23 Kasım 2018 Cuma

Ölmeye Yatmak / Adalet Ağaoğlu | Kitap Yorumu


Ölmeye Yatmak

Adalet Ağaoğlu

Yayım Tarihi: 1973


Sonunda bir kitap yorumuyla, hem de güzel bir kitabın yorumuyla merhaba! 

Kütüphaneye gittiğimde gözüme hep takılan ama tereddütlerim yüzünden okuyamadığım bir kitaptı Ölmeye Yatmak. Özellikle adıyla ilgimi çekiyordu; daha önceden de yerli kadın yazarlarımızı araştırırken Adalet Ağaoğlu ismiyle çok karşılaşmıştım. Kitaplarını okumaya çekinmemin nedeni bana çok soyut gelmesinden korkmamdı açıkçası. 

Okuma grubumuzun ilk kitabı Ölmeye Yatmak olunca sonunda aslında içten içe istediğim, aradığım o teşviki, motivasyonu bulmuş oldum. Okulda bir dersimizde romanın özetini ele aldığımız için de konusunu biliyordum artık, çekinecek bir şey de kalmamıştı. Aksine konusunu öğrendikten sonra kitabı çok merak etmiştim. 

Söz konusu özet aslında çok sığ, çok yüzeyseldi bana göre. Kitabın yalnızca Aysel'i merkeze alan bir kurgusu var izlenimi uyandırıyordu ama okumaya başladığımda kitabın bundan daha derin ve yoğun olduğunu gördüm. 

Kitap kısaca, Cumhuriyet'in ilk yıllarından başlayarak belirli karakterler üzerinden bir dönemin sıkıntılarını, bunalımlarını anlatıyor. Özgürlük ve çağdaşlık düşüncelerinin ne kadar doğru anlaşılıp uygulanabildiğini sorguluyor. Türk İnkılabı'nın amacına ulaşıp ulamaşadığını, insanlara kendisini benimsetip benimsetemediğini inceliyor bir bakıma. Aynı temada okuduğum Ankara (Yakup Kadri) da zaten bu konu üzerine oldukça düşünmüştüm. Ölmeye Yatmak bu açıdan ufkumu genişleten bir kitap oldu.  Ayrıca ikisini karşılaştıracak olursam Ölmeye Yatmak daha karamsar, daha soğuk ve gerçekçiliğin biraz daha acımasız olduğu bir kitap. Fakat ikisi de ele aldıkları konuyu işlemek ve okuyucuda bir etki bırakmak konusunda başarılı eserler; okumadıysanız önce Ankara'yı, sonra Ölmeye Yatmak'ı tavsiye edebilirim.

Önce Ankara'yı dedim, çünkü bana göre Ölmeye Yatmak herkesin okuyabileceği,  herkese hitap eden bir kitap değil.

Bence öncelikle eleştirilen yerlere tarafsız bir yorum getirebilmek adına kişinin açık görüşlü olması gerekiyor biraz; belirli kalıplar içinde olmamak gerekiyor yani. Dünyaya - gerçi bu durumda Türkiye'ye - tek bir yönden bakan biriyseniz, ideolojik olarak bir görüşü benimsemiş ve ondan başkası hakkında bir şey duymaya tahammül dahi edemiyorsanız mesela, kitaptan uzak durun. 

Burada bir olaya da değinmek istiyorum; daha dün arkadaşlarla bir kitapçıya rastladık; aramızdan biri kitabı almak istiyordu ve kibarca satıcıya sordu. Satıcının tavrı çok garipti, yüzümüze bile bakmadan, "Biz o kitabı satmıyoruz. " dedi tersçe. Bu olay zihnimi meşgul etti, o an satıcının tavrından çekinip yürüyüp gittik, nedenini soramadık ama sonra ben satıcının bir kitaba karşı neden bu kadar sert bir tavır takındığını sordum kendime. 

İşte büyük olasılıkla yukarıda bahsettiğim nedenden dolayı. Bilemiyorum, kitabı okuduğumda beni öyle çok rahatsız eden bir durumla karşılaşmadım. Anlatılan olayların eleştirilme amacıyla kurgulandığını, yazıldığını düşündüğümden yazar doğru noktalara parmak basmış gibi de geldi bana hatta. Fakat toplumumuzda önyargıları, tabuları olan öyle çok insan var ki ne yazık ki Ölmeye Yatmak herkesin okuyabileceği bir kitap değil işte.

Öte yandan kitabın dili öyle akıcı ki başlamadan önce okumam uzun sürecek diye korksam da üç-dört gün gibi bir sürede bitirdim, hem de hasta olmama rağmen. Ayrıca, yukarıda da değindiğim gibi hikaye yalnızca Aysel odaklı değil. Olay örgüsünü oluşturan birçok karakter var; Aysel, Aydın, Ali, Namık, Dündar Öğretmen...

Bir de romanda farklı yazı türlerinin bir araya getirildiğini göreceksiniz; mektup var, günce var, haber metni var... Böyle olunca da benim kitaba ilgim ve merakım devamlı canlı kaldı. Farklı yazı şekillerini, farklı kişiler ağzından okumaktan çok keyif aldım. Yazarın bu seçimi, bana kalırsa kitabın dinamiğini olumlu yönde etkileyen bir unsur olmuş.  Ayrıca belki de kendi içinde bu sayede, olay ya da durum bakımından olmasa da anlatımsal açıdan tekrara düşmemiş.

Yazarın anlatımında canımı sıkan tek şey sık sık zaman kipi değişimleriydi. Kitabın başlarında bu durum beni kurgudan koparan bir etken oldu ve okurken beni çok rahatsız etti. Sonra kitap devam ettikçe ve bu durumla hala karşılaştıkça yazarın bunu da kasten yaptığını düşünmeye başladım. Kitap zaten hikayesi, karakterlerinin iç dünyası ve atmosferiyle sizde, bir sorun olduğu hissini uyandırıyordu ve bu kasten yapılan kip değişimleri, bakış açılarının aniden değişmesi de bu hissi güçlendirmek için yapılmış bir şey, uygulanmış bilinçli bir yöntemdi. 

Bir de ilk önce şu gazete yazılarını beğenmediğimi düşünüyordum. Bölümler arasında o dönemde yaşanmış gelişmelerin yer aldığı rapor gibi yazılar vardı. Bunların da kitapta yer alması çok yerindeydi bana göre; böylece karakterlerin yaşadıklarının arka planında ülkede olan biteni de öğrenip yaşananları, karakterlerin değişimini bu olaylar çerçevesinde değerlendirme fırsatımız oldu. Dediğim gibi önce bu yazıların kurguya yedirilmiş olmasının daha iyi olacağını düşündüm kendi kendime. Hani dönem olaylarını düz yazı şeklinde değil de hikaye içinde verseydi yazar diye... Ama sonradan fikrim değişti çünkü bu gazete yazılarında yer alan bilgiler gerçekten olan, o dönem Türkiye'sinde ve dünyada yaşanan sosyal ekonomik gelişmeleri yansıtan şeylerdi ve kurguya kısa bir ara verip bunları okumak, sonra karakterlerimizi dinlemeye devam etmek onların hikayelerini güçlendiren bir etkendi bence. Bu gazete yazılarıyla kitaptaki olayların gerçekçiliği de artırılmış geldi bana. Okuduğumuzun tümüyle bir hayal ürünü olmadığını Ağaoğlu hikayenin kimi yerlerine serpiştirdiği bu raporlarla hatırlatmış okuyucusuna. Bunun yanı sıra romanda bir karakter olarak karşımıza çıkmayan ama bahsi geçen gerçek kişiler de (Erdal İnönü, Nihal Atsız) gerçeklik hissini güçlendirmişti.

Son olarak yazarın oluşturduğu karakterler üzerinden güzel eleştiriler yaptığına bir kez daha değinmek istiyorum. Yazar, yeni değerleri olan yeni bir cumhuriyetin halkı olarak insanların bu değişime ne kadar ayak uydurabildiğini, zihniyetin nasıl şekillendiğini, yanlış değerlendirilen, yalnızca şekilcilikle sınırlı kalan özgürlük ve çağdaşlık kavramlarının insanların psikolojisini, tutum ve davranışını ne yönde etkilediğini açıkça görme imkanı sunmuş okuyucuya. Kafalarda doğru şekilde oturmamış çağdaşlık düşüncesi toplumdaki ilişkilerde ne gibi hasarlar doğurmuş onu da anlıyoruz bir bakıma. 

Kitaptaki karakterlerin hepsi  kimlik bunalımı yaşamaktadır aslında. Kendilerine biçilen rolün sınırları arasına sıkımış, bir türlü bireyselleşememişlerdir. Yaptıkları her şeyi "çağdaş olma", "Atatürk kızı" olma amacıyla yapmışlar ve bu amaca yönelik benimsedikleri düşünce tarzı ve tutumu aslında tam anlamıyla benimseyemediklerini anlayamamışlardır: "Acaba hiç kendim olmuş muydum? Hiç kendimiz olduk mu? Görevlerin birlikte götürülmediği bir yerim oldu mu hiç?" Buna sebep olan şeyse, içinde bulundukları toplumun psikolojisi, dönem zihniyeti, çevrenin beklentileri ve baskısı olabilir. İşte bu bakımdan aslında romandaki her kişi kurgulanmış bir karakter olmaktan çok birer tip özelliği gösteriyor. Hepsi o kuşağın farklı düşünce tarzlarını temsil eden birer tip olarak karşımıza çıkıyor.

Kısacası Ölmeye Yatmak, bir kadını ölmeye yatmaya götüren süreci, farklı karakterler üzerinden anlatan, bir dönemin tanığı olmamızı sağlayan bir roman. Okuyunca insan, ülkemizde değişen pek bir şey olmadığını da görüyor ne yazık ki.

Ben hala insanlarımızın, özellikle gençlerin özgür ve çağdaş olmayı doğru anladığını düşünmüyorum. Bu kavramların kişilere doğru şekilde öğretilmesi ve benimsetilmesi gerekiyor ki burada da iş eğitime geliyor; eğitim sisteminin kalitesine geliyor. Toplumu şekillendiren kişiler olan öğretmenlerin işlerini ne kadar iyi yaptıklarına geliyor. 

"Bir gün öğretmen de ölür. Ama ardından binlerce ve binlerce kişide yaşar o. Bir alev, sönmez bir ateş gibi, ilim meşalesini nesilden nesile devreder."

İşte böyle olabilmeli öğretmen..

Bu arada öğretmenler günü de kutlu olsun!


8 yorum:

  1. Benim de kitaplarını okumak istediğim bir yazar. Ölmeye Yatmak başlangıcım olabilir :)

    YanıtlaSil
  2. Emek verilmiş bu nitelikli yazı ve tavsiyeniz için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  3. Bu kitabı okunması gereken 100 Türk romanı listesinde gördüğümden beri merak ediyordum. Adalet Ağaoğlu adını sık sık duyuyorum. Yazarla tanışma kitabım olabilir.

    Ayrıntılı ve güzel yorumun için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka okumalısın Şule abla, senin beğeneceğini düşünüyorum :') Asıl ben teşekkür ederim :')

      Sil
  4. Benim de daha önce okumadığım bir yazar. Ama ilgimi çekti, önce Ankara'yı okumak üzere ikisini de ekledim listeme. 🤓 Güzel bir inceleme olmuş, kalemine sağlık, sevgiyle kal.. 🤩😘

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım ikisini de beğenirsin Ebrar! Teşekkür ederim, sevgileer :')

      Sil