Vakıf / Isaac Asimov | Bence Nasıldı?

 



Bir kez daha kitaplar için büyük beklentilere girmemem gerektiğini, kitapları ne olursa olsun gözümde çok büyütmemem gerektiğini acı bir şekilde hatırlamış oldum (aynısı insanlar için de geçerli - unutmayalım!). 

Vakıf benim için "vuslat" demekti. Onu öylece elime alıp okuyamam diye düşündüğüm, kendimi ona hazırlamam gerektiğine inandığım için önce Asimov'un hem başka kitaplarını hem de diğer serilerini okudum. Artık Vakıf okumaya hazırdım, şimdiye kadar okuduğum kitapları genelde ortalamanın üzerine çıkamasa da (Sonsuzluğun Sonu hariç ki ben onun bile Vakıf'ın altında kalacağını sanıyorum - ahmaklık...) Vakıf'ın diğer tüm kitaplardan çok daha güzel olacağı yanılgısıyla aldım kitabı elime. 

Vakıf'ın temelinde psiko-tarih bilimi var, hikaye bu temel üzerine kurgulanmış. Bu bilimden Asimov ilk kez Robot serisinin üçüncü kitabında bahsediyor: Dr. Han Fastolfe'un "İnsanlık Yasaları" adını verdiği, insan davranışlarının matematiksel olarak tahmin edilebilirliği ile ilgili bir teorisi var. Vakıf'ta bu teorinin Hari Seldon tarafından geliştirildiğini, bir bilim-dalı olduğunu görüyoruz. Mevcut veri kullanılarak toplumların geleceğini ön-görebilen bu bilimin matematiksel istatistiklerine dayanarak Seldon, İmparatorluk'un üç yüz yıl içinde kaçınılmaz bir çöküş yaşayacağını, sonrasında ise tüm galaksiyi otuz bin yıl sürecek karanlık bir kaos döneminin beklediğini iddia eder. Daha kısa vadeli endişeleri olan yöneticiler Seldon'ı bu iddiaları nedeniyle huzur-bozan ilan ederler. Onu ve beraberindeki yüz bin kişiyi galaksinin ücra bir köşesindeki Terminus gezegenine gönderirler, görevleri burada kuracakları Vakıf ile o zamana kadarki bilgi birikimini, bilimsel birikimi bir ansiklopedide kaydetmektir. Böylece kaos dönemini otuz bin yıldan bin yıla indireceklerine inanırlar. Vakıf'ın görünürdeki amacı budur ama Hari Seldon'ın planı farklıdır. Bu plan onun ölümünü de izleyen on yıllar (belki de yüzyıllar?) sonrasına uzanmaktadır.

Şimdi hem bu psiko-tarih kuramının hem de kurgunun temelinde birey değil milyarlarca insandan oluşan kitle hareketlerinin esas alındığını görüyoruz. Asimov, insan topluluklarının davranışlarını tek tek bireylerin davranışlarından farklı olarak incelemeyi amaçlayan bir bilim tasarlıyor. Yani kuramsal düzeyde kitleler son derece önemli. Fakat romanın anlatısında bireysel zekâ, öngörü ve strateji o kadar ön plana çıkıyor ki toplumsal iradenin kendisi geri planda kalıyor. Başka bir deyişle, toplumlar Asimov'un kurduğu sistemde tarihin matematiksel öznesi, evet ama romandaki olay örgüsünde çoğu zaman tarihin edilgen nesnesi gibi varlık gösteriyorlar.

Bir toplumun genel davranışlarını tahmin etmek, onun tarih yapma kapasitesini bütünüyle açıklamaz bence. İnsanlar yalnızca öngörülebilir eğilimlerin taşıyıcıları değil; inanabilen, itiraz edebilen, örgütlenebilen ve beklenmedik kararlar alabilen öznelerdir. Psiko-tarih bilimi de tarihin kahramanlar tarafından değil, derin sosyal ve ekonomik hareketler tarafından yazıldığını savunur. Ancak Asimov, hikayenin akışında klasik "Büyük Adam Teorisi"ne başvuruyor. Bu durum da, kitabın felsefi temeliyle anlatım tarzı arasında ciddi bir tutarsızlık yaratıyor. Kitleler sadece bu dahi liderlerin arkasından giden, kolayca manipüle edilen edilgen (pasif) figürler olarak hikayede yer alıyorlar. Toplum ve topluma içkin dinamikler - en azından bu kitap özelinde - Vakıf evreninde bir karakter değil, sadece bir figüran konumunda.

Oysa bence tarih, büyük insanların - liderlerin, kahramanların toplum için yaptıklarından ibaret değil; toplumla birlikte meydana gelen bir süreç. Çünkü toplum dediğimiz şey canlı ve tepki veren bir organizma. 

Kısacası Asimov, toplumsal dalgalanmaları veya sosyolojik kırılmaları geniş tabanlı bir halk hareketi olarak yazmakta, bunu edebi olarak kurgulamakta bence zorlanmış. Okuyucuya sürükleyici bir hikaye anlatabilmek için kolayca odaklanabileceği, diyalog kurabileceği tekil karakterlere (Seldon, Hardin, Mallow) ihtiyaç duymuş. Bu da yaratmak istediği "toplum bilimi" konseptini kendi elleriyle zedelemesine yol açmış.

Kitapla ilgili olumsuz eleştirilerden biri zaman atlamaları ya hani, ben bunu bilerek, buna hazır olarak başladım kitaba. O yüzden bu iki buçuk yıldızın nedeni (sadece) bu zaman atlamaları değil. Zaman atlaması konseptinin bu hikayeye nasıl hizmet ettiğini (veya bu durumda edebileceğini) anlıyorum. Yukarıda eleştirdiğim durum yüzünden bu konsept de aslında doğru çalışmamış kitapta. Aslında bunun, zaman içinde oluşabilecek krizler ve kırılmalarda, tarihi oluşturacak her bir dönüm noktasında aslında tek tek bireylerin değil, toplumların tepki ve kararlarının etkili olduğunu anlatması - vurgulaması gerekiyordu bence. Ne var ki yine bireyselliğin öne çıktığı bir anlatıya dönüştüğünü, dolayısıyla zaman atlaması konseptinin "tarih dönüm noktalarında mutlaka bir kahraman çıkarır" kabulüne hizmet eder hale geldiğini görüyoruz.

Kitap aslında tam da bu yüzden kolay okunuyor bence: tarihin nasıl yönlendirilebileceği üzerine çok şey söyleniyor ama tarihin onu yaşayan insanlar tarafından nasıl yaratıldığı yeterince incelenmiyor, irdelenmiyor. Diyaloglar üzerinden ilerliyor hikaye, önemli gelişmelerin çoğu karakterlerin karşılıklı konuşmaları, siyasi tartışmaları, açıklamaları ve stratejilerini anlatmaları üzerinden ilerliyor. Karakterlerin ne hissettiklerini, içinde yaşadıkları toplumun gündelik hayatını veya değişimlerin sıradan insanlar üzerindeki etkilerini ucundan da olsa deneyimlemekten ziyade, olayların mantığını açıklayan diyaloglar okuyoruz. Asimov görsel dünyayı tamamen boş bırakmış. Hikaye, mekânlardan arındırılmış soyut bir boşlukta, sadece konuşmalardan ve fikirlerden ibaret. Bu da benim kitaptaki evreni, düzeni, yaşayışı gözümde canlandırmamı ve en basitinden havaya girmemi engelledi.

Kitap ilk olarak bir dergide parça parça, hikaye hikaye yayınlandığı için bu anlaşılır bir durum olabilir aslında ama anlaşılır olması keyif verici olduğu anlamına da gelmiyor bence. 

Sonuç olarak Vakıf benim için karakter gelişimi zayıf, mekânsal tasvirleri yetersiz ve edebi derinliği tam olarak yakalayamamış bir kitap oldu. Benim buradaki hoşnutsuzluğum, kitabın bir uzay macerası ya da aksiyon odaklı olmamasından kaynaklanmıyor; aksine, bilimkurguda felsefi derinliği, sosyopolitik tartışmaları ve fikirsel çatışmaları okumayı çok daha fazla seven biriyim. Ursula K. Le Guin gibi yazarların eserlerinde hayran olduğum o felsefi zenginliği ve entelektüel doygunluğu ne yazık ki Asimov'un bu romanında bulamadım. Çünkü Vakıf, fikir eksenli ilerlemesine rağmen bu fikirleri derin felsefi tartışmalarla değil, kapalı odalardaki tekdüze mantık oyunları ile işlemeyi seçmiş.

Öte yandan kitap, olay odaklı olmamasına rağmen şaşırtıcı derecede akıcı ve sürükleyici bir anlatıma sahip. Ağır ya da hantal bir metin olmaması sayesinde eseri üç gün gibi kısa bir sürede bitirdim. Fakat bu kolay okunabilirliği, edebi zayıflıklarını ve kurgusundaki mantıksal çelişkileri örtmeye yetmiyor bana kalırsa. Asimov bize insanlık tarihinin ve imparatorlukların çöküş döngülerinin makro bir simülasyonunu sunarak bilimkurgu tarihine önemli konseptler kazandırmış olabilir. Ancak bu fikirlerin büyüklüğü Vakıf'ı - hızlı tüketilen bir kitap olsa da - felsefi anlamda derin bir başyapıt kılmaya ne yazık ki yetmiyor.

Seri her kitapla daha güzel oluyor gibi yorumlar gördüm, umut verici. Devam edeceğim fakat hiçbir beklentiye girmemeyi deneyeceğim. Sütten ağzım yandı bir kere..

Yorum Gönder

0 Yorumlar