10 Temmuz 2018 Salı

Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali #kom2018


Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali

Yayım Yılı : 1943


Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu.

Sonunda Sabahattin Ali'nin kalemiyle tanıştım. Geç oldu evet ama sonunda oldu işte...

Kürk Mantolu Madonna bir  dönem herkesin elindeydi; bilmem gösteriş için bilmem gerçekten bir anda değeri anlaşıldığı için. Yalnız yediği yemeklerin bile itinayla, hiç aksatmadan fotoğrafını çeken bir kesim ortaya çıktığı için bu 'Madonnacıları' ben hiç samimi bulmuyordum. Bu tipler yüzünden kitaptan da soğumuştum. Okumaya elim gitmiyordu, hatta kitap boş yere övülüyor gibi geliyordu artık. Piyasayada yalnızca satsın diye övülen, dağlara çıkaran o kadar çok kitap var ki bu da onlardan biri sanıp yanılmışım. 

Sonuçta mevzu bahis kitap, ne olursa olsun, bir klasik. 

Neyse efendim, sonunda ön yargılarımı yıktım, baktım kitapta ortalıklardan çekilir gibi oldu, dedim ki zamanı geldi de geçiyor. 

Kitabın konusundan nasıl bahsetsem bilemiyorum. Hikaye içinde bir hikaye bekliyor bizi. İsimsiz bir anlatıcının hayatındaki en büyük tesiri yapan adamla, Raif beyle tanışmasını okuyoruz önce. Sonra bu tuhaf adamın gerçekten kim olduğunu öğrenmeye geliyor sıra. 

Reşat Nuri'nin Acımak kitabı da hikaye içinde hikayeydi ve ben bu tür kitapları okurken ayrı bir keyif alıyorum. Kitabın başında tanıtılan anlatıcının sonra birinden dinlediklerinin ya da bir günlükten okuduklarının hikaye edilmesi bence kurgunun gerçekçiliğini de kuvvetlendiren bir yöntem. Böylece olanların gerçekten olduğuna, anlatılanların edebi kaygı duyulmadan olduğu gibi aktarıldığına ikna oluyorsunuz. En azından bu tür kitapların bende oluşturduğu etki bu. 

Duyduğum çoğu eleştiri kitabın başlarının sıkıcı ve hatta gereksiz olduğu yönündeydi. Bu bölümde anlatıcının Raif beyle karşılaşması, onu gözlemlediği kadarıyla tanımaya çalışması anlatılıyordu. Ben bu kısımları, Raif beye karşı okuyucuda uyandırılan merak açısından gayet yerinde ve yeterli buldum. Hatta bence romanın asıl hikayeye, yani Raif beyin hayatının anlatıldığı kısmına geçmeden önce bizim de onu yüzeysel olarak şöyle bir görmemiz çok önemliydi. Sonra tıpkı bir buz dağı gibi Raif beyin derinine indikçe neden başta okuduğumuz gibi bir insan olduğunu anlıyorduk. Yani kısacası bana göre romanın başı, hikayenin gelişimi ve sonlanması; romanın genel olarak okuyucuda bırakacağı izlenim ve etki için gerekliydi. 

Bu kitapta beni en çok etkiyen, en çok hoşuma giden şey hikayesinden ziyade yazarın kalemiydi. Neden bilmiyorum çok ağdalı, ağır bir dile hazırlamıştım kendimi. Oysa ilk cümleden itibaren sayfaların nasıl bittiğini anlayamadım. Yazarın dilinin hem bu kadar sade, hafif ve anlaşılır, hem de bu kadar edebi, bu kadar derin ve estetik olmasına çok şaşırdım, aynı zamanda hayran kaldım. Kitapta anlatılan hikaye gayet beklendik, tahmin edilebilir şekilde gelişiyordu. Olay örgüsünü takip etmek, karakterlerin sonuyla ilgili öngörüde bulunmak oldukça kolaydı. 

Hayır, bu kitapla ilgili özel olan şey ne anlattığı değil, nasıl anlattığıydı. 

En son karşı cinsten kendime en yakın bulduğum karakter Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri kitabının kahramanı Vincent'tı. Onunla evlenebileceğimi bile düşünmüştüm. Şimdi ona rakip çıktı, çünkü sanırım Raif'e aşık oldum ben. İç dünyası, düşünceleri, hissiyatı benimkilerle o kadar aynı ki ikimizin ruh eşi olduğuna eminim. Ruhunun derinliğine rağmen içine kapanık olması, kendine has yalnızlığı, hayalperestliği...

Bir de bana mı öyle geldi bilmiyorum ama kitapta çok Dostoyevski havası vardı. İşte o hava da harika bir tat veriyordu kitaba. Yine tekrarlıyorum; bu havayı yaratan da yine hikaye değil yazarın üslubu, anlatımıydı. 

Vallahi daha ne diyeyim, tadı damağımda kaldı. Unutulmayacak o kadar çok satır vardı ki hala okudukça kendimi bir tuhaf hissediyorum. Doğrudan kitabı alıntılasaydım, yapışkan kağıtlarımdan tasarruf ederdim herhalde. 

Okumayanınız kalmamıştır ama, belki benim gibi ön yargısını kıramamış olanlar da vardır. Kırın. Okuyun. Pişman olmayacaksınız.




*Bu kitap #kom2018 kapsamında okunmuştur. Etkinliğin detayları için şu yazıya göz atabilir, diğer katılımcıların bu etkinlik kapsamında yazdıkları yorumlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.



























3 yorum:

  1. Kürk Mantolu Madonna bence bir çok okur tarafından beğenilmekle birlikte özellikle Raif beyin hayata dair düşüncelerinin anlaşılmadığını düşünüyorum. Kitaplara Kaçanlar da "Evimiz Cennetimiz Bizim" başlıklı yazıma bakarsanız, muhtemelen sizinde altını çizdiginiz bir satırı, Raif beyin çok yerinde tespitini tekrar okursunuz.

    YanıtlaSil
  2. Instagramda durmadan kitabın kahveyle yan yana fotoğrafını görmekten bana da illallah gelmişti. Şükür o kesimin hevesi geçti de artık o kadar sık görmüyorum öyle fotoğraflar.

    YanıtlaSil
  3. Bende henüz okumayangillerdenim. :) Ortalıkta çok dolanmasından dolayı bendeki etkisini azaltacağını düşünüyordum. Ama dediğin gibi zamanı geldi de geçiyor. Yazarın ilk Kuyucaklı Yusuf'unu okumuştum ben. Elimde de şuan Sırça Köşk'u var. Yakın zamanda onu okumayı düşünüyorum. :)

    YanıtlaSil