14 Nisan 2017 Cuma

Ankara / Yakup Kadri Karaosmanoğlu | Kitap Yorumu



Ankara

Yakup Kadri Karaosmanoğlu


2017 Klasikler / 4




Herkese merhaba!

Dördüncü aya girmemizle beraber Klasik Kitap Okuma Maratonu'nun dördüncü kitabını da, Nisan ayının ilk kitabı olarak bitirdim. 

Yakup Kadri'den okuduğum üçüncü kitap Ankara. Her kitabında yazara olan sevgim de büyüyor gibi hissediyorum. Milli Mücadele'ye, dönemin zihniyetine olan bakış açısını kendiminkine çok yakın bulduğum insanlardan biri. Bu düşüncelerini, gözlemlerini, izlenimlerini kitaplarına işlemiş olması da yani; "Sanat toplum içindir." görüşüyle hareket etmesi de ona büyük bir saygı duymama neden oluyor. 

Yazardan okuduğum ilk kitap olan Kiralık Konak, Çanakkale Savaşı dönemlerinde geçen bir eserdi. Osmanlı'nın son dönemlerinin, insanların bu dönemdeki davranışlarının, devletin parçalanırken halkın buna verdiği tepkilerin yer verildiği bir kitaptı. Bir diğer kitabı olan Yaban'ı zaten bilmeyen yoktur. Benim kitap hakkında bazı endişelerim vardı okumadan fakat okumaya başlamamla bitirmem bir oldu sanki. Ayrıca bence bu üç kitaptan en çarpıcısı da oydu. Milli Mücadele döneminde, cephe gerisinde insanların nelerle uğraştıklarını, Mücadele'ye olan yaklaşımlarını, tavırlarını büyük bir hayretle okumuştum ve o zamanlara karşı olan bakış açım değişmişti bir bakımdan.


Ankara ise Milli Mücadele'nin son döneminden, Cumhuriyet dönemine uzanan bir hikaye. Bunu bir kadın karakter üzerinden anlatıyor. İstanbul'dan eşiyle birlikte Ankara'ya taşınan Selma Hanım'ın bu noktadan sonra yaşadıklarına tanık oluyoruz. Bu bağlamda yazar, Cumhuriyet'ten önce ve yeni Türkiye'nin ilk yıllarındaki Ankara'ya ayna tutuyor. Kurak, gelişmemiş, insanlarının çoğunun zihni karanlık dönemlerde kalmış bir Ankara'yı sergiliyor okuyucusuna. Buraları okurken aslında pek şaşırmadım çünkü, bu şehrin Cumhuriyet'ten sonra, aslında başkent olduktan sonra geliştiğini biliyordum. Bu dönemden önce Ankara'nın diğer kırık dökük Anadolu şehirlerinden hiçbir farkının olmadığını duymuş, bir yerlerden okumuştum. 

Sadece şaşırdığım şey, yazarın Yaban romanınında da çok hayret ettiğim, Anadolu insanının aydın insanlardan yaban diye söz etmesi. Hatta romanın kahramanı önce, bu tabiri Yunan askerleri için kullandıklarını sanıyor ve kendisinden bahsettiklerini anlayınca şok oluyor. Bu işte bence de komik, aynı zamanda çok acı bir taraf var. Yaban olan aynı halkın farklı kesimleri mi yoksa ülkeni işgale gelmiş düşman askeri mi?

Buna bağlı olarak yazar yine halk-aydın arasındaki farka, daha doğrusu uçuruma değinmiş roman boyunca. Kitabın yorumlarına bir göz attığımda bazı insanların bu temayı artık klişe bulduklarını okudum. Bu görüşe katılmıyorum zira o dönemin en büyük sorunu buydu ve dönem romanlarında ısrarla bu temanın işlenmesinin bir zarureti olduğuna inanıyorum. Halk-aydın arasındaki mesafenin kapanması için böyle eserlerin kaleme alınması gerekliydi; insanların böyle bir sorun olduğunu bilmesi, farkına varması gerekiyordu. Ben şahsen bu temayı okumaktan bıkmadım, çünkü her yazarda, her kitapta bu çatışmayı farklı bir bakış açısından okuyorum ve bu okuduklarımın düşüncelerimi zenginleştirdiğine inanıyorum. 

Örneğin, Yakup Kadri'nin bu kitabında verdiği örnek çok etkiledi beni; Ankara Palas'ın açılışına gelen sosyete ve onları uzaktan izleyen, ne olduğunu anlamaya çalışan sıradan insanlar sahnesi. Oradaki ifade, Ankara Palas'ın merdivenlerinden çıkarken her basamakta sanki halktan biraz daha uzaklaşıldığı hissi, çok yerinde ve etkili bulduğum bir benzetmeydi. 

Anadolu şatafatın, gösterişin, reklam ve palavraların hiç geçmediği bir diyardır. 

Halk-aydın çatışması çerçevesinde aslında yazar Türk İnkılabı'nı haklı sebepler sunarak eleştirmiş. Olması gereken ve olanı gösterip çağdaşlaşmanın ne denli çarpık anlaşıldığından yakınmış. Değindiği tüm noktalara gönülden katıldım kitap boyunca. Devrimin amacı görüntü olarak Avrupa'nın kopyası olmak demek değildi, değil çünkü. Şapka devriminin amacı sadece o şapkayı takmak demek değildi. Kadınlara verilen hak ve özgürlüklerin amacı sadece eğlencelere, davetlere katılabilmeleri, süslenmeleri için değildi. Savaştan çıkmış, taze kurulmuş bir ülkeyi kalkındırmaları, gelişmiş ülkeler seviyesinin üstüne çıkartmaktı. 

Kısacası çağdaşlaşmak görünüm değil zihniyet meselesidir. 

Şapka bize değil, biz şapkaya hakim olmalıydık.

Romanda özellikle yazarın kadınlardan, kadınların hakları ve özgürlüklerinden, tabiatlarından bahsettiği cümleleri çok beğendim.

Hele Atatürk'ten bahsedilen sahnelerde sanki ben yaşıyormuşum gibi heyecanlandım. Onuncu yıl nutkundan söz edilirken orada olup onu anında dinleyemediğim için üzüldüm, orada olanları kıskandım. Fakat en çok da, Selma Hanım'ın Atatürk'ün evini gördüğünde düşündükleri çok hoşuma gitti. Evinin sadeliği, mütevazılığı onu şaşırtmıştı; beni bir kez daha kendine hayran bıraktı, bir kez daha ona ona saygım katlandı. 

O, işte bu yüzden Atatürk ya zaten.

Kısacası Ankara, Anadolu'daki yanlış anlaşılmış aydınlaşmanın yalın bir dille, etkileyici örneklerle ve akıcı bir hikayeyle yapılmış bir hicvi. O dönemin zihniyetini anlamak açısından mutlaka okunması gerektiğini düşündüğüm eserlerden. 

Türk kadınları çarşaf ve peçelerini işe gitmek, çalışmak için daha kolaylık olur diye çıkarıp atacaklardı. Onlar için cemiyet hayatına atılmanın manası yalnız bu çeşit salon cemiyetlerine karışmak olmayacaktı. Evet, Türk kadını hürriyetini dans etmek, tırnaklarını boyamak ve Rue de la Paix'in kanınlarına esir bir süslü kukla olmak için değil, yeni Türkiye'nin kuruluşunda ve kalkınışında kendisine düşen ciddi ve ağır vazifeyi görmek için isteyecekti, kullanacaktı. Ve Türk erkekleri, garplılaşma hareketini, Tanzimat beyinin garpperestliğiyle, alafrangalığıyla bir ayarda tutmayacaktı. Milliyetçi Türk Garpçısı için Garpçılığın en karakteristik vasfı Garplılığa Türk üslubunu, Türk damgasını vurmaktır. 



Siz Ankara'yı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

2 yorum:

  1. Yazarın Yaban isimli romanını okumuştum edebiyat projem için. Üzerinden baya zaman geçmesine rağmen kitabı sevdiğimi hatırlıyorum. Ankara da okumak istediğim kitaplardan biri. Hatta geçtiğimiz aylarda sınıftan biri kitabın sunumunu da yapmıştı. O zaman da ilgimi çekmişti, şimdi yorumunla daha da bir okuma isteği oluştu ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaban zaten bir başyapıt.. Ne güzel kitapların sunumları yapılıyormuş sınıfınızda, özendim :D Okuyup beğenirsin inşallah canım :')

      Sil