16 Ocak 2018 Salı

Damızlık Kızın Öyküsü / Margaret Atwood | Kitap Yorumu


Damızlık Kızın Öyküsü

Margaret Atwood

Özgün Adı : The Handmaid's Tale

Çevirmen : Sevinç & Özcan Kabakçıoğulu

Yayım Yılı : 1985


Daha iyi, asla herkes için daha iyi demek değildir. Kimileri için daha kötü demektir, her zaman.

Kitabı bitireli bir süre olsa da yorumlamak için uyarlama dizisini de izleyip bitirmeyi bekledim. Karşılaştırma yapmak da istiyordum çünkü. Dolayısıyla dün diziyi de bitirince artık roman ve dizi hakkındaki görüşlerimi yazmanın vakti geldi.

Damızlık Kızın Öyküsü bir distopya. Kısırlığın salgın bir hastalık gibi yayıldığı bir dünyada insanların üremesini kontrol altına almak ve sağlıklı bebekler dünyaya gelmesini sağlamak için bir grup hükümete darbe yapıp yönetimi ele geçiriyor. Sonrasında yeni çıkarttıkları yasalarla kademeli olarak kadınların haklarını ellerinden alıyorlar. En sonunda gelinen noktada, kadınlar özgürlüklerini tamamen kaybetmişlerdir ve kendi bedenleri hakkında dahi söz söyleme hakları kalmamıştır. 

Yeni hükümet kadınları doğurganlıklarına göre sınıflandırmıştır. Damızlıklar, hala üreyebilen kadınlardır ve üst mevkilerde bulunan fakat çocuğu olmayan erkeklere tahsis edilirler. Marthalar doğurganlıklarını kaybetmiş kadınlardır ve bu kadınlar da hizmetçi olarak görev yaparlar. 

Damızlık kızlar birer birey olarak bile görülmezler; öyle ki darbeden önceki isimlerini dahi ellerinden alıp kullanmalarını yasaklarlar. Onlar artık, görevlendirildikleri evin sahibi olan adamın ismiyle çağrılırlar. Bu kitapta da o kızlardan birinin, Fredinki'nin öyküsünü okuyoruz.



Zaten konusu itibariyle çok korkunç, insanı dehşete düşüren bir kitap olduğunu tahmin edebilirsiniz. Fakat ben yine de okumadan önce bu kadar etkileyici olduğunu tahmin etmemiştim. Bir kadının içinde yaşayıp yaşayabileceği en korkunç yönetime şahit oluyorsunuz; okuduktan sonra kabuslarıma dahi girdi. 

Damızlık kızın hikayesini okurken sık sık geriye dönüşler yaşadık ve darbeden önceki zaman dilimini ve sonrasındaki ilk dönemleri de öğrenme fırsatımız oldu. İnsanların bu yönetime doğru ilerlerken belirtileri görmezden gelmesi, çok da önemsememesi ve doğru anda tepki verememesinin sonuçlarının ne kadar korkunç olabileceğini bir kez daha hatırlamış olduk. 

En ürkütücü olan da aslında bu distopyanın çok gerçek-dışı olmamasıydı. Özellikle ülkemizde kadına verilen (!) değeri düşününce böyle bir son çok da olasılıksız görünmedi gözüme. Tüm o vahşetler, aşağılanmalar, hor görülmeler aklıma geldi devamlı ve böyle bir son istemiyorsak kadınlar olarak, insana değer veren erkekler olarak her zaman bilinçli olmamız gerektiğini, kadına karşı mevcut algıyı değiştirmeye yönelik elimizden ne geliyorsa yapmamız gerektiğini düşündüm hep. 


Olay örgüsü çok güzeldi, kurgunun işleyişini çok beğendim. Uygun yerlerde geriye dönüşler yapılması ve yazarın, durumun darbeden önce nasıl olduğuna, darbeye giden süreçte neler yaşandığına dair bir fikir oluşturması o an gelinen noktayı anlamak konusunda okura büyük yardımı olmuştu bana göre. 


Yazarın dili biraz alışılmadıktı. Konuşma çizgileri veya tırnak işaretleri yoktu ve ilk önce bunu çok yadırgadım. Kim konuşuyor anlayamıyordum ama kitap ilerledikçe bu duruma ayak uydurdum ve sonuna geldiğimde de yazarın neden böyle yazmayı tercih ettiğini de anladım. Kısacası olumsuz yorumlara neden olan bu anlatım biçimi beni çok da rahatsız etmedi. 

Yukarıda da dediğim gibi, halkın bilinçli olup böyle olaylara zamanında tepki verebilmesinin önemi vurgulanmıştı bence romanda. İçinde bulunduğumuz günleri göz önüne alırsak bence bu romandan almamız gereken en önemli derslerden biri bu. Şimdi önemsiz gibi görünen küçük gelişmeleri fark edemezsek, tepkisiz kalır ve bunları akışına bırakırsak bir gün kendimizi böyle bir distopyanın içinde bulabiliriz.

Kitap kurgusu gereği, işlediği konu gereği oldukça kasvetli ve hüzünlü. Bu karanlık, iç sıkıcı atmosfer aslında okurun durumun vehametini daha iyi idrak etmesi, ana karakterle empati kurabilmesi  açısından güzel yansıtılmıştı bana kalırsa. Okurken, anlatıcının kullandığı kelimeler, kurduğu cümleler ve sessiz düşünceleri arasındaki umutsuzluk ve yorgunluğu kolayca hissebiliyorsunuz. 

Kitap benden beş yıldız aldı. Bence herkesin okuması, okutması, ders alması gereken bir hikayesi var. Özgürlüğün en büyük nimet olduğunu bir kez daha hatırlatan bir öykü. 



Dizisi ise şimdiye kadar izlediğim en en en iyi uyarlamalardan biri. Kitabı bitirdikten sonra bu öyküyü dizi formatında nasıl uyarladılar diye çok merak ettim. Çünkü bence ancak film olabilecek bir kurguya sahipti; tabii kitapta anlatıldığı kadarıyla. Fakat kurgu öyle güzel genişletilmiş, öyle profesyonelce detaylandırılmıştı ki aynı tadı, hatta bir tık fazlasını aldım diziden. 

Bahsettiğim o karamsar hava o kadar başarılı verilmişti ki hayran kaldım. Oyunculuklar olsun, hikayenin gidişatı olsun benden tam puan almayı başaran bir dizi oldu The Handmaid's Tale. 

İlk sezon kitabın sonuyla aynı şekilde bitti. Bundan sonra tamamen senaristlerin kaleminden çıkanları izleyeceğiz yani, dizi kitaptan çıkmış bulunuyor. 

Kitap da, uyarlaması da aldığı tüm övgüleri hak ediyor.

Muggle ikisini de tavsiye ediyor.



* Görseller alıntıdır.

* Popsugar Reading Challenge 2018 : Feminizmle ilgili bir kitap. 



Siz Damızlık Kızın Öyküsü'nü okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!




9 Ocak 2018 Salı

Duman ve Kemiğin Kızı / Laini Taylor | Seri Yorumu


Duman ve Kemiğin Kızı

(Daughter of Smoke and Bone)

Laini Taylor 

Çeviren : Uğur Mehter

Türü : Fantastik / Genç Yetişkin


Herkese yılın ilk kitap yorumuyla merhaba!

Yılın ilk, serinin son kitabını bitirir bitirmez seri hakkında düşündüklerimi bir yazıp dökeyim dedim. 

Aslında bir dönem, sanırım iki yıl kadar önce bu seri çok popülerdi. O yüzden bu türü sevip de hala okumayan kaldı mı pek emin değilim. Okumayanlar da mutlaka adını duymuştur, seriden haberdardır yani.

Seri aslında bir üçleme, üç kitaptan oluşuyor. Bunlar : Duman ve Kemiğin Kızı, Kan ve Yıldızışığı Günleri, Tanrı ve Canavarların Düşleri.

Hikayeden kısaca bahsedecek olursam;

İlk kitapta olaylar esas kızımız olan Karou'nun etrafında şekilleniyor. Karou on yedi yaşında, Prag'da yaşayan bir genç kız fakat tabii ki sıradan bir genç kız değil. Karou'nun iki farklı yaşamı var. Birinde Prag'da yaşayan sanat okuyan bir öğrenciyken, diğerinde Brimstone'un yanında çalışır. Brimstone insanlara dişler karşılığında dilekler veren bir kimeradır. Karou gerçek dünyada Brimstone ile iş yapacak, diş karşılığında dilek satın alacak kişiler bulmakla, onlarla Brimstone arasındaki iletişimi sağlamakla görevlidir.

 İlk kitabın ilk yarısının biraz sıkıcı geçtiğini hatırlıyorum, fakat yazarın diline, karakterlere ve oluşturulan dünyaya adapte olduktan sonra kitap gayet akıcı olmaya başladı benim için. Ayrıca olayların ilginç bir hal almaya başlaması ve önce düğümlenen, soru işareti oluşturan şeylerin çözülmeye ve aydınlanmaya başlamasıyla okuru kitaba, hikayeye, karakterlere iyice bağladı bence yazar ilk kitabın ikinci yarısında. İlk kitabını geçen sene bu zamanlar, Almanya'dayken okumuştum ve kitaptaki atmosfer bu yüzden çok hoşuma gitmişti. Hatta kitabın son sayfalarını oradayken gidip zaman geçirmeyi çok sevdiğim şehir kütüphanesinde bitirmiştim.

Kitaba başladığımda hikayenin tanrısal bakış açısından yazılmış olması beni biraz tereddüte düşürdü. Bu türde okuduğum diğer kitaplar, Açlık Oyunları, Uyumsuz gibi seriler hep ana karakterin ağzından anlatıldığından ilahi bakış açısını yadırgıyorum çünkü bu şekilde yazmanın, anlatmanın daha zor olduğuna inanıyorum kendimce. Yazarı da tanımadığımdan bunu başarmış olduğu konusunda şüphelerim vardı.

Fakat söylemeliyim ki anlatımı çok çok iyiydi. Aynı şekilde yazılan Harry Potter kadar güzeldi hikayenin aktarılışı. O konuda benim gibi düşünüyorsanız korkunuz olmasın. 

Seri ile ilgili güzel olan bir diğer şey ise bence kurgusunun özgünlüğü. İyi-kötü kalıplarının sınırlarını kaldırıp görünenin aksine iyi ve kötüye farklı bir bakış açısı getiriyor bence yazar. Yarattığı dünya, bu dünyanın sakinleri yine kendine özgü ve hayranlık uyandırıcı. Hikaye devam ettikçe olayların yalnızca Karou'nun etrafında gelişmemesi, sadece onu merkeze almaması da bence çok yerindeydi. 
İlk kitaptan sonra yazar daha farklı karakterleri hikayeye dahil edip onların gözlerinden de hikayeyi bizlere aktarmaya devam ediyor. Can alıcı kısımlarda bakış açısının değişmesi kimi zaman beni meraktan çatlatsa da bu merakı ve ilgiyi canlı tutmak adına seçilmiş bir yöntemdi bence ki işe yaradı. 

Bu bağlamda, bu tür serilerde ana karakterler olan esas kız/oğlanın yanında farklı karakterlere odaklanılması ve onların karakter gelişimlerine de yer verilmesi çok hoşuma gidiyor. Öyle ki genelde ben serilerde merkez karakterlerdense derinine inilen yan karakterlerden birini çok seviyorum. 

Bu karakter Ölümcül Oyuncaklar'da benim için Simon'dı. Duman ve Kemiğin Kızı'nda ise en sevdiğim karakterler Liraz ve Ziri oldu. Sebeplerinden spoiler kısmında bahsedeceğim. 

Seriyle ilgili olumsuz nitelendirebileceğim pek bir şey yok. Olanlarsa detaya girdiği için burada bahsetmeme de gerek yok. Yalnızca son kitapta çeviri ile ilgili biraz sıkıntı olduğunu sezdim. Yanlış ya da hatalı olduğunu düşündüğüm yerler olmadı, bunun yerine düzeltme konusunu yayın evi biraz boşlamış gibi, son okumada gözden kaçan şeylermiş gibi geldi bana. Özne-yüklem uyumsuzlukları gibi çeviriden değil de düzeltmenin yetersizliğinden kaynaklı bir sorundu bence bu. Bunu ilk iki kitapta görmedim, yalnızca son kitap sanki biraz yayınlanmak için aceleye getirilmişti belki de. 

Bu yalnızca benim tahminim tabii ki.

Seri genel olarak konusu, karakteri ve hikayesinin aktarılışı açısından üst sıralarda yer alacak kaliteli bir seri bence. Bu türde kitap okuyanların mutlaka seveceğini düşünüyorum. Öyle güzel ki yazar üç kitap değil bu hikayeyle altı kitap bile yazabilecekken her şeyi tadında bırakıp harika bir şekilde sonlandırdı kitabı. Bu benim için çok büyük bir artı. Konuyu sündürüp birkaç kitap daha çıkarmak için, ticari kaygılarla hikayeyi uzatan yazarlardan hiç haz etmiyorum. 

Duman ve Kemiğin Kızı olması gerektiği gibi biten, hatta tadını damağınızda bırakan bir seri. Üç kitaplık, içinde hem aksiyon hem de romantizm barındıran büyülü bir hikaye. 

Muggle tavsiye ediyor!



Yazının bundan sonrası kitaplar hakkında detaylar içermektedir.

Serinin en sevdiğim kitabı ikinci kitaptı. İlk sayfadan son sayfaya kadar büyük bir merak ve hayret içinde okudum Kan ve Yıldız Işığı Günleri'ni. Ayrıca çok fazla beklemediğim şey oldu. Özellikle sonları muhteşemdi. Karou ve Akiva'nın ayrı olması ve ikisinin arasındakilerin nasıl düzeleceğini merak etmek okumayı daha keyifli hale getirdi benim için. Vıcık vıcık aşk yerine melodram okumayı daha çok sevdiğim için aşıkların ayrı kalması ve aralarındaki yanlış anlaşılmaların çözülmesini beklemek beni sıkmadı, aksine ikinci kitabın favorim olmasını sağladı. Ayrıca ikinci kitapta Ziri ile tanıştık, dediğim gibi kendisi en sevdiğim iki karakterden biri.



Üçüncü kitapta ise hoşuma gitmeyen çok şey vardı aslında. Sonu o kadar güzel olmasaydı çok taşlardım kitabı ama sonuyla gönlümde taht kurdu. 

Yine de birkaç şey söylemeden geçmek istemiyorum.

Öncelikle Jael'in kısımlarının daha aksiyonlu, daha kanlı ve daha ilginç olmasını bekliyordum ama dünyaya geldikten sonra yaptığı tek şey bir otel odasında beklemek oldu. Ayrıca Jael'in yakalanışı, Eretz'de pusuya düşürülmesi filan da çok basit geldi bana. Kitabın başından beri yapacaklarından korkulan, daha öncesinde de millete kan kusturan adam bu muydu dedirtti.

Bu açıdan biraz hayal kırıklığına uğradım. 

Kirin Mağaralarında geçen kısımlar en sevdiğim kısımlardı sanırım. Kimera ve melekler arasındaki gerilim, savaş planları, ittifak oluşturma çabaları filan derken kitabın ortaları su gibi aktı. Bir ara artık meraktan bölüm adlarını bile okumadan diğer bölüme geçtiğimi fark etmiştim. 

Eliza ve Razgut'un hikayesi bende tam oturmadı. Anlayamadım yani o 12 meleğin ve bağların olayını. O kısımları bir kez daha okumayı ya da yabancı forumlardan araştırma yapmayı düşünüyorum. 

Karou ve Akiva arasındaki romantizm nedense beni baydı bu kitapta. Özellikle sonlara doğru devamlı yalnız kalma çabaları filan sıktı beni. Bunun sebebi de büyük ihtimalle onları sollayan bir çiftin ortaya çıkmasıydı : Liraz ve Ziri. Akiva&Karou romantizmi okumak yerine bu son kitapta yeni filizlenen bu aşkı daha fazla okumak istemiştim. Hatta bittiğinde yeterince Liraz&Ziri aşkına boğulmadığım için yazara biraz sitem etmedim değil. Bu çifte doyamadım ve ikisi üzerine bir kitap yazsa hemen üstüne atlarım o derece seviyorum bu ikisini.

Üçüncü kitaptaki bu gelişme için bile seriyi okuduğuma memnunum. Benim için Akiva ve Karou'dan bile daha epik onların aşkı. İkisi de çok acı çekti, ikisi de evlerini kaybetmiş iki ruhtu ve yuvalarını birbirlerinde buldular. İkisi arasındaki o kısacık diyalogları okurken dahi içim eridi. Gerçekten muhteşemler ve bu seriyi güzel kılan şeylerden biri bu çiftti bence.

Mekanlar harikaydı. Yine ikinci kitabın geçtiği yer, Fas dünyada görmek istediğim yerler arasında. İkinci kitabı çok sevmemin nedenlerinden biri de bu olabilir. Meleklerin dünyaya geçtiği portalın Özbekistan'da olması filan çok hoş ayrıntılardı, klişeleri yıkmıştı bence. 

Stelyalılar hakkında daha çok şey öğrenmek, hikayelerinin detaylandırılmasını isterdim. Ama dediğim gibi seri tadında bitti ve bununla hayran bıraktı.

Şimdi gidip Liraz&Ziri fanfictionları aramaya koyulacağım, çünkü dediğim gibi DOYAMADIM.


*Görseller alıntıdır.

* Popsugar Reading Challenge 2018 : 2017'de Okumak İsteyip Okuyamadığın Bir Kitap 


Siz Duman ve Kemiğin Kızı serisini okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!





8 Ocak 2018 Pazartesi

Mim : Geriye Bakış 2017

geriyebakis1

Bu değerlendirme yazılarının yeni yıla sarkmış olması beni çok rahatsız ediyor. Raporlarımı 2017 bitmeden yazıp yayınlamak istiyordum ama hayat (finaller) buna müsaade etmedi ne yazık ki.

Geç olsun güç olmasın diyerek ve hepinize mutlu yeni yıllar dileyerek kollarımı sıvıyorum ve geçmiş yılımı değerlendirmeye başlıyorum.

Bu mimi Aralık'ın son yarısında yazmak için çok heyecanlanmıştım. Hatta Eslem'e bu yıl da böyle bir mim yapıp yapmayacağını bile sormuştum dayanamayarak. Mimin soruları yılınızı genel olarak derğerlendirmek açısından size çok yardım ediyor. Kendisine mim için çok teşekkür ediyorum. Onun eğlenceli mim yazısını okumak için şuraya buyurun.

Öyleyse bu yıl okuduklarıma, izlediklerime, yazdıklarıma bir bakalım;


*Okunan Kitap Sayısı : 60

Evet, bu yıl 75 kitaplık hedefime ulaşamadım, hem de 15 kitap gerisinde kaldım. Bir de geçen yıl hedefimi aştım diye hoplayıp zıplayıp duruyordum. Nazar değdi galiba. 

Yazın yaşadığım reading slump bu gerilemenin en büyük nedeni. Ondan sonra da tam normal rutinimi yakaladım derken vizelerin, finallerin gelmesi filan. Bu dönem akademik açıdan beni en çok zorlayan dönemdi. Umarım bahar dönemi de bu kadar yoğun ve zorlayıcı geçmez. 



*Yılın En Güzel Kitabı : Yüzyıllık Yalnızlık / G.Garcia Marquez

Bu yılı bu kitapla hatırlayacağım galiba. Marquez kitaplarını belirli bir nizama göre okuduğumu blogumu takip edenler bilir. Genelde insanlar Marquez okumaya bu kitapla başlar, fakat ben Pınar ablanın (Pinuccia'nın Kitapları) tavsiyesine uyarak onun paylaştığı bir listeye göre okumaya başladım yazarın kitaplarını. Siz de Marquez okumak için nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız şu videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum.

Yüzyıllık Yalnızlık ise, muh-te-şemdi. Yorumunu şuradan okuyabilirsiniz!

*İzlenen Film Sayısı : 111

Hesaplarken şoka uğradım. Hiç bu kadar çok film izlediğimi tahmin etmiyordum. Bu sayıya göre her üç günde bir film izlemişim. Okuduğum kitap sayısının neredeyse iki katı kadar film izlemişim. Gerçekten, Okuyan Muggle adının hakkını vermem gerek artık.

*Yılın En Güzel Filmi : Hz.Muhammet : Allah'ın Elçisi (2015)

Yıl içinde iki kez izledim ve her seferinde aynı etkiyi bıraktı. Her seferinde ağlattı, her seferinde tüylerimi diken diken etti. İslam'a karşı oluşan olumsuz düşünceler ve tavırların oldukça arttığı bu dönemde dünyaya böyle bir film gerekiyordu. Film peygamber efendimizin çocuklu ve gençliğini anlatıyor. Hikayesini zaten bildiğimiz Fil Olayı'nı ekranda izlemek benim için büyük bir keyifti. 

Ayrıca film, peygamber efendimizin birleştiriciliği ve merhameti üzerinde duruyor, bunu harika bir şekilde vurguluyor. Bu açıdan, İslam dinine karşı büyüyen ön yargıları, en azından açık fikirli insanlar içn, eritebilecek bir yapım.

İranlı yönetmen Majid Majidi'nin ellerine sağlık!



*İzlenen Dizi/Sezon Sayısı : 42

Artık Okuyan Muggle'ın bu yıl okumayıp dizi/film izlediğini anlamışsınızdır. Ama üzülemiyorum çünkü bu yıl çok çok güzel diziler izledim. Bu 42 rakamının 15'i Kore dizisi zaten ve bilen bilir o diziler bir sezondan oluşuyor. Hemen başlanıp bitirilebiliyor. Özellikle bağımlısı olduktan sonra çerez gibi gidiyor; ama iyi anlamda. 

*Yılın En Güzel Dizisi : Signal

Buna cevap vermek cidden çok zordu benim için. Birçok diziye haksızlık etmiş gibi hissediyorum. Fakat saymaya kalksam da çok uzun sürer liste. Bu yüzden en sevdiklerimden yalnızca biri Signal. İzlemediyseniz mutlaka tavsiye ederim. Yorumu için şuraya tıklayın.

*Bloga Yazılan Yazı Sayısı : 80

Az değil, fakat mayıs ayında yaptığımız şarkı meydan okuması sayesinde bu sayıya ulaştım. Bir aylık bir meydan okumaydı ve birçok post paylaştım o sırada. Bunun dışında kitap yorumlarına yeni yılda daha çok ağırlık vermek istiyorum. Yeterince dizi/film yorumu/önerisi yazıyorum zaten. Onlara da tam gaz devam etmek istiyorum.

*Yılın Blog Yazısı : Muggle'dan Öneriler : İngilizcenizi Geliştirmeniz İçin...

Herkese yönelik bir yazı olduğundan bunu seçtim. İçinde kişisel tecrübelerime dayanan öneriler var. Hala okumadıysanız, buyurun şuraya.



Hala yapmayan bloggerlar varsa onları mime davet ediyorum!

Sizin bu yılki enleriniz nelerdi?

Benimle paylaşın!


6 Ocak 2018 Cumartesi

2018 Klasik Kitap Okuma Maratonu #kom2018



Herkse merhaba,

Bu maraton artık neredeyse bir gelenek haline geldi - en azından benim için, bu yüzden çok ama çok mutluyum.

Üç yıl önce, blogumu açtığım sene kendi kendime klasik okumayı sevdirmenin yollarını arıyordum. Bunda bir hocamın sözleri çok etkili olmuştu. İlerleyen ülkelerin ilerlemelerinin, medeniyetlerini geliştirmelerinin nedeninin insanların klasikleri okuması, demişti ve üzerine düşününce ben de bu düşünceyi mantıklı buldum ve benimsedim. Kişinin klasikleşmiş eserlerden çok şey öğreneceğini, bu eserlerle kendisini geliştireceğini ve olgunlaştıracağını, entelektüel açıdan zenginleştireceğini düşünüyorum.

Tabii ki herkes klasik kitap okumak, okumaktan keyif almak zorunda değil. Bu benim kendi kişisel düşüncem tamamen. Ben de bir zamanlar klasik okumaktan pek haz etmezdim. Bunun nedeni çoğu insanda olduğu gibi lisede dayatılarak okutulan kitaplardı. Bu yöntemin herkeste ters etki ettiğini bile bile neden bu yaklaşıma devam ediyorlar anlamış değilim. 

Ben kitap okumayı çok sevip de klasik kitaplardan uzak duran, o kitaplara ön yargısı olan ve keyif almayacağını düşünen insanların doğru kitabı bulamadığını düşünüyorum. 

Neyse, bu yıl okuduğum klasiklerden şu yazımda bahsetmiştim. Geçen sene kendime koyduğum 10 kitaplık hedefi 3 kitapla aşıp 13 klasik kitap okumuşum. Çok değil biliyorum fakat kendimi bilip doğru bir hedef koyduğuma memnun oldum. 

Yine abartmıyorum ve bu sene de kendime 12 kitaplık bir hedef koyuyorum. Demek oluyor ki her ay en az bir tane yerli ya da yabancı klasik kitap okumak istiyorum. 

Klasik kitap okuma konusunda kütüphaneden oldukça faydalansam da bu sene elimde olup da okunmayı bekleyen klasik kitaplarıma öncelik vermek istiyorum. Kendi kitaplığımda okunmamış kitaplar dururken yenilerini almak, kütüphaneden başka kitaplar ödünç almak artık onları kırıyor gibi hissettiriyor bana. Yani bu yıl okumak istediğim klasikler öncelikli olarak şöyle;

*Karamazov Kardeşler / Dostoyevski

*İki Şehrin Hikayesi / Charles Dickens

*Dorian Gray'in Portresi / Oscar Wilde

*Tom Sawyer / Mark Twain

*Hikayeler / Ahmet Hamdi Tanpınar

*Atatürk / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Bir de henüz elimde olmasa da alıp okumak istediğim öncelikli klasikler var. Onlar da;

*İnce Memed / Yaşar Kemal

*Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali

*Sodom ve Gomore / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

*Memleket Hikayeleri / Refik Halit Karay

Bu listeye bağlı kalır mıyım hiç bilmiyorum ama bu sene için klasik okuma tasarılarım bu şekilde. Bu kitaplar içinde yalnızca Karamazov Kardeşler ve İnce Memed'i okusam bile yıl sonunda çok mutlu olurum. Bitiremesem bile ikisinden de birer cilt okumayı çok istiyorum. 

2017'de maraton kapsamında okuduğum her kitabın yorumunu bloga yazamadım. Yeni yılda bu konuda daha disiplinli olmayı planlıyorum. Maratonun amaçlarından biri klasikler hakkında görüşlerimizi paylaşıp insanların bu klasikleri tanımasını sağlamak sonuçta.

Ben kişisel olarak bu maratonun faydasını çok görüyorum. Benim için itici bir güç oluyor. Ayrıca katılan arkadaşların yorumlarını, okudukları klasikleri de görünce iyice hevesleniyorum. 

Umarım geçen yıllarda benimle birlikte klasik okuma maratonu yapan arkadaşlarım da bunun faydasını görüp maratondan keyif almıştır. 

Kısacası,

Üçüncü Klasik Kitap Okuma Maratonuna davetlisiniz!

Bir kez daha belirtmeliyim; bu maratonun amacı hep birlikte klasik okuyup birbirimizin okuduklarından heveslenmemiz. Ayrıca paylaşacağımız klasik kitap yorumlarıyla birlikte güzel klasiklerin daha fazla kişi tarafından okunmasını sağlayabiliriz.

Listenizi ya da hedefinizi belirlediğiniz bir yazı yazıp katıldığınızı bana bildirebilirsiniz. Bu seneki maratonda her ay katılımcıların o ay okudukları kitap yorumlarını da paylaştığım bir aylık rapor tutmayı planlıyorum. Bunun için katılımcılar bu maraton bağlamında paylaştıkları klasik kitap yorumlarına #kom2018 etiketini iliştirirse harika olur.

Yani katılırsanız bana haber vermeyi sakın unutmayın! 





5 Ocak 2018 Cuma

Aylık Rapor | Aralık 2017


Herkese merhaba,

Değerlendirme yazıları arasında kendimi öylesine kaybetmişim ki bu ayın raporunu yazmayı neredeyse unutuyordum. 

Aralık benim için çok yoğun bir aydı ve çok hızlı geçti aslında. Yani geçerken pek hızlı gibi gelmedi sınavlar yüzünden, kabus gibiydi ama dönüp bakınca çabuk geçmiş gibi geliyor. 

İyisiyle kötüsüyle bir dönem daha bitirdim. Bu dönemi hep "en çok çalıştığım" dönem olarak hatırlayacağım. Tabii ikinci dönem daha kötü olmaz, gelen gideni aratmazsa.

Aynı zamanda çok şey de öğrendim. Keyifle katıldığım, ödevlerini bile zevkle yaptığım dersler de aldım, sevmeyeceğimi düşündüğüm ama sonra fikrimi değiştiren dersler de oldu. Grup çalışması sayesinde aynı sınıfta olmamıza rağmen çok da tanımadığım güzel insanları tanıma fırsatı buldum. 

Kısacası yılın son ayı hem koşuşturmaca ve yorucu görevlerle geçti, hem de yılı iyi hatırlatacak şeyler de oldu. 

Gelelim neler okuyup neler izlediğime;




Okunanlar

Bu ay 4ü manga olmak üzere 6 kitap okumuşum. Mangaların çoğunlukta olmasının tek nedeni finaller, ben değilim.


- Akatsuki No Yona Volume 9 5/5

Animesini izleyip çok beğendim fakat devamı çekilmediği için kendimi hemen mangalardan hikayeye devam ederken buldum. Bence çok eğlenceli bir kurgu, tavsiye ediyorum.

- Zübük / Aziz Nesin 3/5

İlk Nesin okuyuşumdu. Aslında kitap çok hoşuma gitti, zaten eleştirel kitapları seviyorum. Bir noktadan sonra ilgimi kaybettiğimi hissettiğim için üç puan vermiştim. Fakat kesinlikle Aziz Nesin okumaya devam edeceğim!

- Akatsuki No Yona Volume 10 5/5

- Madam Arhur Bey ve Hayatındaki Her Şey / Mine Söğüt 2/5

Beş Sevim Apartmanı'ndan sonra yazarın tarzını çok beğenmiş ve hemen diğer kitaplarına saldırmıştım ama cık. Olmadı. Sevemedim.

- Akatsuki No Yona Volume 11 4/5

- Akatsuki No Yona Volume 12 5/5

İzlenenler

Filmler

- The Fountain (2006) 5/5

Beni ne kadar etkilediğini kelimelerle ifade edemiyorum. Yazarak anlatmaya çalışıp içimi döktüğüm şu yorum yazısından filmin bendeki etkisini tahmin edebilirsiniz.

- Requem For a Dream (2000) 3/5

The Fountain'ı çok beğendikten sonra aynı yönetmenden, çok uzun süredir izlemek istediğim bu filmi de izleyeyim dedim. Requem For a Dream bilhassa müzikleriyle - ki The Fountain'ın da müziklerini aynı sanatçı bestelemiş - benim ilgimi çeken bir filmdi. Öyle melankolik ve kasvetli bir havası var ki filmin izlemek için doğru an ve doğru ruh hali gerekiyor bence. Çok üzücü bir hikayesi var bence ve kolay etkilenen bir insansanız - ben gibi - etkisinden birkaç gün çıkamayabilirsiniz.

Şu müziği eskiden dinlemeyi çok severdim ama filmi izledikten sonra duymak bile istemiyorum, tüylerimi diken diken ediyor. 




- Kimi No Na Wa (2016) 5/5

Özellikle çizimleriyle beni benden alan bir animeydi. Hikayesi de çok güzeldi. Duygusal-romantik animeleri seviyorsanız mutlaka izlemelisiniz.

- Pan's Labyrinth (2006) 4/5

Yine uzun zamandır izlemek isteyip ertelediğim bir filmdi. Ben Pan'ın Labirenti'ni çocuk filmi sanıyordum, meğer ne kadar yanılmışım. Hiç umduğum gibi değildi ve çok duygusaldı, beni ağlattı. Müzikleri de çok güzeldi, şu melodi hala duyduğumda beni hüzünlendiriyor.




- I saw the devil (2010) 1/5

Uzak durun. Koşarak uzaklaşın hatta. Böyle saçma, mantıksızlıklarla dolu başka bir film daha izlemedim herhalde. 

- Mr. Nobody (2009) 5/5

İlk önce baş rolünde Jared Leto (kalpkalp) olduğu için izlemek istediğim, sonra biraz daha büyüyünce konusunun da ilgi çekici olduğunu fark etmemle listemde ilk sıraları alan film. Biraz sabır gerektiriyor ama sonrasında buna kesinlikle değiyor. Muhteşem bir film. 

- Paprika (2002) 4/5

Aslında bu animeden umduğumu bulamadım. Beklentimin altındaydı ama yine de keyifli vakit geçirtti bana. Konusu da sıradışıydı fakat bence daha güzel işlenebilirdi.

- 5 Centimeters per Second (2007)

Yorumlarına güvenerek izlediğim ama pek de bir şey anlamadığım anime oldu. İzleyenler ağlamış, hatta kendilerini yerden yere vurmuşlar filan. Anlamadım. Ya ben romantik değilim - ki öyle olduğumu biliyorum - ya da karakterlerle empati kuramadım. Aynı şeyleri deneyimlememiş olduğumdan bana saçma gelmiş olabilir. Bilemiyorum. İçimden puanlamak bile gelmiyor, siz düşünün.

- Prenses Mononoke (1997) 5/5

Enfes.

ateşböceklerinin mezarı ile ilgili görsel sonucu

- Ateşböceklerinin Mezarı (1988) 5/5

Açılış repliğinden sonra bu animenin bana ne yapacağını adım gibi biliyordum ama yine de izledim. Öneri yazısı gelme olasılığı yüksek.

- Bir Ayrılık (2011) 4/5

Aslında çok güzeldi ama açık uçlu sonları sevmediğimden bir puan kırdım. 

-Blindness (2008) 1/5

Vaktinize yazık, uzak durun. 


Siz bu ay neler okuyup neler izlediniz?

Benimle paylaşın!

4 Ocak 2018 Perşembe

2017 Ganimetleri ve 2018 Dilekleri


-Şimdiye kadar yaptığım en güzel şeylerden biri-

Bu yazıyı yazmayı hiç istemiyorum aslında, çünkü içi olumsuzluklarla, ulaşılamayan hedeflerle ve gerçekleştirilemeyen hayallerle dolu olacak!

Yine de herkese merhaba!

Goodreads bu yılın dökümünü ne zaman hazırlayacak derken birden ansızın, hiç beklemediğim bir anda bildirimi gördüm ve şok oldum. Bu kadar erken mi? Ama neden? Ben gerçeklerle yüzleşmeye henüz hazır değildim! 

Geçen yaz tutulduğum reading slumpdan ötürü okuma hedefimin çok çok arkasında kalmıştım. Akademik dönemin başlamasıyla, okul sayesinde hayatım düzene girdiğinde kitap okuma konusunda da toparlanır gibi oldum; tam okuma rutinimi yoluna koymuştum ki kasım ayı geldi çattı. Vizeler ve sonrasında nasıl geldiğini bilemediğim finaller yüzünden yine istediğim kadar çok kitap okuyamadım.

Oysa sonbahar, okumayı en çok sevdiğim aydır. 

Kısacası bu yıl okuma açısından son iki yılın en verimsiz yılıydı.

Her yıl kendime, bir önceki yıl okuduğum kitap sayısını hedef koyuyorum. 2015 hedefim 50 kitaptı, fakat o yıl tam 70 kitap okumuştum. Bu yüzden 2016 hedefim 70 kitaptı. O yıl da hefefimi aşıp 75 kitap okumuştum. Dolayısıyla bu yılın hedefi 75 kitaptı.

İki yıl hedefime ulaşmakla kalmayıp belirlediğim sayıyı aşmama rağmen bu yıl hedefimin tam 15 kitap gerisinde kaldım. 2017'de ne yazık ki yalnızca 60 kitap okuyabildim. 

Bu da demek oluyor ki Okuyan Muggle'ın 2018 okuma hedefi : 60 kitap.



Geçen seneye oranla 15 kitap / 5.000 sayfa daha az okumuşum. Okuyan bir muggle olarak ne kadar üzgün olduğumu tahmin ediyorsunuzdur. Ayrıca beni üzen yalnızca geçen seneye oranla az kitap okumuş olmak değil; geçen sene okuduğum kitaplara bakınca bu yıl istediğim kitapları okuyamadığımı, geçen yılki gibi çok sevdiğim kitaplar okuyamamış olmamdı.

*Bu yüzden 2018 için ilk hedefim canım ne istiyorsa onu okuma politikasına daha çok bağlı kalmaya çalışmak olacak. Maratonlar ya da okuma listeleri için okumak istemediğim kitapları okumayacağım. 

Ayrıca, bu yıl hiç bir seri okumamışım. Bu yıl içinde başladığım üç seri vardı : Bayan Peregrine, Otostopçunun Galaksi Rehberi ve Duman ve Kemiğin Kızı. Bunlardan ikisi üçleme olmasına rağmen, sadece üçer kitaptan oluşmalarına rağmen onları bile bitirecek heves ve azimden yoksunmuşum anlaşılan. 

*Anlayacağınız üzere 2018'de daha fazla seri okumak istiyorum. Okumak istediğim ama nedense hep ertelediğim serilere el atmak istiyorum. Bir dahaki yıla başlamış olduğum tüm serileri bitirerek girmek istiyorum. En azından üçleme olanları. 



Geçen seneki gibi değerlendirmelerinin birinde Harry Potter görmek beni mutlu etti. Kendisi hem okuduğum en uzun kitap, hem de en popüler kitap olmuş. Şaşırtmadı. 

Okuduğum en kısa kitap da tahmin ettiğim üzere bir Zweig kitabı. Kendisi bir novella yazarı olsa da anlattıkları, anlatış şekli yüzlerce sayfalar romanlara bedel bana göre. 2017 ile ilgili memnun olduğum şeylerden biri daha çok Stefan Zweig okumuş olmam sanırım. Olumlu bir gerçek bulduğum için çok mutluyum. 

Okuduğum ortalama sayfa ise 250. Bir önceki sene de bu 255 sayfaydı. Hep gerileme, hep gerileme. 




Güzel kitaplar okumadığımdan yakındım az önce ama okuduğum kitaplara verdiğim puanların (5 üzerinden) ortalaması da 4.1 miş. Ya ben çok insaflı davranıyorum ya da ne okuduğumu unutmuş bir vefasızım.

Okuduğum kitaplar içinde en çok oy alanı ise bir manga. Şaşırdım, onun da Harry Potter olmasını beklerdim ama Akatsuki No Yona da çok mantıksız gelmiyor.

*2018'de okumaktan çok zevk aldığım bu manganın güncel bölümlerini yakalamak istiyorum.

Blogumu takip edenler iki senedir daha çok klasik okumak adına bir klasik kitap okuma maratonu yaptığımı biliyordur. Bu maraton çerçevesinde 2017'de 4 tanesi modern klasik olmak üzere 9 tane yabancı klasik, 4 tane de yerli klasik okumuşum. Bunlar;

- Beyaz Geceler / Dostoyevski

- Devlet / Plüton

- Demir Ökçe / Jack London

- Aya Yolculuk / Jules Verne

- Zaman Makinesi / H.G Wells

- Amok Koşucusu / Stefan Zweig

- Bir Çöküşün Öyküsü / Stefan Zweig

- Olağanüstü Bir Gece / Stefan Zweig

- Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Stefan Zweig

- Ağrıdağı Efsanesi / Yaşar Kemal

- Yılanı Öldürseler / Yaşar Kemal

- Zübük / Aziz Nesin

- Ankara / Yakup Kadri Karaosmanoğlu

2016'da istediğim hedefe ulaşamayınca, hayal kırıklığına uğramamak adına bu yılki hedefimi toplam 10 klasik olarak belirlemiştim ve bu hedefi birkaç kitapla da olsa aşmış olmak sevindirici. Yalnızca yine yabancı klasikleri ağırlıkta görmek biraz üzüyor beni. Bizim edebiyatımızda da çok güzel, klasikleşmiş eserler var.

Bu yıl yine klasik hedefimi 10 kitap olarak belirledim. Mutlaka okumak istediğim klasikler ise;

- İnce Memed Serisi / Yaşar Kemal

- Karamazov Kardeşler / Dostoyevski

Bu ikisi zaten çok uzun eserler, sadece bunları okuyabilirsem bile çok ama çok mutlu olacağım. Bunun yanında yine modern klasiklerden okuyup hedefime ulaşabileceğimi umuyorum. Okunmayı bekleyen çok klasik var ama her yıl listeyi elimden geldiğince eritmeye çalışıyorum. Bu yıl maratona çok asılamadım, bloga her okuduğum klasiğin yorumunu giremedim - ki maratona yorum yazmak da dahil - fakat bu yıl buna daha çok dikkat etmek istiyorum. Klasiklere olan önyargımı birkaç sene önce Jane Eyre ile yıkmıştım ve klasik sevmeyen insanların doğru yazarı, türü ya da kitabı bulamadığı kanaatindeyim. Bu yüzden yorumlara biraz daha titizlik göstermek istiyorum.

Birbirimizi motive etmek adına bu maratona siz de katılabilirsiniz.


Son olarak bu yıl olan güzel şeylerden de bir bahsetmek, okuduğum en güzel kitapları sizlerle paylaşmak istiyorum.

*En sevdiğim yazarlardan biri olan İhsan Oktay Anar ile bu yıl tanıştım.

*Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri olan, hatta başı çeken Yüzyıllık Yalnızlık kitabını bu yıl okudum.

*Edebiyatımızın kıymetli yazarlarından Yaşar Kemal ve Aziz Nesin'in kalemiyle bu yıl tanıştım.

*Birinci sınıftan beri iple çektiğim İngilizce Edebiyat Çevirisi dersini aldım ve beklediğimden bile daha güzel bir dönem geçirdim. İlk kez bu kadar uzun bir çeviri süreci geçirdim, bu süreçte çok şey öğrendim. Grup çalışmasını deneyimleyip eksi ve artı yönlerini kendim görmüş oldum. Ayrıca ortaya harika da bir iş çıktı. Bir dönem boyunca yaptığım çalışmaların ve emeklerin karşılığını böyle somut bir ürünle görmek beni çok ama çok mutlu etti.


*Uzun süredir üzerine çalıştığım bir hikayeyi bu yıl noktaladım; geriye düzenlemesi kaldı.

*2017 ilk kez yurt dışına çıktığım yıl oldu. 

*Her ne kadar şikayet etsem de bu yıl okuduğum çok güzel kitaplar oldu;

- Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez

- Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar

- Suskunlar / İhsan Oktay Anar

- Amat / İhsan Oktay Anar

- Kitab-ül Hiyel / İhsan Oktay Anar

- Demir Ökçe / Jack London

- İskambil Kağıtlarının Esrarı / Jostein Gaarder

- Görünmez Canavarlar / Chuck Palahniuk

- Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri / Joey Goebel


Her şey bir yana 2017 benim için gerçekten güzel bir yıldı. Güzel anılarla hatırlayacağım bir yıl olacak.

2018'ın hepimiz için bol okumalı,sevdiklerimizle birlikte sağlıklı ve huzurlu geçmesini diliyorum.