Herkese merhaba!

Sizi bilmem ama benim için yaz demek karpuz demek. Yaz geldi, hem de beraberinde insanı buharlaştıracak derecede sıcakları da getirdi. Soluğumuz hava bile içimizi kavuruyor, rüzgarlar sıcak esiyor, oturduğumuz yerde haşlanıyoruz resmen. Yine de yazın ayrı bir güzelliği var, her ne kadar kendimi tüm gün haşat hissetsem de...

Finallerimin de bitmesiyle sonunda yaz moduna girebildim. Final haftamda da havalar böyleydi ve ben okul yollarında erimekten korkuyordum ciddi ciddi. 



Neyse ki bitti. Artık okul, ders, sınav derdi yok ama Erasmus işleri hala bitmedi. Bitmiyor, bitmeyecek gibi geliyor. Bir konaklama derdimiz var ki sormayın, uykularımı kaçırıyor, devamlı huzursuz ediyor beni. Umarım bir an önce tüm işlerim hallolur ve bir ev bulabilirim, dua edin benim için.

Neyse..


Dün nihayet denize gidebildim. Biliyorsunuzdur belki İzmir'in merkezinde denize girilecek yer yok, Antalya gibi değil ne yazık ki. Denize girmek için kıyı ilçelerine gitmeniz gerekiyor. Normalde herkes Çeşme'ye gider. Çeşme'yi herkes biliyor zaten.. 


Bu sefer bir farklılık yaptık ve Urla'ya gittik. Bu Urla'ya ilk gidişim ki aslında İzmir'e taşındığımdan beri görmeyi en çok istediğim ilçeydi. Beklediğim gibi çook sevdim Urla'yı. Evleri, sokakları, ağaçları, çiçek kokuları... İleride yaşamayı ciddi olarak düşündüğüm bir yer oldu Urla.
Gitmeden önce yaptığım araştırmalarla Kum Denizi Plajını çok merak etmiştim. İlk gittiğimiz yer de orası oldu zaten. Ben sevdim plajı, gördüğüm kadarıyla çok kalabalık olmuyor. Ben de tıkış tıkış plajlardan haz etmediğim için hoşuma gitti. 

Plajı da görüntülemek istemiştim ama insanlar rahatsız olurlar diye fotoğrafını çekemedim. Biliyorsunuz insanlarımız hem çok hoşgörülü hem de çok asabi olabiliyorlar, o yüzden hiç riske girmedim :D

Daha sonra Karantina Adası'na geçtik. Burası benim hem çok ürküp hem de çok merak ettiğim bir adaydı. Ada Sağlık Bakanlığı'na ait ve babam da Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı bir ambulans şoförü olduğundan adaya göreve gittiği oluyordu ve biz de çok merak ediyorduk, ne ki bu Karantina Adası diye. Neler neler hayal ettim bilemezsiniz. Kafam devamlı fantastik kurgulara çalıştığından bir sürü senaryo yazdım. Ama aslında ada şu an bomboş, benim gibi hemen korkunç kurgular ürettiyseniz içiniz rahat olsun yani :D

Karantina Adası'ndaki tahaffuzhane, salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla 1865 yılında Osmanlı tarafından Fransızlara yaptırılmış. Bildiğim kadarıyla bu tahaffuzhane yolcu ve ticaret gemileri için düşünülmüş. 

Adı oldukça korkunç gelse de kulağa, harika bir yer bence. 




- Adaya gidiş yolu. Arabayla buradan geçerken camdan baktığınızda vapurdaymışsınız hissini veriyor. -



- Adanın plajı-

Plajı kapattık :D Bizden başka kimse yoktu, bunun sebebi adanın ne yazık ki halka açık olmaması. Bir zamanlar açıkmış sanırım ama şimdi ada sadece Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği etkinlikler için kullanılıyor. Biz de ancak babamın ricası sayesinde girebildik. 

Bu arada Yüzüklerin Efendisi'ni de plajda bitirdim. Aslında kitabı bir önceki gün gözyaşları içinde bitirmiştim tabii ama ekler kısmı kalmıştı. Onu da orada okumak için aldım çünkü ekler kısmını kafa dağıtmak için okumayı planlıyordum zaten. ( Yorumu gelecek )



- Kum, deniz, kıymetlimiss -

Çok güzel bir gün geçirdim Urla'da kısacası. Yolunuz düşerse İzmir'e, Urla'ya da bir uğrayın derim. Orada yaşayanlara da ayrı bir kıskançlık hissediyorum. Annemle babamı kafaladım sayılır. Hiç olmadı, bir gün ben de emekli olacağım elbet ^.^ 

...

Umarım hepinizin yazı güzel geçiyordur.
Sizde bu aralar ne var ne yok?
Benimle paylaşın!

Bu parça da benden size gelsin. Sevgiyle kalın!