"Bir Peri Masalı"


George Orwell'in Hayvan Çiftliği, taşlamanın, hicvin en güzel örneklerinden biri. 

Yüzük Kardeşliğinden sonra, aslına bakarsanız hafif bir şeyler okumak istedim. Hayvan Çiftliği aklımda hiç yoktu ama, kitabı çoktan "2016'da Mutlaka Okunacaklar" listeme eklemiştim. Kitaplarıma bakarken gözüme ilişti, şöyle bir bakayım derken kitabın yarısına gelmiştim bile.


Konusu gayet basit;

Beylik Çiftliğin hayvanları sahiplerine karşı gelip isyan ederler ve çiftliğin yönetimini ele alırlar. Amaçları her hayvanın eşit olduğu bir hayvan topluluğu oluşturmaktır.

...



"BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR
AMA BAZI HAYVANLAR
ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR."


"Bir Peri Masalı" altbaşlıklı Hayvan Çiftliği sadece devrim yapan hayvanlardan ibaret bir öykü değil. 

Hayvan Çiftliği politik bir taşlama, siyasi bir hiciv aslında. Fabl türünde yazılmış, sembolik anlamları olan bir eser.

Ayrıca dili de oldukça kolay ve anlaşılır, anlatımı da fazlasıyla akıcı. 





Hayvanlar çiftliğindeki hayvanların hangi siyasi kimlikleri temsil ettiklerini ayrıntısıyla bilmiyorum. Okuduktan sonra yaptığım küçük bir araştırmayla karakter analizi yazılarında gördüm tarihi kişilerin isimlerini.

Ama inanın, kitabı anlayabilmek, mesajını algılayabilmek için buna hiç gerek yok. Hayvanlar çiftliğindeki karakterler aslında birer tip ve bu kalıplara uygun birden fazla gerçek kişilik bulunabilir. Bu yüzden önemli olan olayın kendisine odaklanmak. Karakterlerin hangi kesimi temsil ettiğini zaten biliyor olacaksınız bence.

Bu seneye kadar, On İki Gezici Öykü'yü okuyuncaya dek ön sözleri pek okumazdım. Celal Üster'in yazdığı ön söz enfesti. Tabii ön sözü kitap bittikten sonra okudum, bir de o var. Aslında bence iyi yapmışım çünkü ön sözü okumak kitabın özünü anlayabilmenizi kolaylaştırıyor. 

Çevirmenin aktardığı anektotları okumak çok keyifliydi. Kitapların arka planı hakkında bir şeyler öğrenmek çok hoş bir şey bence. 

Bir de, yaşam öyküsünü okuyunca yazara büyük bir saygı duydum.


Bu çizimi çok, çok, çok beğendim..


Kitabı okurken devamlı hayvanların neden bu kadar itaatkar olduklarını, neden yapılan haksızlıklara karşı seslerini, her şeye rağmen, çıkartmadıklarını söyleyip kendi kendinize sinir oluyorsunuz.

Ama düşününce, gerçek hayatta da böyle değil midir? Şehrimizde, ülkemizde, dünyada olan aksaklıkları protesto etmek için kaç kişinin sesi çıkıyor? Bize dayatılan sistemde, geçmişten ders almayı bir yana bırakın, tarihi bir masal kitabı gibi okuyarak yaşamıyor muyuz?


"Dört ayak iyi, iki ayak kötü!"


Hayvanların gittikçe "Yedi Emir'i" daha az anımsamaları aslında insanların, toplumların ne kadar balık hafızalı olduğunu hatırlattı bana. 

Koyunlar gülünç ve sinir bozuculardı. Zaten her zaman koyunlar, sürü psikolojisinin hakim olduğu toplumlara benzetilmiştir. Bu hikayede de aynen bu rolü üstlenip kendilerine ezberletilen şeylerden ötesini bilmez, sorgulamaz varlıklar olarak boy göstermişlerdi.

Diktatörlük rejiminin nasıl geliştiğini gözler önüne sermiş aslında yazar. Herkese istediğinin vaat edilmesi, geçmişte yaşanan acıların hatırlatılması, toplumu hassas olduğu noktalardan vurmak...

Hayvanlara devamlı Bay Jones'un hatırlatılması, kendileri için çalıştıklarının düşündürülmesi..


Ayrıca kitap son zamanlarda okuduğum en vurucu ve etkileyici sona sahipti. 

Ön sözde de denildiği gibi Hayvan Çiftliği gerçekten de sonu korkunç bir şekilde biten bir peri masalı.


...

Alıntılar

Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine, bir de insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirinden ayırt edemiyorlardı.

...

Sizler aşağı kesimlerden hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız, biz de bizim aşağı sınıflardan insanlarımızla uğraşmak zorundayız!

...

İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.

...


Muhteşemdi!



Siz Hayvan Çiftliği'ni okudunuz mu?
Yorumlarınızı benimle paylaşın!