Follow Us @soratemplates

7 Aralık 2019 Cumartesi

Kasım 2019 | Aylık Rapor

04:48 5 Comments

Yine istediği kadar okuyamadığı bir ayı geride bırakan, okumaya çalışan ama okuma hedefine bir türlü ulaşamayan bu muggledan herkese selamlar!

Kasım ayı vizelerin olduğu aydı, o yüzden kendime çok yüklenmiyorum ama yine de okumaya daha fazla vakit ayırabilirdim gibi geliyor. Okuma konusunun dışında güzel bir aydı Kasım. Taşınmaya karar verdik tekrar, evimizden memnun olsak da komşular ve çevre konusunda çok sıkıntımız vardı. Karar verdikten sonra bir hafta içinde hoşumuza giden bir ev bulduk çok şükür. Şimdi toplanma telaşı başladı tekrar, altı ayda ikinci taşınmamız olacak bu. İnsan yoruluyor haliyle ama bir yandan mutlu ve heyecanlıyız da. Burada içimiz huzurlu değildi çünkü. Bu yorgunluğa değecek inşallah. Önümüzdeki hafta taşınıyoruz, bir aksilik çıkmazsa. 

Burs/kredi sonuçları açıklandı, yine burs hakkı kazanan talihlilerden biri olamadım. Krediyi de kabul ettim çünkü hem çalışıp hep okulu idare edebileceğim bir dönemde değilim şu anda. Tez döneminde belki ama ders dönemi gerçekten hem fiziksel hem de zihnen çok yorucu. Bir de odağımı yalnızca derse vermek istiyorum. Bir yıl daha böyle bakalım, sonrası için bakacağız...

Bir de -geçen ayın raporunda bahsetmemişim- Rusça kursuna başladım. Üniversiteden zaten temelim vardı, sonrasında da unutmak istemiyordum. Kurs filan bakınıyordum ama öyle ciddi bir araştırmaya girişmemiştim. Çok tesadüf oldu Rusça kursunu veren hocayla karşılaşmam. Halk eğitim merkezine başka bir iş için gitmiştim, nasip oldu. A2 kursuna yazıldım hemen. Ekim ayının ortasından beri devam ediyor kurs, harika gidiyor. Rusça'yı gerçekten çok seviyorum ve ilerletmek istiyorum. Haftada iki gün gidiyorum sadece ama biraz da kendim zaman ayırdığımda üniversitedeki derslerden öğrendiklerimin üstüne çok şey kattığımı düşünüyorum. Her dil insana yeni bir bakış açısı kazandırıyor, insanın ufkunu genişletiyor. 

Favori Rusça şarkılarımdan birini paylaşıyorum sizinle:




Ne Okudum?


Okumaya daha fazla vakit ayırabilirdim dedim yukarıda ama aslında bu ay en çok yaptığım şeylerden biri okumaktı. Sadece artık kurgu okuyamıyorum pek. Bu ayla birlikte bunun olumsuz bir şey olmadığını da kabullendim çünkü okurken keyif aldığım ve çok güzel şeyler öğrendiğim makaleler okuyorum. Bu yüzden az okuyorum diye yakınmayı Aralık ayıyla birlikte bırakacağım ve kurgu okuma çabalarım da son bulacak. Şimdi önemli olan alanımla ilgili okumalar yapmak, yeri geldiğinde kurgu da okunur nasıl olsa. 

*Suçlu Zevkler (Vampir Avcısı Anita Blake #1) / Laurell K. Hamilton
Anita Blake serisine başlamayı uzun zamandır istiyordum. Birinci kitabı okumaya başlamam da Lanetli Maratonun sonuna denk geldi. Güzeldi, okurken sıkılmadım en azından. Yalnız çok fazla şey yaşanıyordu ve çok hızlı gelişiyordu her şey. Bu da bir problem aslında çünkü bir olayı sindiremeden bir başkasını okuyunca olaylar karışıyor, insan takip etmekte zorlanıyor bazen. Bu yüzden her okuyuşumda bir önceki bölümün son birkaç sayfasına tekrar göz gezdirdim mesela. Devam ederim belki, vaktim ve hevesim olursa..

*Binbir Hayalet / Alexandre Dumas
Gotik Edebiyat Kulübümüzün kasım ayı kitabı Binbir Hayaletti. Beklentilerimi karşılayan bir kitaptı. Hakkında yazdığım yorumu şuradan okuyabilirsiniz.

*Şarkiyatçılık / Edward Said | 1. Kısım

*Türkiye'de Çağdaşlaşma / Niyazi Berkes | 1. Kısım
Ayın son on günü kaldığını gördüğümde bir panikledim çünkü bu iki kitabı da okuma gibi bir amacım vardı. On günde ikisini birden okuyup bitirmemin imkanı yoktu. Ben de böyle bir çözüm buldum, ikisine de başladım ve ikisinin de birinci kısımlarını okudum. Böylece Şarkiyatçılığın üçte birini, Türkiye'de Çağdaşlaşma'nın ilk 200 sayfasını okumuş oldum. İkisi de ufuk açan kitaplar, henüz bitirmememe rağmen önerebilirim.

*Palto / Gogol
Palto'yu da araya sıkıştırabildim çok şükür. Yorumu gelecek.



Ne İzledim?

Diziler

*Chernobyl (2019)
Yayınlandığından beri izlemek istiyordum, ancak bu ay nasip oldu izlemek. Bence izlemesi kolay, keyifli bir dizi değildi. Çok çarpıcıydı, hala izlemediyseniz ve izlemek istiyorsanız bekletmeyin daha fazla. 

*The Legend of the Blue Sea (2016)
Aslında hevesle başlamıştık ve keyifli keyifli izliyorduk ama bir noktadan sonra çok sıkmaya başladı dizi. Bence mantıksız kısımları vardı ve bunlar beni çok rahatsız etti. Tamam oyuncuları seviyorum, izlemeye de doyamıyorum ama kurgu zayıfsa bunlar benim için yeterli olmuyor izlemeye devam etmek için. 12 bölüm filan izledim sanırım, dizi de 20 bölüm. 20 bölüm bu diziye çok değil mi, izleyen arkadaşlar :D Hani diyorum ki kendi kendime kalan 8 bölümde ne anlatabilirler? Büyük olasılıkla yine boş sahne ve saçmalıklarla dolduracaklar...

*Atypical | 3. Sezon
Bu dizinin havasını çok seviyorum ben. Evet, hoşlanmadığım tarafları var ama akıp gidiyor izlerken. Tavsiye edebileceğim diziler arasında.

*Better Than Us (2018)
Kulağım azıcık Rusça duysun diye başladım ama sonra sardı dizi. Sonra biraz sıkmaya başladı bu da ama devam edeceğim çünkü asıl amacım diziden keyif almak değil kulağımı Rusça'ya alıştırmak. Yine de bu diziye de bir şans verin derim, oldukça ilginç.


Filmler

*Todos Lo Soben (2018)
Filmin sıkıcı olduğu başından belliydi aslında ama inatla izlemeye devam ettik. Konuya bir türlü giremedi. Konuya girdikten sonra da o konuyu hakkıyla işleyemedi sanki. Ben pek beğenmedim. Sonunda ne şaşırdım ne sevindim ne de herhangi bir şey hissedip düşündüm. 

*Fractured (2019)
Netflix yapımı olmasına rağmen güzel filmdi. Gerdi, meraklandırdı ve sonunda da şaşırttı. Bence kesinlikle izleyin.

*Je ne suis pas un homme facile (2018)
Okul için okumamız gereken bir makale bu film üzerineydi. Makeleyi daha iyi anlamak için filmi de izledim, iyi ki izlemişim. Güzel mesajları olan bir filmdi, bazı yerler abartılmış, zorlanmış belki ama genel hatlarıyla insanı düşündüren noktalara dikkat çekiyordu. Filmi izlemenizi öneririm, ayrıca bu toplumsal cinsiyet konusuna meraklıysanız, ilginiz varsa söz konusu makaleyi okumanızı da öneririm. Makaleye şuradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca çeviride toplumsal cinsiyet üzerine yazdığım yazıyı da buradan okuyabilirsiniz.

*To the Bone (2017)
Fragmanından etkilenip izlemeye başladım ama yarısına kadar anca gelebildim, sıkıldım ve kapattım :D

*Klaus (2019)
Şu sıralar duyduğum yeni animasyon ihtiyacımı karşılayan bir filmdi. Çok güzeldi, siz de ben gibi bir animasyon-severseniz mutlaka izleyin.





Ne yazdım?

Yine bloga istediğim kadar, gereği kadar vakit ayıramadım. Yalnızca tek bir kitap yorumu yazabildim: 

Binbir Hayalet / Alexandre Dumas | Kitap Yorumu



Ne Dinledim?

Şöyle bir baktığımda bu ay en çok dinlediğim liste, Anadolu Rock listem olmuş. Bunun içinde de en çok Erkin Koray dinlemişim. Yağmurlu havalarda filan onun şarkılarını dinlemek epey iyi geliyor bana, hoşuma gidiyor. Onun dışında yukarıda da paylaştığım Надежда (Nadejda) isimli Rusça şarkıyı neredeyse her gün birkaç kez dinledim. Bu şarkı bu dile olan hayranlığımı katlıyor. Charlotte Cardin'in sesine bayılıyorum, gerçekten. Kendisi çok bilinen bir sanatçı değil, Kanadalı. Fransızca şarkıları da var ve sesi benim için cidden muazzam. Onu çokça dinledim yine, özellikle Paradise Motion'a kafayı taktım yeniden. Şarkıyı dinlerken şey düşünüyorum mesela, "Bu şarkıyı söylerken ne rahatlıyordur, ne kadar iyi hissediyordur kendini". 

Bu yazıyı yazdığım 6 Aralık günü yeni bir tekli daha çıkarmış olan Harry Styles, Kasım'da da bir tane çıkarmıştı: Watermelon Sugar. Şarkıyı ilk kez stüdyo versiyonundan değil de canlı performanstan dinlemiştim ve hiç beğenmemiştim. Hani enstrümanlar filan arkada tıngırdıyor öyle kendi kendilerine, şarkı da vurgu yok ton yok gibi gelmişti - ki hala aynı şeyi düşünüyorum canlı performansıyla ilgili. Sonra karışık çal modunda o gelince geçmeye geçmeye alıştım şarkıya. Hatta son zamanlarda özellikle onu açıp dinler oldum. Bir önceki tekli olan Lights Up'ı da ilk zamanlar pek sevmemiştim. Şimdi ikisini de severek dinliyorum. Garip... Yeni teklinin (Adore You) de video klibi çok hoş olmuş. 

Film soundtrackı olarak da 君の名は (Kimi no no wa) müzikleri dinledim hep. İnsanı romantik bir moda sokuyor hemen şarkılar. Genel olarak favorim Your Name olsa da bu ay en çok Nandemonaiya'yı dinledim. İkisi de harika, diğer müzikleri de müthiş. Filmi tekrar tekrar izleme hissi uyandırıyor bende...



Sırada Ne Var?

Şu toparlanma-taşınma işlerinden dolayı hala aralık ayının ilk kitabına başlayamadım. Şimdilik, bir ders için de okumam gereken bir kitaba devam ediyorum, alanla ilgili bir kitap. Bu ay okuyacağım diğer kitapların hepsi de alanla ilgili kurgu-dışı kitaplar olacak. İstisna olarak Gotik Edebiyat Kulübü'nün bu ayki okuması olan Operadaki Hayalet'i okuyacağım. Okuyacağım tek kurgu bu olacak büyük olasılıkla bu yüzden yorumunu bloga yazmaya çalışacağım. 

Dün gece kardeşimle Marianne isimli Fransız yapımı, korku türünde olan bir dizi izlemeye başladık. Önerilerine güvendiğim bir arkadaşımın tavsiyesiydi dizi. İlk bölümüyle epey korkuttu, gerdi. Ona devam edeceğim, tabii korkudan izlemeyi bırakmazsam. Onun dışında yakın zamanda Crown'a başlamayı düşünüyorum. Arkadaşlarım epey övüyor, dikkatimi çekmeye başladı. 

Better Than Us'ı izleyip bitireceğim, o bitince Rusça dinlemeye devam etmek için başka bir Rus yapımı diziye başlarım diye düşünüyorum. Bunun için de Netflix'te Azap Yolları diye bir dizi var, gözüme o takılıyor. Ondan sonra ya da onunla birlikte de Sparta isimli diziye bir bakacağım aynı amaçla.

Şimdilik planım böyle. Taşınma işinin zorluğuna, yerleşme işinin ne kadar uzayacağına da bağlı tabii bunlar. İnternet taşınacak falan filan.

Kısacası bana şans dileyin ve sağlıcakla kalın!


Siz bu ay neler yaptınız?

Benimle paylaşın!

18 Kasım 2019 Pazartesi

Binbir Hayalet / Alexandre Dumas | Kitap Yorumu #kom2019

12:58 3 Comments

Binbir Hayalet

Özgün Adı: Les mille et un fantômes

Yazarı: Alexandre Dumas (père)

Yayım Yılı: 1849

Çevirmeni: Alev Özgüner



Karanlık Şato'nun bu ayki okuması Alexandre Dumas'dan Binbir Hayalet'ti. Yazarı ilk defa okuyacak olmasam da adı ve konusu itibariyle, sonrasında hakkında duyduklarım ile ilgimi epey çeken bir kitaptı Binbir Hayalet. Monte Cristo Kontu'nu bu yılın başında okudum ve o kadar çok sevdim ki hala dilimden düşmedi gitti! 2019'un enleri listesinde başı çekeceği kesin. Durum böyle olunca aslında Binbir Hayalet'ten beklentim de yüksekti ister istemez. İçeriğinin, konusunun farklı olduğu farkındalığıyla okudum elbette kitabı.

Ön sözleri sonradan okumayı sevdiğimden bahsetmişimdir mutlaka. Bu sefer de öyle yaptım çünkü ön sözü kitabın çevirmeni yazmış. Özellikle çevirmen ön sözleri kitapla ilgili inceleme içerdiğinden bunları kitabı bitirdikten sonra okumayı daha çok seviyorum. Böyle daha iyi oturuyor kafamda çevirmenin anlattıkları. Ayrıca kitaba, çevirmenin sözleriyle veda edip kitabın kapağını öyle kapatmayı da kendimce romantik buluyorum, ne yalan söyleyeyim. Bana kalırsa siz de ön sözü sonradan okuyun, bu tercihim beni bir kez daha memnun bıraktı.

Kitap Dumas'nın bir dostuna yazdığı bir mektupla başlıyor. Hal böyle olunca insan bir şaşırıyor, okuyacaklarının gerçek mi kurgu mu olduğunu sorgulamaya daha en baştan başlıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bu bahsi geçen hayalet hikayelerini anlatmak için harika bir yöntem seçmiş Dumas. Onları dolaylı yoldan kendisi anlatmak yerine karakterlerine, karakterleri de demeyelim de onları dinlediği kişilere anlattırmış olduğu gibi. Kendisi de bizim gibi dinleyiciymiş aslında. Bir nevi duyduklarını rapor edip bir kitap haline getirmiş gibi bir şey. Kitapta birden fazla hikaye var ve bence hepsi az ya da çok ürkütücüydü. Hikayeyi kitabın bağlamından bağımsız okusam, dinlesem belki bu kadar etkilenmezdim ama Dumas bize bu hikayenin anlatıldığı ortamı da inanılmaz güzel betimliyor. Kendinizi hikayenin anlatıldığı yerde, sus pus olmuş dinleyicilerin arasında hissetmeniz işten bile değil. Kısacası hikayeler kendi başlarına ürpertici olsa da anlatıldıkları mekanın tasviri, o an içinde bulunulan durum ve ortamdaki atmosferin anlatımı hikayelerin etkileyiciliğini arttıran en önemli unsurdu bana göre. 

Monte Cristo Kontu'nda yazarın eğlenceli, yer yer alaycı ve nükteli bir anlatımı vardı. Aynı üslupla bu kitapta da karşılaşmayı bekliyordum ama öyle değildi. Bu kötü bir şey değil, aksine yazarın farklı anlatımlarla okuru karşılaması bence çok hoş. 

Çeviriyle ilgili bir nokta hoşuma gitmedi o da çevirmen notlarına ihtiyaç varken bu tür notların kullanılmamasıydı. Hikayelerin arka planı dopdolu, açıklanması gereken çok şey var okurun ne anlatılmak istendiğini anlaması için. Hikayelerde geçen olaylar, mekanlar, şahıslar dahi gerçek. Bu yüzden Fransız tarihine hakim olmayan her okuyucu kendini yabancı hissedecektir. Çevirmen bu açıklamaları toplayıp ön sözünde bunlara uzun uzun değinmiş fakat ben gibi ön sözü sonradan okuyanlar ya da hiç okumayanlar için metnin içinde bu açıklamalarını yeri geldiğinde yinelemeyi tercih etmemiş. Bana yabancı gelen bu tür unsurlarla karşılaştığımda gözüm hemen çevirmen notu/yayıncı notu vb. bir açıklama arıyor. Bulamayınca kendimi bağlam dışı hissediyorum ve anlayamadığım o şeyi bilmemek beni okuma sırasında inanılmaz rahatsız ediyor. Boş verip geçemiyorum yani, bir şey eksik kalmış gibi hissediyorum ve aklım oraya takılıyor. Tadım kaçıyor kısacası :D 

Dediğim gibi büyük olasılıkla ön sözde özellikle üzerinde durulduğu için metin içinde tekrarlanmamış bu açıklamalar. Bana kalırsa gerekliydi. Okuma kolaylığı sağlamak ve okuyucuyu bağlamdan koparmamak için çok iyi olurdu. 

Bunun dışında çeviri akıcıydı. Alexandre Dumas'nın anlatımı, söylememe gerek var mı bilmiyorum ama, çok sürükleyiciydi. 


Siz Binbir Hayalet'i okudunuz mu?

Hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Benimle paylaşın!

2 Kasım 2019 Cumartesi

Ekim 2019 | Aylık Rapor

06:12 13 Comments

Her ay, bu ay ne kadar hızlı geçti demek gerçekten tuhaf. Ama öyle olmuyor mu sizce de?

Bu ay fazlasıyla yorucuydu, yeni dönemin temposuna ayak uydurmaya çalışmakla geçti ama hızlı geçmiş, şimdi fark ediyorum. Yine yapmayı planladığım çoğu şeyi yapamadım ama adaptasyon sürecim çok da başarısız sonuçlanmadı. Yoğunluk yorucu ama yorulmaya alıştım. Bu da bir şeydir bence. 

Geçen ayın sonunda Kütahya'ya gitmiştik, Ne Var Ne Yok yazımda bahsetmeyi unutmuşum (nasıl unuttuysam). Aslında ben iki yıl önce filan gitmiştim ama annem-babam ve kardeşim uzun süredir görmemişlerdi Kütahya'yı. Ben doğma büyüme Kütahyalıyım. İzmir'e gelmeden önce on üç yıl Kütahya'da yaşamıştık. Dolayısıyla insan bu kadar çok yıl yaşadığı yeri özlüyor - ya da özlemekten öte - görmek istiyor - merak ediyor diyelim. Çünkü benim özlediğim söylenemezdi pek. 

Neyse, biz orda yaşarken Kütahya hiç gelişmiyor, değişmiyor diye düşünürdük ki bence öyleydi de. Bu  gidişimizde çok şaşırdık bu yüzden. Epey değişmiş çünkü. Belediye iyi çalışıyor demek ki dedik. Sokakları İzmir'den temiz. Keşke İzmir de öyle temiz olsa. Eskiden oynadığım sokaklardan, gezdiğim caddelerden geçmek duygusaldı. Bu bana bir 5-6 yıl daha yeter herhalde :D

Ne Okudum?

Bu ay aslında istediğim kadar okuyamadım ama mazeretim belli; okul için olan okumalarım çok fazlaydı. Onlardan fırsat bulup keyif için okuma yaptığım zamanlar çok nadirdi. Okul için yaptığım okumalar da keyifliydi aslında çoğunlukla, onlardan da keyif aldım ama aynı olmuyor tabii. 

*Harry Potter ve Ateş Kadehi / J.K. Rowling 5/5


Geçen ayın sonlarına doğru başlamıştım, o aya yetişememişti. Yarı dinledim, yarı okudum gibi oldu. Storytel  deneme sürecinde dinledim Ateş Kadehi'ni. Uygulamadan dinlediğim tek kitap oldu zaten, bitirmem iki hafta sürdü çünkü. Yine çok keyif aldım. Bu sefer anadilinden okuyorum seriyi. Bir dahakine de Almanca çevirilerini okumak istiyorum... Bakalım, ne zaman fırsat olacak.

*Benim Hüzünlü Orospularım / Gabriel Garcia Marquez 3/5

Aslında severek okudum. Marquez'in anlatımı her zaman bana keyif vermiştir. Yine de en sevdiğim eserleri arasında sayamam bu kitabı. Okuduğuma pişman değilim, hatta iyi ki okumuşum diyorum. Yazarın hayranı olmayanlara ise kitabı önermem. Hayranıysanız mutlaka okuyun derim ama. Öyle bir şeyler işte..

*Vampirle Konuşma / Anne Rice (Yarım Bırakıldı) 2/5

Bu ay Karanlık Şato'da Lanetli Maraton vardı. Bu maraton kapsamında okumak istediğim kitapların başında Vampirle Konuşma geliyordu. Hele bir de çevirmeninin Roza Hakmen olduğunu görünce heyecandan ölmüştüm. Ayrıca filmini de çok severim. Kitabı beğeneceğimden yüzde yüz emin başladım okumaya. Bu kadar yanılabilirdim ancak... Anlatı bana çok sıkıcı geldi, hikaye bir türlü ilerlemiyor gibi hissettim. Bunun nedeni gidişatı bilmem de olabilir tabii. Kısacası hiç huyum olmamasına rağmen kitabı yarım bıraktım. 

*Yeraltından Notlar / Dostoyevski 5/5

Çok güzeldi. Yavaş, sindirerek okudum ama bence bu kitap ancak böyle okunurdu. Okuyup bir kenara kaldırılacak bir kitap değil asla. Eminim defalarca okuyacağım ve her okuduğumda farklı bir noktayı yakalayacağım. Ele aldığı konuları farklı bir bakıştan değerlendireceğim. Yılın enlerine gireceği kesin.



Ne İzledim?

Filmler

*Harry Potter and the Goblet of Fire (2005) 5/5

*Stay (2005) 4/5

Tavsiye üzerine izlediğim Stay'den beklediğimi buldum. Tam benim sevdiğim tarzdaydı, keyifle izledim.

*Rattlesnake (2019) 1/5

Film olsun diye çekilmiş bir "şeydi" bana göre. 

*To the Bone (2017) 2/5

Çok sıkıldığım için yarım bıraktım, bitiremedim bu filmi.

*Müslüm (2018) 3/5

İlk yarısı fena değildi ama ikinci yarısında çok sıkıldım. Birkaç şey de rahatsız etti beni, hoşuma gitmedi o yüzden izlemeye devam etmedim. Müslüm Gürses'in sıkı hayranlarından değilim ama takdir ettiğim bir isimdir kendisi. Güzel canlandırıldığını düşünmüyorum. Kendi sesini de kullanmamışlar, ee ben bundan ne anladım. Ses çok sırıtmış, hayal kırıklığıydı. Neyse :D Onun yerine daha güzel bir belgesel izledim Gürses ile ilgili, link de vereyim ilgileniyorsanız siz de izleyin: tıktıktıkk

*Under the Shadow (2016) 4/5

Bu ay izlediğim ikinci en güzel filmdi (ilki Stay). Ayın son gününde, hem korkutucu olsun hem de hikayesi güzel olsun diye özellikle bulup izlediğim bir film oldu. Hikayenin arka planında Irak-İran savaşı var, devrimden yeni çıkmış bir İran var. Böyle filmler seviyorsanız kaçırmayın. Korkutuculuğu da iyiydi, iki üç kez yerimde sıçrayıp azıcık bağırdım :D Bir puanı sonundan kırıyorum.

Diziler

*Big Bang Theory | 5. Sezon 5/5

Uyumadan önce günün stresini ve sonraki günün sorumluluklarını unutmak için izledim hep. Elbette işe yaradı :D

*Kabaneri | 8 Bölüm 3/5

Çoktandır anime izlemek istiyorum ama bir türlü izlemekten keyif alacağım bir anime bulamamıştım. Kabaneriyle bulduğumu sandım ama ı-ıhh.. Çok güzel başladı aslında ama aksiyon ağırlıklı bir anime, ben hikayesi derin olan, ters köşeleri olan animeleri seviyorum. O yüzden bir noktadan sonra izlemeyi bıraktım. 

*The Walking Dead | 8. ve 9. Sezon 3/5

Kabaneri'den sonra aklıma TWD düştü. Acaba izlemeyi bıraktığımdan beri neler oluyor diye geçirdim aklımdan. Sonra izlemeye devam eden bir arkadaş güzel ilerlediğinden bahsetti. Baktım dizi Netflix'e de gelmiş. Kaldığım yerden izlemeye devam ettim. Sekizinci sezonun ortalarında kalmıştım ben. Yine dokuzun ortalarına kadar iyiydi ama dokuzuncu sezonun son bölümleri sıkılmaya başladım. Hatta bir gelişme oldu, onun üzerine gidecekler sanıp sevindim ama hevesim yine kursağımda kaldı. Onuncu sezonu izlemeyeceğim, yeter artık :D

*Aşkı Memnu 2/5

Bir süredir izliyordum Aşkı Memnu'yu. Özellikle yemek yerken iyi gidiyordu. Defalarca izleyen, hayranı olan arkadaşlarım var. O yüzden çok merak ediyordum izleyene kadar. İzledikten sonraysa... Pek bir esprisi yok aslında. En sevdiğim yerli diziler sıralamasında kaçıncı olur bilemiyorum. Beren Saat'in buradaki oyunculuğu zaten bence çok rahatsız ediciydi. Dizide sevdiğim şey şu oldu ama; olaylar çok çabuk gelişmedi, yani Bihter ve Behlül arasındaki ilişkinin seyri, temposu başından sonuna gayet mantıklı, doğal, gerçekçiydi. O kısmı sevdim. En azından merakımdan kurtuldum, sosyal medyada dönen esprileri anlayabileceğim artık :D

*Hatırla Sevgili | 16 Bölüm 3/5

Yine çoktandır merak ettiğim bir diziydi Hatırla Sevgili. Belli bir siyasi görüşün propagandasını yaptığını düşünerek izlemeye çekiniyordum. Fakat dizide Okan Yalabık'ın oynaması son kararımı vermemde etkili oldu, sonunda izlemeye başladım. Dizi güzel - Beren Saat'in oyunculuğu kötü ama olsun :D Beren Saat'i çok seviyorum ama yanlış anlaşılmasın :D Diziye gelirsek yeniden, dediğim gibi güzel, izlenmeye değer. Yalnız arka planındaki olaylar olmasa, yani ülkenin o dönemine dair bir panaroma sunmasa izler miydim bilmem. Ben özellikle bunun için izliyorum hatta diziyi. Baştaki o korkum da yersizmiş. Bence dizi orta bir çizgide ilerliyor. Yani herhangi bir ideolojinin baskın propagandasının yapıldığı söylenemez gibi. Ama dediğim gibi, arka planın üstüne kurgulanmış hikaye ortalamanın altında bana göre. Buna rağmen izlenir, izlemeye devam edeceğim. 


Ne Yazdım?

*Bu ay da okuduklarımı yorumlayamadım blogumda. Bu beni çok sıkıyor, çok üzüyor. Maraton tanıtım yazısı haricinde hayatımda neler olup bittiğini yazdım.  O da şurada;



Ne Dinledim?

Bu ay sabahları, modum yükselsin, keyfim yerine gelsin diye anime müzikleri dinledim hep. Özellikle otobüs beklerken can sıkıntısından ölmeyeyim diye... En çok dinlediğimse Guren No Yumiya oldu, kendisi Shingeki no Kyojin'in birinci sezon açılış müziğiydi. Onunla birlikte Unravel'in (Tokyo Ghoul birinci ve ikinci(?) sezon açılış müziği) hem normal hem de akustik versiyonunu çok dinledim. 

Sonra Lanetli Maraton moduna girmek için Thriller (Michael Jackson) dinledim/dinliyorum çokca. 

Harry Styles yıllar sonra bir tekli çıkarmayı başardı :D Lights Up beklentilerimi tam olarak karşıladı diyemem ama hoşuma da gitti ne yalan söyleyeyim. Çıktığından beri sıkılmadan dinliyorum.

Geçen ay devamlı dinlediğim Nasimi, Naci en Palestina ve Shrin bu ay da peşimi bırakmadı. Ne güzel şarkılar onlar amaa!



Sırada Ne var?

Şu sıralar, maratona yetiştiremesem de, Vampir Avcısı Anita Blake serisinin ilk kitabı olan Suçlu Zevkler'i okuyorum. Beklentim çok düşüktü kitaptan, yani hem vampir temalı bir şey olsun hem de okul için olan okumaların yanında hafif, kafa dağıtacak bir şey olsun diye başladım. Buna rağmen keyifle okuyorum, son derece akıcı bir kitap. Ayrıca Anita'nın anlatıcılığını çok eğlenceli buldum. Kitabın yarısındayım, sonuna kadar bu fikirlerim değişmezse seriye kesinlikle devam ederim.

Bu ay okumayı düşündüğüm kitaplar konusunda gerçekçi davranıyorum. Vize için teslim edilecek ödevlerim var, bu yüzden okumalarım yine aksayacak. Yine de en azından mutlaka okurum diye aklımdan geçirdiğim birkaç kitap var. İlki Gotik Edebiyat Kulübünün bu ayki kitabı olan Binbir Hayalet, Alexandre Dumas'dan. Sonra bir dersimizde devamlı adı geçen, Edward Said'in Şarkiyatçılık kitabını okumak istiyorum bu ay. Aslında bu isimle üniversite ikinci sınıfta aldığım Türk Tarihi dersinde tanışmıştım. Dersimiz oryantalizm üzerine ilerliyordu ve benim çok ilgimi çekmişti bu konu. Umarım ay sonuna kadar okuyabilirim. Bunların dışında bir de yine bir hocamızın devamlı bahsettiği, yine kurgu dışı bir kitap olan Türkiye'de Çağdaşlaşma'yı (Niyazi Berkes) okumak istiyorum. Böyle iki düşünce kitabını bir ay içinde okuyabilir miyim bilmiyorum ama istiyorum işte :D 

Bunları okuyabilirsem, ay bitmeden Bülbülü Öldürmek (Harper Lee) kitabına da başlamak istiyorum. Öbür aya sarksa da fark etmez, başlayınca biter nasıl olsa. Artık bekletmek istemiyorum bu kitabı. Maraton için raftan indirmiştim, okuyup bitirmeden yerine geri koymak istemiyorum. 

Bir de araya Gogol'un Paltosunu sıkıştırmak istiyorum ama bakalım.. :D 

Yine gerçekçi bir planlama olmadı gibi ama, olsun, olduğu kadar artık. 

Hatırla Sevgili'yi izlemeye devam... Shingeki no Kyojin'in üçüncü sezonunun ikinci kısmını hala izlemeyemedim, bakalım bu ay devam edebilecek miyim. Aslında izlemek istiyorum ama istemiyorum, çünkü elimizde başka sezon yok... Netflix'e Atypical'ın yeni sezonu geldi nihayet. İlk iki sezonunu keyifle izlemiştim. Üçüncü sezondan beklentim filan yok aslında, güzel olmasa da hayal kırıklığına uğramam yani. The End of the Fucking World için aynı şeyi söyleyemem ama, ilk iki sezon kadar keyifli olmasını bekliyorum, ne yalan söyleyeyim. Bir de çoktandır beklediğim The Good Place'in üçüncü sezonu da geldi Netflix'e. Aslında sezon yayınlanalı epey oldu ama uygulamadan izlemesi çok pratik olduğu için Netflix'e gelmesini sabırla bekledim. The Handmaid's Tale'in son sezonunu da çok merak ediyorum ama sırf onun için Blutv üyeliği almaya gönlüm yok açıkçası. İzleyenler yorum bırakabilir mi, üyelik almaya değecek kadar güzel bir sezon muydu dizinin son sezonu? :D Soruyorum çünkü ikinci sezonun sonunu pek beğenmemiştim ben.

Bir de son günlerde canım çok fena Kore dizisi izlemek istiyor ama bölümler çok uzun olduğu için yeltenemiyorum. Dolayısıyla bu ay yirmi dakikalık dizilerle vakit geçirecğim gibi duruyor :D


Siz bu ay neler yaptınız?

Benimle paylaşın!

26 Ekim 2019 Cumartesi

Ne Var Ne Yok | Ekim 2019 // Yeni Alışkanlıklarım ve Diğer Yeni Şeyler

04:12 9 Comments


Yine blogundan uzun süre uzak kalmış muggledan herkese selamlar!

Yoğunluktan dolayı yazamıyorum ama aklım da hep burada. Ne yazsam, şunu yazsam bunu yazsam diye düşünüyorum, özellikle de toplu taşımada düşüncelerimle baş başa kalınca. Aslında yazmak istediğim çok şey var, özellikler blogger etkinliklerine içim gidiyor ama fırsatını bulup oturamıyorum blog yazmaya. Fırsat bulunca da yazmak istediklerimi önem sırasına dizmem gerekiyor işte. 

Şimdi fırsat bulmuşken biraz içimi dökmek, son zamanlardan bahsetmek istiyorum. Bu dönem sıcağı sıcağına yüksek lisans programına başladım. Yapmak istediğim de tam olarak buydu aslında, okulla arama mesafe girmeden, hiç beklemeden akademik eğitimime devam etmek. Haftada üç gün okuldayım, toplam dört dersim var ama lisansta hiç bu kadar yoğun bir dönem geçirmemiştim sanırım. Yani yoğun ve zorlayıcı olduğunu düşündüğüm dönemler olmuştu ama yüksek lisansı görünce asıl yoğunluk neymiş anladım. İlk hafta biraz bocalasam da sonra ayak uydurmayı başardım, yani öyle sanıyor ve umuyorum. Galiba bütün mesele planlı ve düzenli çalışmakta. Galiba ne, elbette öyle!

Bu dönem aldığım dersler yine bölümün bilgi paketinde gördüklerim değildi. Bu konuda hayal kırıklığına uğramayı bırakmam gerekiyor. Hayal kırıklığı da değil aslında, bilgi paketine bakıp kendimi ordaki derslere göre motive ediyorum saçma bir şekilde, sonra ders seçerken onları göremeyince modum düşüyor. Aldığım derslerin hepsi çok kaliteli tabii, sadece Rusça alamıyor olmak çok üzdü beni. Onun da bir çaresini buldum gibi ama bakalım. 

İyi ki Deccal'in çevirisini dönem başlamadan teslim etmişim, yoksa halim haraptı. Ha, burada çeviriyi teslim ettim yayınevine. Editi, son okuması filan olacak, sonra basımda inşallah! Çeviri sürecimle ilgili bir yazı da hazırlamak istiyorum, çok şey var bahsetmek istediğim. Ayrıca lisansta yaptığımız her çeviri için bir rapor hazırlardık, alışkanlık olmuş. Hep not tutmuşum farkında olmadan neyi neden, hangi gerekçeyle öyle çevirdiğimle ilgili. Kişisel notlar bunlar tabii, çevirinin içine dahil etmediğim şeyler. Çeviride de çok dipnot kullandım ama bunlardan o ayrı yazıda bahsederim artık.

Farklı bazı alışkanlıklar geliştirdiğimi fark ettim. Doğadan'ın ananas aromalı yeşil çayını keşfettiğimden beri her sabah kahvaltıdan önce bir kupa içmeden edemiyorum. Sanırım midemi rahatlatıyor ve güne pozitif başlamamı sağlıyor. Bunun bilimsel bir açıklaması var mı bilmiyorum, tamamen placebo da olabilir ama öyle bir etkisi var çayın üzerimde. Her sabah kahvaltıdan önce mutlaka ve dersler çok bunalttıysa hemen. Umarım söyledim diye bu şeyin büyüsü kaçmaz, aman tahtalara vurun! 

Bir de yine bu Doğadan'ın böğürtlen aromalı çayı var. Geçen kış keşfetmiştim bunu da. Tam kış çayı bana göre, her ne kadar ambalajı insanın için açıp yazı hatırlatsa da... Havaların serinlemesiyle -gerçi İzmir'de hala tişörtle dolaşıyoruz ama- bu çaydan da içmeye devam ediyorum. Özellikle akşamları burnum, ellerim, ayaklarım çok üşüyor. Bu çay çoraplara ve hırkalara yardım ediyor, kesinlikle inanıyorum buna. Rengi, kokusu müthiş! 

Sonra kendimde çok güzel bir farkındalık dikkatimi çekti. Bu aslında eskiden beri beni rahatsız eden bir şeydi ama hiç bu konuda bir şey yapmıyordum. Bahsettiğim şey su kullanmak. Elimi, yüzümü, ayaklarımı yıkarken, duş alırken kullandığım sudan bahsediyorum. Hatta bulaşık durularken, başka herhangi bir şeyi yıkarken kullandığım su da dahil buna. Düşünsenize, bir şey yıkarken o su hep açık durur. O şeyi ovarken, suyunu silkelerken, onu bulaşık sepetine ya da kenara bir yere koyarken su hep akar. Ellerimizi sabunlarken akar. Yüzümüze su çarparız, aynada gözlerimizin, kirpiklerimizin üzerinden akan damlaları izlerken su şırıl şırıl akar. Gerçekten akması gerekir mi peki? Dediğim gibi bu olurken içimde hep bir huzursuzluk oluyordu. Son zamanlarda elimi sabunlarken, durulamaya geçmeden geçen o on beş-yirmi saniye suyu kapatmaya başladım. Durularken tekrar açtım, zor bir şey değil ya. Bulaşık durularken, bardağı kenara koymak için uzanmadan suyu kapattım. Uzanıp bardağı koymam ve sonra başka bir bardak alıp musluğun altına tutmam belki de yedi saniye filan sürüyordur ama o yedi saniyede ne kadar su boşa akıyor? 

Bunu yapmaya başladığımdan beri su kullanmakla ilgili vicdanım rahatlamaya başladı. Bununla beraber su konusundaki hassasiyetimin de arttığını hissediyorum. Çevremdekilere de bu alışkanlığı aşılayabilirsem ne mutlu!


Üzerine gittiğim, bir alışkanlığa dönüştürmek için özellikle uğraştığım şeyler var bir de. Bunlardan en önemlisi okurken not almak. Bloga kitap yorumları yazarken birkaç nokta belirleyip onlar üzerinden yazıyorum görüşlerimi ama bu her kitap için yeterli olmuyor. Mesela en son yazdığım kitap yorumlarından biri olan Kolera Günlerinde Aşk'ı yazarken bu yüzden çok vakit harcadım. Kitabı neredeyse yeniden okumak zorunda kalacaktım, sayfalar arasında tekrar dolaşırken kayboldum. Neler düşündüğümü hatırlamak için aynı cümlelerle bir daha karşılaşmam gerekti. Bu yüzden sonraki okumalarımda o an ne düşündüysem, kitap bana o an ne hissettirdiyse not almaya karar verdim. Şimdiye dek iyi gidiyor.  Özellikle okul için olan okumalarımda bunu yapmak zorunda olduğumdan bu yöntemi alışkanlık haline getirmek konusunda sıkıntı yaşamayacak gibiyim. 

Okumakla ilgili edinmek istediğim başka bir alışkanlık da bunu bir sisteme oturtmak. Her ay okuyacaklarımın listesini yapmak, hangi kitaba ne kadar süre ayıracağımı belirlemek istiyorum. Diğer türlü, yani rastgele kitap seçtiğim zaman seçmekle çok vakit kaybedebiliyorum ve çok düşünmeden, telaşla seçtiğim kitaplar genelde vaktime değmeyecek kitaplar oluyor bazen. Belki görmüş, okumuşsunuzdur, değerli, kaliteli kitapları okuyamadan ölmek gibi bir korkum var. Elbette dünyada yazılmış bütün iyi kitapları okumaya ömrüm yetmeyecek, bunu biliyor ve kabulleniyorum ama en azından listemde olup da sürekli ertelediğim klasikleri, iyi olduğunu okumadan bildiğim kitapları okumak istiyorum ölmeden. Bunun için de daha kontrollü ve sistemli okumam lazım. Maratonlar ve etkinlikler buna alışmamı kolaylaştırıyor aslında. Bu ay Gotik Edebiyat Kulübü olarak düzenlediğimiz Lanetli Maraton bana bu yüzden çok iyi geldi. Etkinlikten haberiniz yoksa sizi şöyle alalım.

Geçtiğimiz haftalarda bir de Storytel'i denedim. Bilmeyenler için Storytel bir sesli kitap uygulaması. İçinde Türkçe ve İngilizce olmak üzere pekçok sesli kitap var. Ben aslında epey direndim denememek için. Sesli kitaplara karşı bir önyargım var gibiydi, aslında önyargı da değil de sevmem, hoşlanmam sanıyordum. Önyargı mı oluyor zaten bu? Neyse, Harry Potter tekrardan okumalarıma devam edesim geldi, Ateş Kadehi'nde kalmıştım en son. Onu okuyacaktım. Dedim bari bu sefer dinleyeyim, okuma deneyimini yaşadım, bir de dinleyerek gireyim o büyülü dünyaya. Türkçe seslendirmesini Tilbe Saran yapıyor, epey de başarılı. Yalnız ben tekrar okumalarımı orijinal dilinden yapıyordum, bu geleneği bozmak istemedim. Ayrıca her ne kadar Tilbe Saran harika bir iş çıkarmış olsa da Türkçe dinlemek pek hoşuma gitmedi nedense. Bu yalnızda Harry Potter için de böyle değildi, herhangi bir Türkçe sesli kitabı tam konsantre dinleyemediğimi fark ettim. İngilizce dinlerken daha iyi odaklanıyordum ve dikkatim dağılmıyordu. Sanırım yabancı dilde dinlerken tüm odağımı anlamaya verdiğim için böyle oldu. 

Neyse işte, orijinal dilden dinledim Ateş Kadehi'ni. Ay, çok güzeldi. İngilizce seslendiren Stephen Fry'dı. Kendisi zaten komedyenmiş. Diyalogları harika seslendirmiş, karakterlere bürünmüş resmen. Bunu sadece sesiyle yapabilmesine hayran kaldım. Sadece çağırma büyüsü olan "Accio"yu "aksiyo" diye telaffuz etmesi rahatsız etti beni ama sonra görmezden gelmeyi başardım. Sonra öğrendim ki HP oyunlarında da böyle telaffuz ediliyormuş. Yani iki türlü telaffuzu varmış büyünün. Yine de "aksiyo" şeklindeki kulağımı çok tırmalıyor, filmlerden alışmışım "akkiyo"ya. 

Blogumun adı Harry Potter hayranlığımdan gelse de blogumda seriyi yorumlamadım hiç, bunu yeni fark ediyorum. Dolayısıyla seriyle ilgili görüşlerim yok blogumda, bu beni üzüyor. Aslında bu seriyi bir daha okumak ve her kitaptan sonra bir yorum yazısı yazmak için bir fırsat. Tekrar okumamı bitirmeden, yeni bir tekrar okumaya vesile bulmaya çalışmak delice gelebilir ama o kadar da delice değil aslında. Ateş Kadehi'ni okurken daha önce düşünmediğim şeyler düşündüm. Buna çok şaşırdım çünkü kitap aynı kitap kurgu aynı kurgu ve karakterler aynı karakterler. Dahası bu artık ezberlediğim bir hikaye. Yine de bunun olabilmesi beni sadece şaşırtmadı, aynı zamanda mutlu etti. Demek ki yıllar içinde Harry Potter okumaktan asla sıkılmayacak ve bıkmayacağım. Elbette bu sevdiğim diğer kitaplar için de geçerli. Kitaplar aynı kalsa da okuyucu olarak biz, değişiyoruz. Zaman içinde başka gözlerle bakıyor, başka bir bakış açısıyla okuyoruz. Belki hissettirdikleri değişmiyor, duygusal etkisi aynı kalıyor ama düşündürdükleri değişiyor çünkü onları farklı bir zihin süzgecinden geçiriyoruz. 

Dolayısıyla Ateş Kadehi'ni okumak bir yeniden okumadan çok daha fazlası oldu benim için. Beklentimi aşan bir okumaydı. Söylemek istediklerimi not ediyorum, kitapla ilgili ayrı bir yazıda bahsetmek istiyorum bunlardan. 

Nereden geldim buraya? Hah, sesli kitap diyordum. Ateş Kadehi'ni dinlemek inanılmaz keyifli vakit geçirmemi sağlasa da genel anlamda kitap dinlemeyi okumaya tercih etmem. En başından, daha okuma bilmiyorken ben okuma öğrenmeyi bu yüzden arzuluyordum. Dinlemekten usanmıştım çünkü, dinlemek yeterli gelmiyordu. Şimdi de bunu hissettim, çok güçlü bir duygu değildi tabii. Çocukken çok büyük bir arzuydu bu. Buna rağmen bu sefer de en sevdiğim sahneleri mesela, dinledikten sonra bir de açıp okudum dayanamayıp. 

Denemeden sonra da satın almadım uygulamayı. Dediğim gibi, sesli kitapların olmasa arayacağım bir şey olmadığını anlamış oldum. 

Kitaplar demişken... Yeni evimize taşınırken de aynı şeyden yakınıyordum. Kitaplarımın kitaplığımdan taşması olayından bahsediyorum. Sonunda babam ısrarlarıma dayanamadı ve bana bir kitaplık yaptı. Aldı demiyorum, yaptı. Gerçekten de odama, masamın üzerine üç raftan oluşan bir kitaplık yaptı. Şimdilik salondaki kitaplığı rahatlattık, odama da en sevdiklerimi taşıdım. Hala biraz boşluk var, dolup taşması biraz  zaman alacak. Odamı kişiselleştirme çabalarıma noktayı bu raflar koydu. Artık odamdan çıkasım gelmiyor. Buraya birkaç görüntü ekleyeceğim, değişirse, bozulursa, başına bir şey gelirse Allah korusun, nasıl göründüğünü unutmak istemiyorum.



Şu an Lanetli Maraton dahilinde, Vampirle Konuşma'yı okuyorum. Filmini keyifle izlemiştim, kitap da şimdilik güzel gidiyor. Öncesinde Benim Hüzünlü Orospularım'ı bitirdim. Beklediğim tadı alamadım aslında. Hayran olmakla fanatik olmak arasında bir fark var bence. Çok ince bir çizgi. Hayran olduğum birinin ürettiği her şeyi sever miyim? Yoo. Fanatikseniz ama, hep, kayıtsız şartsız seversiniz. Aslında sevmeye mecbur hissedersiniz. Diyeceğim o ki Marquez hala en sevdiğim yazar, ama bazı eserlerini diğerlerinden daha çok sevdiğim de bir gerçek. 

Shingeki no Kyojin'e devam ediyorum ama bir yandan da Koutetsujou no Kabaneri isimli bir animeye de başladım. Aynı anda iki kitap okuyamadığım gibi iki anime de izleyemiyordum ama... Son zamanlarda hep yeni şeyler yapıyorum :D 

Güncelleme | 26 Ekim 2019

Bu yazıyı yazalı neredeyse on gün filan oluyor ama bir türlü okuyup yayınlayamamıştım. Yoğunluğu, yorgunluğu ve hevessizliğimi siz hesap edin artık. Vampirle Konuşma'yı yarım bıraktım ki hiç huyum değildir kitabı bitirmeden bırakmak. Hiç sarmadı, çok sıkıldım okurken, ben de boş ver Gözde dedim. Şimdi Yeraltından Notlar'ı okuyorum. Kurgu gibi değil, düşündürücü bir kitap, o yüzden şu sıralarda okumasam daha iyi olurdu sanki ama bırakamıyorum da. Yavaş yavaş, sindirerek okuyorum bakalım. Sonra tekrar okuyacağım ama mutlaka, daha salim kafayla. 

Sonra Rusça kursuna başladım. Çok beklenmedik oldu benim için, yani evet istiyordum bir Rusça kursuna gitmek ama aklımda hiç yoktu Halk Eğitim Merkezine gittiğimde. Güzel oldu ama. İki haftadır devam ediyor kurs, A2'den başladım temelim var diye. Tam da kendi seviyem aslında, kaldığım yerden devam ediyor gibiyim. Haftada iki gün gidiyorum kursa. Rusça'yı çok özlemişim. Derslerin yoğunluğuna bu da eklenince çok zorlanırım diye endişelenmedim değil ama söz konusu yeni bir dil sonuçta. Umarım ikisini bir arada yürütebilirim çok sıkıntı çekmeden. 

Diplomamı da aldım sonunda geçen hafta. Kep atmış olsak da o diplomayı elimde tutmak çok farklıydı. Özeldi, duygusaldı. Yıllardır verdiğim emeğin somut karşılığıydı çünkü. Darısı yüksek lisans diplomama diyor ve nazar değmesinlerinizi almak istiyorum :D


Siz bu aralar neler yapıyorsunuz?

Benimle paylaşın!

4 Ekim 2019 Cuma

Doluşun Karanlık Şato'ya, Davetlisiniz Lanetli Maratona!

13:07 4 Comments

Ekim'in gelmesiyle Karanlık Şato'nun kapıları ardına dek açıldı! Okuyup okuyup birlikte korkmak için şato sakinleri olarak sizlere çağrıda bulunuyoruz! Lanetli Maraton'la belirlenen kategorilerde derlediğimiz meydan okumaları tamamlayarak keyifli bir ay geçirebilmeyi umuyoruz. Ruhlarla aramızdaki perdenin iyice inceldiği güne kadar şatoda yerinizi alıp katıldığınız grubun görevlerini yerine getirirseniz ilerde bu Cadılar Bayramı'nı şatoda okuduğunuz harika kurgularla hatırlayabilirsiniz.

Maraton için dört ayrı kategori belirledik. Bu kategorilerin farklı meydan okumaları var. İstediğiniz bir kategoriyi seçip bu meydan okumaları tamamlayabilirsiniz. Amacımız birlikte daha eğlenceli okumalar yapmak, keyifli vakit geçirmek. Kategoriler ve meydan okumalar şöyle;


1. Bir kurtadam hikayesi oku.

2. İsminde kurt kelimesi geçen bir kitap oku.

3. Kurtadamlar toplumdan dışlanmışlardır: Bir dönem yasaklanmış bir kitap oku.

4. Kurtadamlar özgür ruhludurlar: Konusu itibari ile özgürlüğü çağrıştıran ya da adında özgürlük kelimesi geçen bir kitap oku.

5. Kurtadamlar hep yollardadır: Bir yol hikayesi oku. 

6. Kurtadamlar insana dönünce ne yaptıklarının hatırlamazlar: Okumayı unuttuğun +300 sayfa bir kitap oku. 

7. Kurtadamlar dolunayda dönüşür: Dolunaylı bir gecede en az bir saat kitap oku.


1. İsminde hayalet kelimesi geçen bir kitap oku.

2. Bir hayalet hikayesi oku, olabildiğince korkunç olsun.

3. Konusu ölüm üzerine olan bir kitap oku.

4. Hayaletler melankoliktir: Melankolik bir yazardan kitap oku.

5. Hayaletler kayıp ruhlardır: Kitaplığında kaybolacak kadar beklemiş +300 sayfa bir kitap oku.

6. Hayaletler izoledir: Telefonunu uçak moduna alıp yarım saat kesintisiz kitap oku.

7. Hayaletler kapalı havaları çağrıştırır: Kapalı bir günde en az bir saat kitap oku.


1. Ana karakteri cadı/büyücü olan bir kitap oku.

2. Adında cadı/büyücü kelimesi geçen bir kitap oku.

3. Ortaçağ'ın cadılarını anma zamanı, yazarı Ortaçağ'da doğmuş bir kitap oku.

4. Cadılar doğayı ve kendini bilendir: Doğayla bağlantılı bir kitap oku.

5. "Bütün Kadınlar Cadıdır", feminist edebiyat yazarlarından bir kitap oku.

6. Büyü kitabını açma zamanı: Kitaplığında uzun zamandır bekleyen, sayfa sayısı +300 olan bir kitabını oku.

7. Cadılar ay ışığında uçar: Geceyarısından sonra elindeki kitaptan en az bir bölüm oku.


1. Adında Kan, Vampir veya Ölü kelimesi geçen bir kitap oku.

2. Bir vampir hikayesi oku.

3. Vampirler ölümsüzdür: Ölümsüzleşmiş kült bir eser oku. 

4. Vampirler kana susamıştır, sen de okumaya susa ve bir gün boyunca en az 100 sayfa kitap oku.

5. Vampirler kırmızı ve siyah ile bütünleşmiştir: Dış tasarımı bu renklerde olan bir kitap oku.

6. Vampirler gün ışığında ölür: Gün ışığında okumayı beklemekten ölmek üzere olan +300 sayfa bir kitabını okuyarak dirilt.

7. Vampirlerin günü gecedir: Çok merak ettiğin bir kitabı seç ve bütün geceni onu okumaya ayır.


Bütün kategoriler maddeleriyle ilgimi çekti ama son kararımı sonunda verdim ve vampir grubunda katılacağım maratona. Kitaplarımı seçtikten sonra yazıyı güncellerim büyük olasılıkla. Karanlık Şato'nun instagram hesabına şuradan ulaşabilir ve etkinliği takip edebilirsiniz >> karanliksato

Maratona katılmayı düşünenler, liste hazırlayanlar bana haber verirseniz çok sevinirim! Haberlerinizi merak ve heyecanla bekliyor olacağım!