hissetmekten daha önemli olduğuna inanırım.

5- En sevdiğim klasik eser Gurur ve Önyargı'dır.

6- Her tür kitap okurum, kitap seçerken tür farkı gözetmem.




Tahminlerinizi merak ediyorum!

6 Ağustos 2017 Pazar

Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri / Joel Goebel | Kitap Yorumu


Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri

(Torture the Artist)

Joey Goebel

Çeviren : Berna Biçen

Yayım Yılı : 2004


Herkese ayın ilk kitabının yorumuyla merhaba!

Öncelikle ismiyle, sonra kapağındaki hüzünlü gözlerle ve en sonunda arka kapak yazısıyla ilgimi çeken bu kitabı hiç aklımda yokken satın alıverdim ve normalde yeni aldığım kitaplar kitaplığımda okunmayı bekleyenler arasına koyulup orada uzun süre bekletilseler de bu sefer bir istisna yaptım ve onu hemen okudum.

Öncelikle oldukça sıradışı şu tanıtım yazısını sizinle hemen paylaşmak istiyorum;

Bunu sana söyleyen kişi ben olduğum için üzgünüm ama sen hiçbir zaman mutlu olmayacaksın. Dünyayı asla kurtaramayacaksın. Gerçek aşkı asla bulamayacaksın. Gündüzlerin uzun ve eğlencesiz olacak. Gecelerinse yalnızlıktan ibaret. Olur da mutluluğu andıran bir duygu hissedersen, kesinlikle sonuna kadar yaşa. Çünkü sürmesine izin vermeyeceğiz.

Normalde yazarının adını daha önce duymadığım kitaplara temkinle yaklaşırım ve birinden iyi bir yorum görmeden/duymadan o kitabı satın almam. Fakat geçenlerde Kitapsan'da öylesine dolanırken Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri'ni indirimli kitaplar arasında gördüm - bilirsiniz, indirimli kitaplar arasında size hitap eden kitapların olması mucizevi bir olaydır aslında - ve arka kapağını da okuyup üzerine fazla düşünmeden aldım. Oradaki çalışan da kitap hakkında bir fikri olmasa da Goodreads'te iyi bir puan aldığını söyleyince ona güvenmeyi seçtim. 

Öncelikle kitabın kurgusu öyle orijinal ve normalde okuduklarımızın öyle dışında ki böyle bir kitabı şans eseri bulduğum için kendimi çok mutlu hissediyorum. 

Her şey, büyük bir medya şirketinin ortağı Bay Lipowitz'in televizyonda, radyoda hakimiyet kurmuş olan popüler kültür ürünlerinden çok rahatsız olması ve ölmeden önce sıradan halka kaliteli sanat ürünleri sunabilmek istemesiyle başlıyor. O "...günümüzde kitlelerin kabul ettiği saçma sapan eğlencelerin yerine ortaya doğru dürüst işler koymak istiyordu..." Bu nedenle bu büyük medya şirketine bağlı bir okul olan New Renaissance Akademisi'ni kuruyor, burada ücretsiz olarak, kâr amacı gütmeden doğuştan yetenekli çocukları eğitmeyi amaçlıyor. 

Bunu yaparken kullandığı yöntemse, acı. Acının sanatta ilham vazifesi gördüğü görüşü doğrultusunda akademiye giren her bir çocuğa ihtiyaçları olan bu ilhamı alabilmeleri için onların hayatına müdahale edecek menajerler atıyorlar.

Ana karakterimiz, Vincent da yazma konusunda ciddi bir yeteneğe sahip. Kendisi de yaşıtlarından oldukça farklı bir kişiliğe sahip. Doğru düzgün bir aileye bile sahip değil. Hikayemizin anlatıcısı Harlan da onun menajerliğine atanıyor ve Vincent'in tuhaf kariyeri, acıklı hikayesi böylece başlamış oluyor.


- Sanat var olduğundan beri, acı ilham vazifesi görür.

- Kurt Cobain gibi mi?

- Aynen. 

Kitabın anlatımı, yazarın üslubu çok hoştu benim için. Kurgunun çıkış noktası olan sanatın acıdan beslendiği görüşünü zaten benimsiyordum ve bu hikaye ile bu konu hakkındaki fikirlerimi pekiştirdim. Harlan ve Vincent, ama özellikle Vincent, en sevdiğim karakterler arasına girdi. Vincent'ın duygusallığı, hassaslığı, içe kapanıklığı ve melodramatikliği, hatta olumsuzluğu kendimi ona çok çok yakın hissetmeme neden oldu. Ruh eşim bile olabilir, o derece aynı duygu ve düşüncelere sahibiz Vincent ile. Özellikle cennet ile ilgili düşüncelerini ve Harlan'a yazdığı o melankolik mektubu okuyunca dedim ki ben bu adamla evlenmeliyim!

Okurken hep bir korku vardı içimde, bir sonraki bölümde ne olacak diye. Sonu hakkında da hiçbir fikrim yoktu ama kitabın geneline bakıldığında tahmin yürütmesi çok da zor olmayan bir sondu aslında. Böyle bir hikayenin bitmesi gerektiği gibi bitti. 

Popüler kültür yerlemeleri çok yerinde ve haklıydı. Yazarın kullandığı tipler her gün ekranlarda gördüğümüz, radyolarda duyduğumuz - izlediğimiz ya da dinlediğimiz demiyorum - insanların birer yansıması, birer sembolüydü. İyi niyetlerle, büyük umutlarla ve güzel mi güzel hayallerle girişilen bir projenin bile nasıl bu iğrenç piyasa da harcanabileceğini bir kez daha okuyor, buna şahit oluyoruz. İnsan üzülüyor fakat elden ne gelir?

"Andre Maleaux'nun da dediği gibi, sanat insanın ölüme isyan etmesinin tek yoludur."

Kısacası hakkında hiçbir fikrim olmamasına rağmen, öylesine aldığım bu kitabın en iyilerim arasına girmesi beni acayip mutlu etti. Hiç beklemediğiniz anda gelen mutlu bir haber gibi. Ya da ne bileyim, uzun zaman önce kaybettiğiniz ve aramaktan dahi vazgeçtiğiniz o eşyayı bulmak gibi. Ve evet, reading slump durumuma ilaç gibi geldi. Muhteşemdi be!

Okuduğum yorumlara göre yazarın diğer kitapları pek sevilmiyormuş, en iyisi bu kitabı deniliyor. Bir tavsiyesiniz varsa bu konuda hemen yazın! Kara mizah & yer altı edebiyatı kitaplarını çok seviyorum. Bu yüzden yazarın diğer kitapları da bu türdense bir şans vermeyi düşünüyorum kesinlikle. 

Okumanızı %100 tavsiye ederim.

En sevdiğim grup Florence and the Machine, en sevdiğim tv programı Lost ve en sevdiğim film Babam ve Oğlum. (Kitabı okuyanlardan ve okuyacaklardan bunu bekliyorum.)



"Eğer dünyadaki tek bir zihin tarafından düşünülmüyorsan gerçekten var mısın?"

Siz 'Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri'ni okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

4 Ağustos 2017 Cuma

Mim : Yaz Abur Cuburu




Herkese yeniden merhaba! 

Sevgili Öneri Makinesi bu çok eğlenceli mimi oluşturup beni de mimlemiş, ne kadar mutlu olduğumu anlatamam!

Mimlenmeyi, mim yazıları yazmayı en çok seviyorum, bu yüzden teşekkürler Öneri Makinesi. Onun mim yazısını da okuyun, çok eğlenceli. Burada!


1. Yazın çıkan, çok sevdiğim sanatçıdan/gruptan bir şarkı.

- Halsey / Devil In Me

Halsey aslında çok fazla dinlediğim bir sanatçı değil, sadece dönem dönem çok fazla takıyorum o kadar. Bu albümü çıktığında da o dönemlerden birindeydim sanırım, o yüzden çok sevinmiştim. Bu da albümden dilime en çok dolanan şarkısı aslında.




2. Bu yaz en yeni keşfin.

- Charlotte Cardin

Kendi şarkıları da çok güzel, başka şarkıları da çok güzel yorumluyor. Özellikle bu coverını tekrar tekrar dinleyip duruyorum.




3. Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı

- Kiwi / Harry Styles

Harry Styles'ın Harry Styles albümünü beğendiğimi bir raporda söylemiştim sanırım. O albümden bu şarkıyı dinlemekten bıkamıyorum. Birden dinliyor ya da söylüyor buluyorum kendimi. Kendisini sevdiren bir tınısı var bence, ya da ne derler, şeytan tüyü?




4. Bu yaz en çok duyduğun şarkı

- Shape of You / Ed Sheeran

Sanki birden herkes Sheeran dinler oldu. Herkes paylaşıyor, her yerde dinleniyor. En son bir düğünde duyunca cidden şok oldum artık :D 




5. Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğin bir şarkı

- Between the Bars / Elliott Smith

Hatta bu sayede Charlotte'ın coverını da keşfettim.



6. Sence bu yazın en favori hiti

- Back to You / Louis Tomlinson feat. Bebe Rexha & Digital Farm Animals

Aslında yaz hitlerini pek dinlemem ama bu şarkı cidden peşimi bırakmadı, bırakmıyor. 



7. Senin bu yazını anlatan bir şarkı

- 'Till the Clocks Go Forward / James Bay

Yani, 'okullar açılana kadar'. Bu benim bu yaz yaşadığım ve bir türlü atlatamadığım reading slump durumum için kendime devamlı söylediğim bir şey. Bu yazı, bu okuyamama durumuyla hatırlayacağım galiba.





Yapmak isteyen herkesi mimliyorum, Muggle mimledi dersiniz, ben de keyifle okurum!


1 Ağustos 2017 Salı

Aylık Rapor | Temmuz 2017


Herkese merhaba!

Bir önceki mim yazımı okuyanlar bir okuyamama durumu yaşadığımı biliyorlardır. İşte bu yüzden bu ayın çoğunu, gözüm kitaplarıma takıldıkça kendimden utanarak geçirdim. Vicdanım beni bir türlü rahat bırakmadı ama elim de bir türlü okumakta olduğum kitaba gitmedi. Hep başka şeylerle meşgul oldum ki bu meşguliyetlerimden Ne Var Ne Yok yazımda bahsedeceğim.

Okuyamadığım ve pek fazla izleyemediğim için de blogumdan uzak kaldım. Ne yazabildim ne de takip ettiğim blogların yazılarını okuyabildim. Kısacası bu yaz cidden sosyal aktivitelere daha fazla ağırlık verdim sanırım. O yüzden bloggerda fazla vakit geçiremedim. 

Neyse, gelelim bu ay neler okuyup izlediğime...



Okunanlar

En büyük utanç tablosu bu olsa gerek. Yılın en az okuduğum ayı Temmuz olabilir. İlk ve son kitabı birkaç günde okudum. Diğeri, çok hoşuma giden bir kitap olmasına rağmen elimde süründü kaldı. Aslında sindirerek okumam da bir açıdan iyi oldu ama okumak çok uzun sürünce kitaptan yeteri kadar keyif alamıyormuş gibi olduğumdan hoşlanmıyorum uzatmayı. Neyse artık :D 

- Gölün Dibindeki Ev / Josh Malerman 1/5

Birazcık gerilim olsa yeterdi benim için dediğim gibi. Çok şey beklemiyordum kitaptan biraz da olsa ürkmek dışında ama onu da başaramadı ne yazık ki.

Tavsiye edebileceğim bir kitap kesinlikle değil. Bu yılın başından beri okuduğum en kötü kitap oldu. Vakit kaybıydı demek istemiyorum, yazarının ve çevirmeninin emeğine saygımdan fakat okumasam da olurdu diyebileceğim bir kitaptı Gölün Dibindeki Ev.


- İskambil Kağıtlarının Esrarı / Jostein Gaarder 5/5

Sekiz yıl sonra tekrar okudum ve belki de o zamanlar alamadığım keyfi aldım kitaptan. Bir sekiz yıl sonra yine okuyacağım ve eminim o seferde de bu kitap beni çok farklı yerlere götürüp çok değişik duygulara sürükleyecek. Kim olduğumu, neden var olduğumu sorgulatıp yaşıyor oluşumun, hayatta oluşumun farkına varmamı sağlatacak. Beş yıldız çok az, tüm zamanların favorisi niteliğinde ve zamanın eskitemeyeceklerinden. Okuyun, okutun..

- Canavarın Çağrısı / Patrick Ness 5/5

Fazlasıyla anlamlı bir kitaptı bence, ayrıca acayip akıcıydı. Sade bir anlatımı vardı, estetik kaygıyla yazılmamıştı, vermek istenilen mesaj ön plandaydı bana göre. Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum yine. 

İzlenenler

Filmler

- Shut In (2016) 3/5

- I Spit On Your Grave - Vengeance Is Mine (2015) 3/5

- Anonymous (2011) 4/5

- Dunkirk (2017) 5/5

Uzun zamandır beklediğim bir filmdi Dunkirk ve beklediğime kesinlikle değdi. Beklentilerimi fazlasıyla karşıladı, son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerdendi. Nolan ve Zimmer  yine yanıltmadı, yine hayran bıraktı.

- Miracle in Cell No:7 (2013) 4/5

Kalbime dokunan bir film oldu, büyük ihtimalle öneri yazısı gelecek...

Diziler

Yaz gelsin, bir sürü dizi izleyeceğim diyen ben, bu ay sadece bir dizi izledim, evet.

- Wanted (2017) 4/5

Aksiyonu hiç eksilmeyen bir diziydi, konusu da orijinaldi. Sadece finali bana biraz aceleye getirilmiş gibi geldi. O yüzden bir puan kırdım. 


Kısacası bu ay kitap okuyup dizi/film izlemek yerine gezdim :D

Siz bu ay neler yaptınız?

Tatiliniz nasıl geçiyor?

Benimle paylaşın!

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Mim : Yarıyıl Raporu ( Mid-Year Book Freakout : 2017 )


Herkese merhaba!

Son zamanlarda blogumdan o kadar uzaklaştım ki kendimi kötü hissediyorum. Aslında bu uzaklaşmanın tek bir sebebi var; kitap okuyamamam. 

Şu günlerde "okuyan bir muggle" dan çok, "gezen, tozan ve eğlenen bir muggle" oldum. 

Uzun süredir, Temmuzun başından beri bir okuyamama durumu yaşıyorum ve yakın zamanda geçecek gibi görünmüyor. Okuma hızım düştü filan da değil, okuyamıyorum hiç yani. Vicdanım her ne kadar sızlasa da, ayın başında okumaya başladığım kitap harika bir kitap olsa da ve onu çok merak etsem de elim kitaba gitmiyor. Ayın bitmesine on gün kalmış ve ben hala bir kitabı bitiremedim kısacası, bitirecek gibi de değilim. Rezillik cidden.

Neyse, bu can sıkıntısının arasında Eslem beni kafa dağıtacak, eğlenceli bir mime davet etmiş. Yılın yarısında okuduğum kitapların bir nevi raporu niteliğindeki bu mimi yazarken belki biraz okuma hevesi oluşur içimde. Kendisine çok teşekkür ediyorum, onun keyifli yazısını da buradan okuyabilirsiniz.




01. Şu ana kadar okuduğun en güzel kitap? 

- Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez

02. Şu ana kadar okuduğun en iyi devam kitabı?

- Kan ve Yıldız Işığı Günleri / Laini Taylor

Okumak istediğim bir sürü seri olmasına rağmen okuduğum tek seri şu anda bu - bir de Bayan Peregrine var ama onu okudum saymıyorum, çevirisi beni benden almıştı. O yüzden mecburen bu kitap sene başından beri okuduğum tek devam kitabı aslında.


03. Okumak istediğin ama henüz okuyamadığın yeni çıkan bir kitap?

- Bir İz Bırak / Veronica Roth

Aslında çok da merak etmiyorum ama yeni çıkanlar arasında en merak ettiğim bu sanırım.



04. İkinci yarıda çıkmasını çok beklediğiniz bir kitap?

- Yok :D

05. Sizi hayal kırıklığına uğratan kitap?

- Austen Diyarı / Shannon Hale

Suç tamamen bende. Beklentilerimi -nedense- çok yüksek tutmuştum. 

06. Sizi şaşırtan bir kitap?

- Aya Yolculuk / Jules Verne

Sonunun bu kadar gerçekçi olmasını hiç ama hiç beklemiyordum, o yüzden çok şaşırmıştım.

07. Favori yeni yazarınız?

- İhsan Oktay Anar. 

Yazarın şimdilik üç kitabını okudum ve hepsini çok beğendim. Anar artık kendi edebiyatımızda en sevdiğim yazar oldu. Kitaplar hakkında düşüncelerimi okumak için tıklayın; Puslu Kıtalar AtlasıKitab-ül Hiyelİhsan Oktay Anar (Keşfettiğim Yazarlar #1)

08. En yeni kurgusal aşkınız?

- Duman ve Kemiğin Kızı'ndan Akiva. 

İlk kitapta abartıldığını düşünüyordum ama ikinci kitapta ben de aşık oldum kendisine. Öyle işte.. ^.^ 

09. En yeni favori karakteriniz?

- Otostopçunun Galaksi Rehberi'nden Marvin.

O hayata karşı yılgınlığını, olumsuzluğunu ve melodramatikliğini kendime benzetiyorum. Bu yüzden bu seride de en sevdiğim karakter Marvin, iyi ki var.

10. Sizi ağlatan kitap?

- Ölüm Yadigarları. 

Bu yılın başında bir kez daha okuyup bir kez daha bir sürü ağlamıştım.

11. Sizi mutlu eden kitap?

- Adulthood is a Myth

Karikatürlerden oluşan bir kitap ve ben bir yolculuk sırasında okuyup bitirmiştim. Çok doğru tespitler mevcut kitapta ve acayip eğlenceli. 

12. En beğendiğiniz kitaptan uyarlanan film?

- Fantastik Canavarlar

13. Bu yıl yazdığın favori kitap yorumun?

- Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez

Okumak için, tıklayın.

14. Bu yıl satın aldığın en güzel kitap?

- Silmarillion / J.R.R Tolkien

Hala okumadım ama kitaplığımda duruyor olması bile beni mutlu ediyor.

15. Yıl sonuna kadar neleri okumak istiyorsun?

- Neleri okumak istemiyorum ki. 

Cidden, bu cevabı verirken hiç utanmadım. Okuyamama durumunu bilenler nasıl bir ruh hali içinde olduğumu anlıyorlardır. Bir an önce yeniden okuyabilmem dileğiyle...


Sanıyorum mimi çoğu kişi yaptı; fakat yapmayanlar varsa onları mimliyorum tüm ciddiyetimle.

Siz yılın ilk yarısında neler okudunuz? Enleriniz neler?

Benimle paylaşın!


3 Temmuz 2017 Pazartesi

Gölün Dibindeki Ev / Josh Malerman | Kitap Yorumu


Gölün Dibindeki Ev

Josh Malerman

Çeviren : Aslı Dağlı

Yayım Yılı : 2017


Herkese merhaba, çoktandır kitap yorumu yapmayan okuyan bir muggledan...

Gönül isterdi ki dönüşümü muhteşem bir kitapla, beğendiğim, hayran kaldığım bir kitapla yapayım ama nasip olmadı.

Yazarın başka bir kitabı olan Kafes'i okuduğumda gerçekten beğenmiştim. Gerilim türünün hakkını veren bir kitaptı. Bu sebepten dolayı Gölün Dibindeki Ev çıktığından beri merak ediyor, okumak istiyordum.

Ayrıca kitabın kapağı da çok güzel değil, mi? Çok şey vaat etmiyor mu? 

Tüm bunlara rağmen ben kitaba tek bir beklentiyle başladım; tek istediğim kitabın beni korkutması, biraz da olsun germesi, ürkütmesiydi. 

İlginç başladığını kabul etmeliyim. İki genç çıktıkları ilk randevuda kimsenin bilmediği, herkesten adeta saklanmış bir gölün dibinde bir ev buluyorlar. Sıradışı, evet. 

İkisi evi keşfe çıktıkları sıralarda hep bir şey olsun diye beklemekten yıldım. Birkaç aksiyonumsu sahne dışında hiçbir şey olmadı beni şaşırtan, geren. 

Kitabın sonu havadaydı. Bu benim için çok sorun değildir çoğu zaman. Ayrıca harika bir şekilde kurgulanıp kasten havada bırakılmış sonları özellikle severim mesela. 

Kafes kitabında eleştirdiğim bir durumdu bu, yazarın olayları bağlayış şeklinden hoşlanmadığımı, tatmin olmadığımı dile getirmiştim kitap yorumunda fakat bu kitabın sonundan sonra Kafes'e haksızlık etmiş gibi hissediyorum.

Fakat yine de sorun sonunda değil kitabın. Birazcık gerilim olsa yeterdi benim için dediğim gibi. Çok şey beklemiyordum kitaptan biraz da olsa ürkmek dışında ama onu da başaramadı ne yazık ki.

Tavsiye edebileceğim bir kitap kesinlikle değil. Bu yılın başından beri okuduğum en kötü kitap oldu. Vakit kaybıydı demek istemiyorum, yazarının ve çevirmeninin emeğine saygımdan fakat okumasam da olurdu diyebileceğim bir kitaptı Gölün Dibindeki Ev.


Siz Gölün Dibindeki Ev'i okudunuz mu?

Hakkında Neler Düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!