20 Haziran 2018 Çarşamba

Ne Var Ne Yok | Haziran 2018 // Ramazan Ayı Raporu


Herkese, dahası gelecekteki bana selamlar!

Bu yazı dizisine 2018 yılında hiçbir güncelleme girmemişim, çok şaşırdım ve bu durum beni biraz üzdü. Çünkü bu 'Ne Var Ne Yok' yazılarını daha çok kendim için, yaşadıklarımı yazıya dökeyim, unutmayayım, okudukça hatırlayayım ve eskileri yad edeyim diye yazıyorum aslında. Bir nevi günlük niyetine yani. 

Bu yazının konusu başlıktan da anlaşılacağı üzere Ramazan ayı dökümü ve bayram gezintilerim. 

Akademik yıl benim için iki hafta önce sonlanmış olsa da ramazan ayı çıkmadan tatile girmiş gibi hissedemedim ben. Çünkü ortada biten dönemlerin yanında devam eden süreçler de varsa ben kendimi rahat hissedemiyor, yeni bir sayfa açmış gibi hissetmiyorum. Bayramın da sonlanmasıyla sanki yaz tatili yeni başlamış gibi bir ruh hali içine girdim. 

Ramazan ayının değerlendirmesiyle başlayayım.

Öncelikle bu dönemde istediğim kadar çok kitap okuyamadım. Ramazan ayı başladığında derslerim henüz bitmemişti. Finallere de çok kısa bir süre kalmıştı. Dolayısıyla bu ayın yarısı okul ve sınavlarla geçti. Yine de elimden geldiği kadar kafa dağıtıcı kitaplar okumaya çalıştım. Mesela Şair Evlenmesi ve Ferhat ile Şirin onlardandı. Arada Oscar Wilde'ın hikaye derlemesi olan Mürver Ağacı'nı okudum. Onu bitiremedim, yarısında bıraktım. Zaten kısa hikayelerden oluşan kitapları sıkılmadan ancak bu kadar okuyabiliyorum. Sınavlarım bitmeden bir de akıcı ve ilginç olduğunu düşündüğüm Hayalet Süvari'yi okudum ama beklediğimi bulamadım. Kitap beklediğimin aksine içimi sıktı, hiç hoşuma gitmedi.

Sınavlarım bittikten sonra çok merak ettiğim ve hevesle satın aldığım Merlin serisinin ilk kitabını, Kayıp Yıllar'ı okudum. Yine beklentilerimi karşılamayan bir kitaptı ama gün içinde güzel vakit geçirtti. Çok akıcı olduğundan zamanın nasıl geçtiğini anlamadım okurken. Bu açıdan iyiydi. Sonra, ramazanın bitmesine bir hafta varken Göçebe'ye başladım. Hala bitmedi. Hala 200 sayfa var bitmesine. 

Bu kitapla ilgili ayrı bir yorum yazısı yazacağım, çok doluyum.

Kısacası ramazan ayı boyunca sadece beş kitap okudum ama Göçebe'nin 600 sayfasını da hesaba katarsak o kadar da kötü bir sonuç değil bence. Sayfa bazında ise 1435 sayfa okumuşum. Bence güzel, umduğumdan çok daha iyi.

İzlediklerimin listesi oldukça kısa. Ramazanın ilk zamanlarında çabucak bitiyor diye 20 dakikalık dizilere saldırıp sadece The Good Place, The Big Bang Theory ve SKAM izledim. Bu tür dizileri izlerken cidden zamanın nasıl geçtiğini, bölümlerin art arda nasıl su gibi akıp gittiğini anlamıyorum, hoşuma gidiyor. 

Pek film izleyemedim çünkü akşamları annemlerle Yabancı Damat izledik, hala da izliyoruz gerçi. Özlemişiz, her şeye rağmen oyunculuklarıyla harika bir dizi bence. 

Ramazan benim açımdan bu sene de çabuk geçti. Bir yarısında okul ve sınavlarla uğraştım, diğer yarısında dizi izleyip kitap okudum. Seçim mitinglerini izleyip vaatleri dinledim, bu konuyla ilgili programları takip ettim. 

Ayrıca stajımla ilgili işleri de halletmeye çalıştım. Stajım temmuzun ortasında başlayacak, havaalanında yapacağım. Çok heyecanlıyım. 

Ayrıca yapacağım stajla güzel tecrübeler edineceğimi umuyor, diliyorum. 

Önümüzdeki seçimin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum bu arada.

Bayram gezintilerimi bir başka yazıda anlatacağım, bu yazının çok uzamasını istemiyorum.

O yazıda görüşmek üzere!



18 Haziran 2018 Pazartesi

Mim: Kitaplar Kalbimden Vurur

Bloga kitap yorumu dışında bir yazı yazmak isterken bu mime iki davet aldım, çok mutluyum. Hemen beni mimleyen Eslem ve Şule ablama teşekkürlerimi göndereyim. Mim yazısı yazmayı da okumayı da çok seviyorum, bir de bu mimlerin konusu kitaplar olunca aldığım keyif ikiye, üçe katlanıyor. 
Eslem'in yazısını buradan, Şule ablanın yazısını ise şuradan okuyabilirsiniz!

1- Okumayı size sevdiren ne oldu?

Buna tam anlamıyla cevap vermem zor. Küçükken, daha okuma yazma bilmezken anne ve babamı okurken gördüğümde onları ne kadar kıskandığımı hatırlıyorum. Sanıyorum ki bana okumayı bu kadar sevdiren onları devamlı okurken görmemdi.

2- Hiç bir kitabı sayfalarını çevirerek okudunuz mu?

Hatırladığım kadarıyla hayır. Aynı kitabı aynı ortamda aynı anda biriyle okumayı çok seviyorum ama tek kitabı birlikte okumak bence çok rahatsız edici ve sıkıcı olabilir. 

3- Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız?

Bir ve üç arasında değişir ama yanıma içinde bir sürü kitap olan Kindle'ımı almadan seyahate çıkmam. Uzun bir seyahat olacaksa basılı kitap almayıp ihtiyaç olduğunda kaldığım yerden almayı da tercih edebilirim. Kısacası bu gideceğim yere ve orada kalacağım süreye bağlı. Sadece yolculuk içinse prensip olarak bir ince bir kalın kitap alıyorum.

4- Asla okumam dediğiniz kategori nedir? 

Böyle bir kategori yok benim için. Romantiğinden politiğine her tür kitabı okuyabilirim. 

5- Kitapları renklerine göre mi alfabeye göre mi sıralarsınız?

Ben kitaplarımı boyutlarına ve yayınevine göre sıralıyorum. Renklerine göre sıralayınca görsel olarak harika bir görüntü elde edecek olsam da alakasız kitapların yan yana durması beni rahatsız ediyor :D

6- Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?

Bilemiyorum, okurken dikkati çok çabuk dağılan insanlardan biriyim. Öyle ki bazen ışık bile odaklanmamı güçleştirebiliyor. Okurken yanımda bir evcil hayvan olsa sanırım okuma etkinliğim olumsuz etkilenirdi. Bu konudan bağımsız olarak; bir köpeğim olsun istiyorum.

7- Bookstagram olarak kendi stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?

Hayır. Zaten aktif bir kullanıcı değilim. Hiç değilim. 


6 Haziran 2018 Çarşamba

Merlin - Kayıp Yıllar / T.A. Barron | Kitap Yorumu


Merlin - Kayıp Yıllar

Özgün Adı: Merlin - The Lost Years

Yazarı: T.A. Barron

Çeviren: Aydın Ekim Savran

Yayım Yılı: 1996


BBC'de yayınlanan Merlin dizisini bilmeyen yoktur herhalde. İşte o dizi benim izlediğim ilk yabancı dizilerden biriydi. Ben İngilizce'ye bir nevi bu diziyi izlerken hayran olmuştum. Olmamak mümkün mü zaten?

Kısacası Merlin'in hayatımda önemli bir yeri var. Hala özlediğimde açar birkaç bölüm izlerim. 

Bu seriyi bu kadar merak etmemin nedeni de diziyi çok sevmemdi. Zaten kitabın kapağında diziyi sevenlere yönelik bir yorum da bulunuyor. "Dizinin hayranlarını peşinden sürükleyecek bir eser." Yazarın kendisi de diziye senaryo danışmanlığı yapmış.

Ayrıca kapağın güzelliği konusunda yorulmadan konuşabilirim. Sizce de çok mistik bir havası yok mu? Serinin diğer kitaplarının, yani Türkçe'ye çevrilmiş diğer kitapların kapakları da harika. Hepsini koy kitaplığa, gün boyu seyret! 

Bununla birlikte, keşke kitabın içi de kapağı kadar mistik ve büyüleyici olsaydı diye düşünmeden edemiyorum. 


Kitap, adından da anlaşılacağı üzere Merlin'in  yetişkinliğini anlatmıyor; onun erken yıllarına odaklanıyor. Bu seri onun çocukken yaşadıklarının ve nasıl bizim bildiğimiz Merlin olduğunun hikayesini anlatıyor. Bu açıdan çok ilgi çekici olduğunu kabul etmek gerekir. 

Kapağından, konusundan ve dizinin neden olduğu bolca hayranlıktan dolayı beklentilerim oldukça yüksekti ama ne yazık ki serinin bu ilk kitabı onları hiç ama hiç karşılayamadı. Okurken devamlı daha ilginç bir şeyler olsun diye bekledim ama bölümlerin sonunda beni okumaya devam ettirecek şeyler bulamadım. Sıkılmamak elde değildi. Tatil zamanı olmasaydı çok uzun süre elimde sürünebilirdi belki de.

Kitaptaki sorun genel olarak maceranın bölüm bazında işlenmesiydi bana göre. Bölüm başlıklarına baktığınızda o bölümde neler olacağını kestirebiliyordunuz bir süre sonra. Kahraman bölüm başlığındaki kişi ya da yaratıklarla karşılaşır, bir sorun ortaya çıkar ve gerilimin yükseldiği anda bölüm biter. Diğer bölümün ilk sayfasında sorun çözülür, yeni bir soruna doğru yol alınır. Sorunların devasa gösterilip böyle şak diye çözülmesi de insanı deli eder.

Bir de kahramanın bölüm sonlarında bayılması var ki sizin de bayılasınız geliyor. 

Bir de ben, bir kehanetten bahsedildiği zaman onun epik bir şekilde gerçekleşmesini bekliyor, istiyorum. Bununla bağlantılı olarak yine kurgudaki kötülük unsurunun yeterince güçlü olmadığı kanısındayım. Aynı şekilde Merlin'in geçmişinin ve adının hikayesinin daha etkileyici kurgulanmış olması gerektiğini düşünüyorum. Kısacası bu gibi, bir kurgunun dinamiğini oluşturan unsurların, genç yetişkin okuyucu için yetersiz kaldığını hissettim kitap boyunca.

Bunları düşünmemin sebebi de benzer daha iyi eserlerle karşılaştırma yapmış olmam büyük ihtimalle. Mesela, kötü bir ruhun etkisi altındaki kral (Kral Theoden), kötülüğün bulunduğu Karanlık Kule ve buraya yaklaşıldıkça gün ışığının azalması (Mordor-Kara Kule), bir ısırık alınca tıka basa doyduğunu hissettiren Ambrossia ekmeği (Lembas) gibi benzerlikler canımı çok sıktı kitabı okurken. 

Tüm bunlara rağmen kitaptaki mekan tasvirleri güzeldi bence. Ne çok uzun ve sıkıcıydı ne de yetersizdi. Betimlenen yerleri ve kişileri rahatça gözümün önüne getirebildim, benim için bu yeterliydi zaten. Yukarıda bahsettiğim bölüm bazında maceralar kitabın akıcılığını olumlu yönde etkiliyordu. Bölümler kısa olduğundan nasıl bittiğini anlamıyordunuz. 

Ayrıca saydığım tüm olumsuzluklarına rağmen ortaokul çağındaki çocuklara hitap edebilir bence. Henüz fantastik okumaya başlamış okurlar oldukça keyif alabilir kitaptan. Tam da bu yüzden, belki kitaplar ilerledikçe, kahramanımız yaş aldıkça kurgu da aynı ölçüde olgunlaşır ve gelişir diye ikinci kitaba bir şans vermek istiyorum açıkçası. Sonuçta seri on iki kitaptan oluşuyor.

Bir de kapaklarına dayanamıyorum, gerçekten çok güzeller.

Son olarak baskıya da değinmek istiyorum. Kapak tasarımını Parodi yayınları kendisi yapmış ve bu konuda bir tebriği hak ediyorlar. Ben okurken hiçbir yazım ya da imla yanlışına, baskı hatasına rast gelmedim. Vardıysa da ufak tefekti ki gözümden kaçmıştır. Çeviri de gayet temizdi, çok yapay ifadelerle karşılaşmadım. 

Toparlayacak olursam Kayıp Yıllar benim için çok tahmin edilebilir bir kurguya sahipti. İşlenilen maceranın aşamaları, yaşanılan zorluklar çok oldu bittiye getirilmişti. Bu tür kitaplarda okumayı sevdiğim ters köşelerden hiç yoktu; yapılmaya çalışılmış ama sönük kalmıştı. Genel anlamda aradığımı bulamadığım bir okuma oldu; yine de ikinci kitabı asla okumayacak kadar nefret de etmedim kitaptan. Bir şans daha vereceğim.


Siz Kayıp Yıllar'ı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

2 Haziran 2018 Cumartesi

Aylık Rapor | Mayıs 2018



Herkese merhaba!

Sınavları bugün itibariyle bitmiş, yaz tatili resmi olarak başlamış bir muggle olarak çok mutluyum. Son zamanlarda okul yoğunluğundan dolayı blogumdan çok uzak kaldım, hakkında bir şeyler yazmak istediğim kitapların yorumlarını daha yazamadım ama olsun. Artık burayla gönlümce ilgilenebilirim.

Geçtiğimiz mayıs ayı okuma ve izleme açısından benim için şaşırtıcı derecede verimli oldu. Hep söylediğim gibi, final haftaları bana yarıyor. Her sene bu dönemlerde çok okuyup çok izliyorum. Sanırım stres atmanın en iyi yolu oluyor benim için. Yine de aynı şey neden vize dönemlerinde olamıyor merak ediyorum.

Neyse, bu ay verilecek sınavların, teslim edilecek ödevlerin stresi dışında güzeldi. 



Okunanlar

Bu ay toplam 7,5 kitap okudum. Çoğu ince kitaplar olsa da geçen ay kendime koyduğum aylık 1000 sayfa sınırını geçerek 1147 sayfaya ulaştım. O yüzden mutluyum. 

*Günlerin Sonu / Susan Eee (388 Sayfa)

Puanım: 3

Bir seriyi daha böylece bitirmiş oldum. Kafa dağıtmak açısından iyi bir okumaydı ama yine de memnun kalmadım serinin son kitabından. Seri hakkındaki genel yorumum için tıklayın.


*Mürebbiye / Stefan Zweig (83 Sayfa)

Puanım: 4

*Yakıcı Sır /Stefan Zweig (88 Sayfa)

Puanım: 5

En sevdiğim Zweig kitapları arasında yerini aldı. 

*Acımak / Reşat Nuri Güntekin (150 Sayfa)

Puanım: 5

Ani bir kararla okumaya karar verdiğim Acımak, favori yerli klasiklerimden biri oldu. Yorumu gelecek.

*Oscar Wilde / Mürver Ağacı - Toplu Öyküler (153 Sayfa)

Puanım: 3

Bu kitap normalde 350 küsür sayfa fakat ben yarısını okuyabildim. İkinci yarısında çok sıkılınca bıraktım. Zaten birbirinden bağımsız hikayelerden oluşuyordu, başka zaman gerisini okurum diye düşündüm. En sevdiğim hikaye 'Sadık Dost' hikayesiydi ve bu hikaye, gariptir, bana Tolstoy'un öykülerini anımsattı. Keza diğer hikayeleri okurken de Oscar Wilde'ın öykücülüğünün beklediğimden daha farklı olduğunu fark ettim. Dorian Gray'den edindiğim izlenim bende farklı beklentiler oluşturmuştu ama yanılmışım.

*Hayalet Süvari / Theodor W. Storm (168 Sayfa)

Puanım: 2

Benim için en büyük hayal kırıklığıydı bu ay. Gotik edebiyat ürünü olması dolayısıyla çok merak ettiğim bir kitaptı ama umduğumu bulamadım, çoğu yerde sıkıldığımı hissettim.

*Şair Evlenmesi / İbrahim Şinasi (17 Sayfa)

Puanım: 5

Kardeşim edebiyat sınavına hazırlanırken eserin adı kulağıma ilişti. Ben de lise döneminden biliyorum tabii eseri ve yazarını ama okumamıştım. Edebiyatımızdaki ilklerden biri olan bu eseri okumamış olmak canımı sıktı, ben de hemen okudum. Çok da sevdim. O kısacık 17 sayfada hem güldürmüş hem de düşündürmüş büyük usta İbrahim Şinasi. 

*Ferhat ile Şirin / Nazım Hikmet (100 Sayfa) 

Puanım: 5

Ferhat ile Şirin'in hikayesini hemen hemen hepimiz biliyoruz. Aynı öyküyü Nazım Hikmet, hem de dramatik olarak nasıl anlatmış çok merak ettim. İyi ki de okumuşum, çok sevdim. Ayrıca bu Nazım Hikmet'ten, şiirleri haricinde okuduğum ilk eser, fakat asla son olmayacak.



İzlenenler

Filmler

*Yol Ayrımı (2017) 4/5

*Coco (2017) 5/5

*Cargo (2017) 4/5

*The Skin I Live In (2011) 1/5

*Back to the Future (1985) 4/5

*Donnie Darko (2001) 5/5

*Fahrenheit 451 (2018) 2/5


Diziler

*The Good Place | 1. Sezon 4/5

*The Good Place | 2. Sezon 3/5

Dizinin konusu, havası, oyunculukları çok hoşuma gitti. Yine de ilk sezonun daha güzel olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki sezonu merakla bekliyorum ve bir önceki sezondan daha iyi bir iş çıkaracaklarını umuyorum.

*Skam | 1. Sezon 3/5

*Skam | 2. Sezon 4/5

*Skam | 3. Sezon 2/5

*Skam | 4. Sezon 4/5

Birden fazla kişinin tavsiyesiyle başladığım Skam'ı bir hafta içinde bitirdim. Bölümlerin kısa olması, olayların akıcılığı filan hemen bitiverecek bir dizi zaten bence. Kafa yormuyor, iyi vakit geçirtiyor işte. Skins'e benzettim biraz, ama çok değil. Sezonlara verdiğim puanlardan da anlaşılacağı üzere favori karekterlerin Noora ve Sana oldu. 

İyidi güzeldi ama dizi, gerçek Norveç yaşantısını yansıtıyor mu çok merak ettim. Norveç hakkında çok bilgim yok ama oradaki gençlerin bu kadar partici olması şaşırttı :D


Siz bu ay neler yaptınız? 
Benimle paylaşın!

6 Mayıs 2018 Pazar

Penryn ve Günlerin Sonu / Susan Ee | Seri Yorumu


Penryn ve Günlerin Sonu
(Penryn and the End of Days)

Susan Ee

Çeviren: Barış Emre Alkım

Türü: Fantastik / Genç Yetişkin


Seriye Ait Kitaplar:

1-Meleğin Düşüşü 
2-Kıyamet Sonrası
3-Günlerin Sonu

Bu seriyi dört ay içinde bitirdiysem bunun sebebi Şule ablanın başlattığı seri kitap okuma etkinliğidir. Normalde serilerin ilk kitaplarını okuyorum, sonra diğer kitaplar sürünüyor, iki üç yıl bekliyor. Bknz: Otostopçunun Galaksi Rehberi. Bknz: Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları.

Penryn ve Günlerin Sonu, okuduktan hemen sonra sizi iyi hissettiren bir seri. Bunun nedeni de hızlı okumanız ve birkaç günde, hatta birkaç saatte bir kitap bitirmiş olmanın verdiği haz. Fakat aradan zaman geçtikçe o kadar iyi hissettirmesinin nedeni anlayamadığınız, hoşunuza giden tek bir şey dahi hatırlayamadığınız o seriler/kitaplardan. Mesela benim için o serilerden biri de Hush Hush serisidir. Neyse...

Serinin konusunu alıntılamakla başlayayım;


Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceleri korkunun ta kendisi. Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, aslında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. Raff e, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raffe, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var. Her şeye rağmen sağ kalıp düşman meleklerin inine gitmeliler. Penryn burada kardeşini bulmayı umut ediyor. Raffe ise binlerce yıllık düşmanlarına karşı tek başına savaşıp kanatlarını ve eski gücünü yeniden kazanmayı.(Tanıtım bülteninden)

Bir dönem, üç yıl önce kadar deli gibi kitap yorumları okuyup yorum videoları izliyordum. Öyle ki bu süreyi gerçekten tavsiye edilen kitapları okumaya ayırsam herhalde bayağı bir kitap eksilirdi okuma listemden. Neyse işte, o zamanlar bu kitap hakkında konuşan üç kişiden üçü de çok övüyordu seriyi. Herkes ayıla bayıla okuyordu filan. Ben de o zamandan beri merak ediyordum ve okumak için çok heyecanlıydım. 

Ocakta, bir tren yolculuğunda başlamıştım ilk kitabı okumaya ve gerçekten yolculuk için güzel bir tercihti; o yolculuk bu seriye başlamak için doğru zamandı. 

Önce serinin sevdiğim yönlerinden bahsetmek istiyorum;

- Meleklerin sanılanın aksine "iyi" olmaması. Melekler yeryüzüne indiklerinde ortaya büyük bir kaos çıkıyor; dünya adeta kıyamet sonrası bir atmosfere bürünüyor. Melekler bir nevi kıyameti başlatan yaratıklar oluyorlar. "Melekler iyidir" klişesini yıkan başka melek kurgusu da okudum ama bu durum da hala klişeleşmediği için (Ne?) hala hoşuma gidiyor. Umarım artık herkes meleklerin kötü olduğunu yazmaya kalkmaz da bunun da suyu çıkmaz.

- Kitapların akıcılığı. Gerçekten, okuyucuyu zorlamayan, hem de hiç zorlamayan, sıkmayan, bunaltmayan basit bir dili var kitapların. Bölümler çok fazla, dolayısıyla çabuk bitiyorlar. Bölüm bitirdikçe de çok okuyor hissine kapılıyorsunuz ve bu - en azından benim - çok hoş bir şey. Kafanızı yormasın, iyi vakit geçirsin diyorsanız seri bu amaç için birebir. Özellikle benim yaptığım gibi yolculuklarda tercih edebilirsiniz.

Evet, ne yazık ki seride hoşuma giden şeyler yalnızca bu kadardı. Kitaplar ilerledikçe seri bozmaya başladı bana göre. Neden mi?

- Karakter gelişimi yoktu ve ben bu tür serilerde karakter gelişimi görmek istiyorum. Penryn, seri devam ettikçe daha kararlı, daha kendini bilen bir kız olacağına, son kitapta çok saçma şeyler düşündü ve yaptı. Kimi yerlerde kızı iki omzundan tutup sarsmak istedim, kendine gel diye. 

- Kitaplardaki aksiyon ve gizem çok anlıktı, en fazla birkaç bölüm sürüyordu. Bu akıcılığı olumlu yönde etkilese de ben çok sıkıldım bu durumdan. İlk kitap bu konuda biraz daha iyiydi diğerlerine göre. Buna rağmen son kitap sanki aceleyle yazılmış, olaylar birdenbire uydurulmuş ve kurguya eklenmiş hissi yarattı bende. 

- İyice açıklanmayan, boşlukta kalan meseleler vardı bence. Zaten seri normalde beş kitap olarak düşünülmüş mü ne. Kısacası havada kalmış konular yüzünden seri bitmemiş gibi geliyor ki zaten bence hikaye ortasında bırakılmış basbayağı.

- Sonu çok beklendik ve saçmaydı. Spoiler olmamasına adına daha fazla şey yazmak istemiyorum ama sonu kesinlikle memnun edici değildi benim açımdan. Hem çok baştan savma, hem de fazlasıyla basmakalıptı. 

- Anlatım akıcıydı basitti filan ama estetik bir dil yoktu bu yüzden. Her ne kadar fantastik bir kurgu olsa da insan edebi bir anlatım da istiyor. Tekrar okumaktan hoşlanacağım hiçbir cümle yoktu mesela. Bir arkadaşım başından geçenleri anlatıyor gibiydi daha çok. Mesela filmi çekilse, ha filmi izlemişsiniz, ha kitabı okumuşsunuz aynı olurdu bence. Kitabı okumanın tek bir artısını gösteremezdim. Tabii anlatım açısından...

İşte böyle. Hızlı zaman geçirtmesi dışında hoşuma gitmeyen bir seri oldu Penryn ve Günlerin Sonu. Çoğu yerinde sıkan, bayan, göz devirten bir hikayesi vardı. Ters köşesi yoktu, çok fazla şaşırtamadı, anlatımı memnun edemedi, kurgusu tahmin edilebilir düzeyde kaldı. Çıkış noktası itibariyle belki özgünlüğü yakalamış olabilir ama bence elimizde çarçur edilmiş bir kurgu var. 

Bir de bahsetmeden geçmek istemiyorum, okuduğum baskıda bir sürü yazım hatası vardı; bazı yerlerde çeviri doğal-doğru hissettirmedi, bir de okurken bunlara sinirlendim üstüne üstlük. Eskiden aldığım için belki DEX yeni basımlarında bu hataları düzeltmiştir, bilemiyorum. Yeni basımları var mı onu da bilmiyorum ama bence siz bu seriye hiç bulaşmayın. Onun yerine okumadıysanız Duman ve Kemiğin Kızı'nı öneririm. 

Onunla ilgili görüşlerimi de şuradan okuyabilirsiniz.



Siz bu seriyi okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

3 Mayıs 2018 Perşembe

Aylık Rapor | Nisan 2018


Nisan ayının nasıl bu kadar hızlı geçip gittiğini anlayan var mı aranızda?

Nisan'ın ilk günleri vizelerle, onlara çalışmakla geçti. Sonrasında biraz rahatlarım kitaplara, dizilere gömülürüm diyordum ama dersler fırsat vermedi. Sunumlar, ödevler derken vize sonrası dönem de kaldığı yerden yoğunluğuna devam etti. Ayrıca son haftalarda staj yeri bulma telaşım da hat safhadaydı. 

Kısacası bu ay nasıl olduysa hep koşuşturmaca ve stresle geçti benim için. 

Okunanlar

Yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü bu ay yine kitap okuma konusunda kendi performansımın altında kaldım: toplam üç kitap, toplam 806 sayfa okumuşum. 1000 sayfanın altında kalmak gerçekten beni üzüyor, ama meşguliyetlerimi düşününce buna bile şükrediyorum. Ayrıca okuduğum üç kitabı da çok beğenmem ve hepsine beş üzerinden beş yıldız vermem bence okuma konusunda güzel bir ay geçirmişim gibi hissettiriyor.

*Başlat / Ernest Cline (506 Sayfa) 

Puanım: 5/5

Üç yıldır filan okumak istediğim bir kitaptı fakat beni son zamanlarda harekete geçiren uyarlamasının çekilmesi oldu sanırım. Filmi izlemeden hemen kitabı okumam gerektiğini hissettim ve iyi ki de öyle hissetmişim. Okurken inanılmaz keyif aldığım bir kitap oldu ki ben hiç oyun oynamayan bir insanım, düşünün. Oyun geeki olan, bir de 80'lere özel ilgisi olan insanlar ne kadar sever bu kitabı düşünemiyorum. Kitabı okuduktan sonra filmin fragmanını izledim ve umduğumu bulamadım açıkçası. Kitabın verdiği memnuniyeti gölgelememesi adına filmi şu sıralar izlemeyi düşünmüyorum.


*Otomatik Portakal / Anthony Burgess (168 Sayfa)

Puanım: 5/5

Yine beklentilerimi karşılayan bir kitap oldu Otomatik Portakal. Kitapla ilgili yorumumu okumak için şuraya buyurun. 

*Beyaz Zambaklar Ülkesinde / Grigoy Petrov (186 Sayfa)

Puanım: 5/5

Tek bir şey söyleyeceğim: Herkesin okuması gereken bir kitap. Kitap hakkındaki düşüncelerimi buradaki yazıda okuyabilirsiniz.

İzlenenler

İzlediklerimi sıraladığımda şöyle bir gülümsedim. İlk yarısı tamamen Sadri Alışık filmi, diğer yarısı ise Kubrick filmi. İzlediğim tek çağdaş filmin yapım yılı 2012; zaten o da The Shining ile ilgili. Kısacası bu ay izlediğim filmlerden çok keyif aldım.

- Ah Müjgan Ah (1970) 4/5

- Afilli Delikanlılar (1964) 5/5

- Turist Ömer (1964) 5/5

- Pantolon Bankası (1965) 4/5

- The Shining (1980) 5/5

- 2001: A Space Odyssy (1968) 4/5

- Full Metal Jacket (1987) 3/5

- Eyes Wide Shut (1999) 5/5

- Room 237 (2012) 5/5

- A Clockwork Orange (1971) 4/5

- Lolita (1962) 5/5

Diziler

- No Game No Life (2014) 5/5



Siz bu ay neler yaptınız?
Benimle paylaşın!



27 Nisan 2018 Cuma

Mim : Blog Yazarlarını Tanıma


Herkese merhaba,

Epey oldu mim yazısı yazmayalı. Aslına bakarsanız kitap yorumlarını bile düzenli yayınlamaya yeni yeni geri döndüm ya neyse. 

Ben yazılarımda kendimden çok bahsederim aslında, kitap yorumlarımdan, dizi önerilerimden olsun benim hakkımda çok şey öğrenebilirsiniz. Bu mim de beni, bizi, blog yazarlarını biraz daha tanımak adına. Beni mimleyen, Bir Sosyolog Bir Kitap ve Hayal blogunun sahibi İzel'e çok teşekkür ederim. Onun mim yazısını buradan okuyabilirsiniz.



1- Nerelisin?

Kütahya'da doğdum ve orada büyüdüm. Fakat yaklaşık dört yıldır İzmir'de yaşıyorum. Burası kendimi bulduğum şehir olabilir, İzmir artık benim vazgeçilmezim.

2- Burcunuz?

Koç burcuyum ama burçlara pek inanmadığımdan özelliklerini filan hiç bilmem.

3- Bloglarda en çok ilgini çeken şey nedir?

Okumadığım kitapların ya da izlemediğim filmlerin incelemelerinden çok okuyup izlediklerimin eleştirisini okumayı daha çok seviyorum aslında. Başka insanların ne düşündüğünü merak ediyorum, bu tür şeyleri farklı bakış açılarından okumak hoşuma gidiyor. Bir de gezi yazılarını ilgiyle okuyorum, özellikle gitmeyi istediğim yerleri detaylıca anlatan yazılara bayılıyorum; hevesimi arttırıyorlar.

4- En sevdiğin mevsim?

Aslında her mevsimi ayrı seviyorum ama denize girebildiğim için yaz diyeceğim.

5- Yabancı dil biliyor musun?

İngilizce ve Almanca biliyorum. Bu sene Rusça öğrenmeye de başladım, umarım onu da ilerletirim.

6- Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?

Film veya dizi izlemekle. Ve yazmakla... Ve çeviri yapmakla...

7- En son hangi kitabı okudun?

Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi okudum ve çok beğendim. Herkesin okuması gereken bir kitap bence. Yorumuna şuradan ulaşabilirsiniz.

8- Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın?

Aklıma hiçbir şey gelmiyor :D Aslında ben çok anlık, geçici pişmanlıklar yaşayan bir insanımdır. Mesela otobüste, keşke buraya değil de şuraya otursaydım sorunsalını devamlı yaşıyorum :D

9- Tuttuğun takım var mı?

Fenerbahçe.

10- Çantanda eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazar mısın?

Cüzdanım, bir şişe su, o sırada okuduğum kitap, kulaklıklarım ve not defterimle kalemim.

11- En sevdiğin içecek?

Çay.

12- Blogunuzdan hiç para kazandınız mı?

Hayır. Aslında kazanabileceğimi de düşünmüyorum :D