3 Haziran 2019 Pazartesi

Cadı / Hüseyin Rahmi Gürpınar | Kitap Yorumu #kom2019


CADI

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Yayım Tarihi: 1912


En büyük sandığımız uluslarda bile eşitlik, adalet, kardeşlik üçlüsü üzerine kurulmuş görünen İnsan Hakları zırhının pek yufka; sanki açık kalmış yerleri, sağaltma yolları bulunamamış acıklı yaraları vardır.

04.06.2019

Çok üzülüyorum, kendime çok kızıyorum. Ne güzel yazarlarımız, ne müthiş klasiklerimiz  var ama bu yaşıma kadar ne kadar azını okudum! Bir kez daha eğitim sistemimizden yakınmak istiyorum. Neden edebiyat derslerimizde yazarların sadece adını öğrenmekle kaldık? Neden eserlerinin genel özelliklerini ezberledik de o eserleri okumaya teşvik edilmedik, heveslendirilmedik? Neden bu güzel edebiyatımızı şekillendiren bu güzel insanları eserlerinden tanıyıp bilmedik?

Bana tüm bunları ilk düşündüren yazarlar Halide Edip, Reşat Nuri ve Yakup Kadri olmuştu. Bu isimlere şimdi bir de Hüseyin Rahmi eklendi. Bu kadar geç olsa da edebiyatımızın usta kalemlerinden biriyle daha tanışmış olmaktan çok memnunum. 

Mayıs ayı biterken, ayın son birkaç gününde bitirebileceğim, öyle çok kafa yormayan bir kitap aradı gözlerim. Aslında çerez diye tabir ettiğimiz romantik kitaplardan okuyacaktım ama bu kitap adıyla ve sonra konusuyla ilgimi çekti. Paranormal bir olayı mizahi bir üslupla anlatıyor beklentisiyle hiç tereddüt etmeden kitabı okumaya başladım. 

Kitabın konusu kısaca şöyle;

Naşit Nefi Efendi ile evlenmeye mecbur bırakılan Fikriye Hanım, bu beyin ölen eski eşinin mezarından dirilip cadı olduğu dedikodusuyla korkuya kapılır. Olayın iç yüzünü anlatması için bu "cadı"dan canını zor kurtardığını iddia eden, Naşit Nefi Efendi'nin eski eşlerinden birine, Şükriye Hanım'a başvurur. Şükriye Hanım yaşadıklarını, bütün cadı macerasını olduğu gibi anlatır. 

Ceza korkusuyla çekinilen kötülükler, ödül umarak yapılan iyilikler, insanlığın mayasındaki çirkin hayvanlığı gidermiş sayılmaz.

Kitabı, yazarı nerden övmeye başlasam bilemiyorum.

Öncelikle söyleyeyim, kitap beklentimi fazlasıyla, kat kat fazlasıyla karşıladı. Ben kafa yormayan bir şeyler okumak istiyordum ama iyi ki bu kitap karşıma çıkmış, Hüseyin Rahmi'nin kalemini tanımama vesile olmuş diyorum.

Yukarıda bahsettiğim konuyu kendine has, mizahi bir anlatımla sunuyor yazar; fakat aynı zamanda, olayın bilinmezliğinin yarattığı merak ve gizem duygusuyla okuyucu yer yer korkup geriliyor da. Eğlenmeyi, en azından gülümsemeyi  bekliyordum evet ama, yüksek sesle gülmeyi, korkudan okumayı bırakmayı, tartışılan konular üzerinde derin derin düşünüp bunları başkalarıyla tartışmayı beklemiyordum. 

Karakterlerin gerçekliği, doğallığı ve zekice oluşturulmuş diyaloglar yazara hayran kalmama neden oldu. Kitabın 1912'de yazıldığını kitabı yarıladığımda fark ettim, o zaman da inanamadım. Tabii okuduğum basım yeniden Türkçeleştirilmiş bir basımdı ama yine de kitabın kurgusu, olay örgüsü, karakterleri ve aslında başlı başına ele aldığı konu bence yazıldığı dönemin çok çok ötesindeydi. O dönemin bütün eserlerine hakim olduğumdan değil tabii ama hepimiz bu türün, roman türünün edebiyatımıza ancak Tanzimat döneminde, çeviri eserlerle girdiğini biliyoruz. Daha yeni yeni oturmaya başlamış bir türde bu kadar başarılı bir eser vermek de yazarın ustalığını açık ve net gösteriyor bence.

Hayat uyutuyor, ölüm uyandırıyor imiş. Varlıkla yokluk birbirini gerektiren şeylerdir. Varlık olmasa yokluk nasıl belli olabilir.

Anlattığı konunun sıradışılığı bir yana, karakterler arasında geçen tartışmalar da enfesti. Bazı paragraflarda iki kez okuyacağım kadar derin mevzulardan bahsetmişti Gürpınar. Bahsetmişti diyorum çünkü dönemin eserlerinde görülen, yazarın adeta araya girip kendi kendine bir konuyu tartışması durumu bu kitapta da görülüyordu. Yazar felsefe yaparken karakterin ağzından yazdığını bir anlığına unutuyor gibiydi, ama inanın, değindiği konular öylesine ilgi çekiciydi ki ben bu durumdan hiç rahatsız olmadım. Daha da uzayıp gitsin istedim hatta. 

Benim çok hoşuma giden, okumaktan keyif aldığım bu sohbetlerin konusu ölüm, varlık, yokluk, eğitim, ahlak, doğaüstülük gibi felsefi konulardı. Özellikle metafizik konulu tartışma beni adeta içine çekti, kendimi o sohbete dahil bir dinleyici gibi hissettim, arada durup kendi kendime kendi fikrimi dışımdan söyleme gereği duydum, hatta kendimle tartıştım. 

Gerçek zeka böbürlenmeyi engelleyendir.

Kitap ele aldığı bu felsefi konularla düşünsel açıdan fazlasıyla doyurucuydu. Öylesine okumak istediğim bu kitapta karşıma böylesine dolu satırlar çıkınca gerçekten çok şaşırdım. Öyle ki kimi yerlerde kendimi bilgisiz hissettiğim de oldu çünkü yazarın atıfta bulunduğu şahsiyetler ya da kitaplarla ilgili yeterli bilgim yoktu. 

Tüm bunların yanında, hikaye de çok başarılı aktarılmıştı bence. Hele olayın gizemi kademeli olarak arttı, merak duygusu daha da yoğunlaştı. Hikaye içinde hikaye dinliyor olmak da ayrıca hoş bir ayrıntıydı, o zamanlarda bu şekilde bir kitap yazılması yine beni çok şaşırttı. 

Sonunu az çok tahmin etmiştim ama. Hikaye daha şaşırtıcı bir şekilde bitse daha iyi olabilirdi tabii ama olayların gidişatı, gerçekçi kurgulanmış karakterler ve o derin diyaloglar için bile bu kitap okunur, tavsiye edilir. 

Hüseyin Rahmi Gürpınar okuduğum ilk kitabıyla beğenimi, hayranlığımı kazanmış bir yazar oldu. Bütün eserlerini okumak istiyor fakat hepsini bir solukta tüketmek istemiyorum. Yine de her kitabının "Cadı" gibi dönüp dönüp okuyacağım satırlar barındırdığını hissediyorum. 

Siz de henüz bu değerli yazarımızın hiçbir kitabını okumadıysanız nolur daha fazla geç kalmayın. 

Gördüğünüz her yüz, göstermek istediği nurlu bir vicdanın gerçek aynası değildir. 



*Bu kitap #kom2019 kapsamında okunmuştur. Etkinliğin detayları için şu yazıya göz atabilir, diğer katılımcıların bu etkinlik kapsamında yazdıkları yorumlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.







NOT: Maratona katılan arkadaşlar, klasik kitap yorumlarının başlığına #kom2019 etiketini eklerlerse bu yorum yazılarını görüp paylaşmam daha kolay olur. Görmediğim yorum yazıları varsa bana ulaşabilirsiniz. 

2 Haziran 2019 Pazar

Mayıs 2019 | Aylık Rapor


Bu yılın en sevdiğim ayının raporuyla herkese merhaba!

Bir önceki yazımı okuyanlar bilir, bu ay benim için harika geçti. Birkaç ufak olumsuzluk yaşadım tabii ama güzel şeyler bunları unutturacak kadar güzeldi. 

Bu ay, uzun zamandır yaşadığım okuyamama durumunu atlattım ve okuyamadığım onca zamanın acısını çıkarırcasına okudum. Hep hayalim olan rakama ulaştım hatta, bu ay tam 10 tane kitap okudum. Umarım yılın geri kalanında bir daha okuyamama durumuna yakalanmam, yıllık hedefime ulaşır, hatta 5-10 kitap fazlasını okurum. 

Mayıs ayı içinde çok fazla belgesel izledim, bunların çoğunluğu da gerçek suç belgeselleriydi.  Netflix'in bu konuda iyi olduğunu düşünüyorum, bu türde izlemediğim belgeselleri de vakit buldukça izlemeyi düşünüyorum. Bu ay izleyip çok beğendiğim, sizlere de mutlaka izlemenizi önerdiğim belgeselleri şu yazıdan öğrenebilirsiniz.

Gelelim bu ay neler okuduğuma, neler izlediğime...


Okunanlar

Bu ay toplamda 10 kitap, 1643 sayfa okumuşum. Dediğim gibi bu, bu yılın rekoru. Umarım yılın geri kalanında en azından aylık 1000 sayfa hedefimin altına inmemeyi başarırım. Bu ay okuduğum 10 kitaptan 4'ü klasik, 5'i kurgu dışı alan kitabı, 1'i de kurgu dışı,  günlük gibi gerçekten yaşanmış şeyleri anlatan bir kitap. 

*Bir Noel Şarkısı / Charles Dickens 
Uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Dickens'tan okuduğum ilk kitap bu oldu sanırım. Dili, üslubu filan beklediğimden daha çok hoşuma gitti. Kitabın vermek istediği mesaj da çok güzeldi ama yer yer sıkıldığımı hissetmedim değil. Genel olaraksa okuduğuma mutlu olduğum bir klasik oldu Bir Noel Şarkısı. Gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir kitap.

*Çeviri: Dillerin Dili / Akşit Göktürk

*Çeviri Kuramlarını Düşünürken... / Işın Bengi-Öner

*Sözde Kızlar / Peyami Safa

İşgal yıllarının İstanbulunda geçen, o dönemde yaşanan yozlaşmayı, yanlış anlaşılan batılılaşmayı konu alan bir romandı. Peyami Safa'nın eserlerinde başarıyla kaleme aldığı ruh çözümlemelerinin, karakter tahlillerinin eksikliği eserde ziyadesiyle hissediliyordu. Yine de kitabın dili akıcılık konusunda beni şaşırttı, 1923 yılında yazılmış bir eser olmasına rağmen anlamakta sıkıntı çekmeden okudum kitabı. Bilmediğim kelimeler benim açımdan okuma güçlüğü oluşturmadı. Hikaye de durgun değildi, olay örgüsü içinde tıkanıklıklar barındırmıyordu. Sadece sonunda şaşırmayı beklediğim bir olay vardı, daha doğrusu kafamda öyle kurmuştum ama yazar beklendik bir sonla hikayeyi noktalamış. Zaten kitabın yazılış amacı da ders vermek, bunu neredeyse her sayfada açık bir şekilde görmek mümkün. Benim kitabın didaktikliği ile hiçbir sorunum yok, aksine o dönemin sosyo-kültürel yapısına ışık tutacak realist eserler okumak hoşuma gidiyor. Bunu kurgu bir hikayenin içinde görmek de ayrıca güzel. 

*Çeviri Bir Süreçtir... Ya Çeviribilim? / Işın Bengi-Öner

*The Phantom Prince / Elizabeth Kendall 

Ne yazık ki beklediğimi alamadım kitaptan. Tabii ki bu bir kurgu değil, fakat elimizdeki ne de olsa anlatıma dayalı bir metin. Kendall'ın duyguları ve ruhsal durumları anlatmada oldukça başarısız olduğunu düşünüyorum ki bu kitabın bütün esprisi  bu olmalıydı. Benim bu kitaptan beklediğim şey onun Ted Bundy ile ilişki sürecinde içinde bulunduğu manevi durumu anlamak, kendimi onun yerine koyabilmekti. Bu süreçte yaşadığı şeyleri kelimelere dökememiş, güçlü ifadeler kullanma konusunda oldukça zayıf. Kitap hakkındaki yorumumu şuradan okuyabilirsiniz.

*Çeviride Skopos Kuramı /  Hans J. Vermeer


*Bir İdam Mahkumunun Son Günü / Victor Hugo 

Daha çok etkilenmeyi ve kitabı daha yoğun duygularla okumayı bekliyordum fakat beklediğim gibi olmadı. Zaten bu konuyla ilgili aynı görüşü, daha doğrusu benzer görüşü paylaştığım için ufkumu açan bir eser de olmadı pek. Sadece aynı doğrultudaki fikirlerimi bir kez daha canlandırmış, üzerine biraz daha düşünmüş oldum. Bununla birlikte yazıldığı dönem içinde değerlendirildiğinde çok büyük bir eser olduğu da tartışılmaz. Okurun sorgulamasını istediği konu itibariyle de herkesin okuması gereken bir klasik.

*Kapılar / Şehnaz Tahir Gürçağlar

*Cadı / Hüseyin Rahmi Gürpınar

Bu kitap beni büyük şaşkınlığa uğrattı, çok çok beğendim. Ayrı bir yorum yazısı gelecek.


İzlenenler


Filmler


*Extremely Wicked, Shockingly Evil and Vile (2019) 5/5

Uzun süre etkisinden çıkamadığım bir film oldu. İki kere izledim hatta. Film hakkında yorumumu şuradan okuyabilirsiniz.

*Jo Pil-Ho : The Dawning Rage (2019) 3/5

*13 Going on 30 (2004) 5/5
Zilyonuncu izleyişim filandır herhalde. Bu filmi cidden çok seviyorum. 

*Gölgesizler (2009) 2/5
Geçen yıllarda kitabı okumuştum ama uyarlamayı izlememiştim ve isteyerek yapılmış bir tercihti. Bu sefer bir ders için izlemek zorunda kaldım. Kitapuyarlamasındandahagüzeldi.

Diziler


*Santa Clarita Diet | 2 Sezon 5/5
Bu ay beni mutlu eden şeylerden biri de bu diziydi. O kadar hoşuma gitti ki yine etrafımdaki herkese önerdim, size de öneriyorum. 3. sezonun gelmeyeceğini öğrendiğimde çok yıkıldım ama, o konuda önceden uyarayım sizi.

*Fuller House | 1 Sezon 2/5
Full House bitince içine düştüğüm boşluk dolsun diye Fuller House'a başladım ama beklediğimi zerre bulamadım. Full House'un o sıcaklığı, samimiyeti, doğallığı hiç yok bu dizide. Devam etmeyeceğim.

*Prison Break | 1. Sezon 3/5
Bu üçüncü izleyişimiz olacak. Bu konuda konuşmak istemiyorum.

Belgeseller

*Gezegenimiz 5/5 *

*Küba'nın Özgürlük Hikayesi 4/5 *

*Kötülük Dehası 5/5 *

*Masum Adam 4/5 *

*İtiraf Kasetleri 3/5

*Making A Murderer | 2 Sezon 5/5 *

*The Jinx: The Life  and Deaths of Robert Durst 4/5

*Amanda Knox 3/5

*Long Shot 5/5 *

Yanında yıldız olanları özellikle izlemenizi öneririm, neden önerdiğimi de şu yazıda söylüyorum.


Yazdıklarım

Bu ay bloguma da biraz vakit ayırmaya çalıştım. Çoktandır ne kitap yorumu ne de başka bir şey yazabiliyordum ama son zamanlarda burayı çok özlediğimi fark edip vakit bulduğum her anda yazmaya başladım. İşte bu ay yazdıklarım;









En Çok Dinlediklerim

Muggle Top5 Mayıs









Siz bu ay neler yaptınız?

Neler okuyup neler izlediniz?

Benimle paylaşın!