14 Haziran 2016 Salı

Mim : Kim Bu Muggle?



Mimlere bayıldığımı bir kez daha söyleyerek başlamak istiyorum. Hele böyle kişisel konular üzerine olunca daha da eğlenceli oluyor yazması, değil mi ama?

Neyse, sevgili Simurg'un başlattığı "Kim bu.." mime beni kendisi ve Süleyman Köseoğlu etiketlemiş. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bu etkinlikte yapmamız gereken basit, kendimizi anlatmak. Simurg'un yazısını şuradan, Süleyman Köseoğlu'nun yazısını da şuradan okuyabilirsiniz. ^^

...




Öncelikle gerçekten Muggle'ım. 1995 yılında, Kütahya'da bir memur çocuğu olarak doğdum. Ben daha hatırlamayacak yaştayken babamın tayini Afyon'un Sultandağı ilçesine çıkmış. Kısacası çocukluğum orada geçti. 




Ama ne çocukluk. Hayatımda en yalnız geçirdiğim yıllardı. Etrafta kimsenin küçük çocuğunun olmadığı bir mahallede oturuyorduk. Benimle oynayacak abi ya da ablalar bile yoktu. Evin içinde akşama kadar sıkıntıdan patlıyordum. Babam gelince hayat başlıyordu benim için. 

Tek bir arkadaşım olmuştu o dönemde. O da bizim yakınlarımızda bir eve misafir gelen kadının kızıydı. Kırk da yılda bir gelirlerdi, o da benimle oynardı. Gelmediği zamanlarda belki beni duyar diye balkona çıkıp bağırırdım. Ama duyması imkansızdı tabii. Yine de duymuyor, gelmiyor diye ağlardım. Şimdi düşününce, cidden çok acı çekmişim çocukken :D


Buz pateni hayranlığımı da bu yıllarda edindim. Annem kendi işleriyle uğraşırken ben de televizyonda, Trt'de yayınlanıyordu sanırım, buz pateni yarışmalarını keşfettim. Hayranlıkla izliyordum her gün buzun üstünde dans eden sanatçıları. 
Sonra sadece izlemek kafi gelmemeye başladı. Çıkarırdım üstümü başımı, atletimle, şortumla, altı kaygan terliklerimi giyip onları taklit ederdim. İyi ki altı kaygan terliklerim vardı, çünkü bu yaptıklarımı mümkün kılan yegane şeylerdi onlar, benim patenlerimdiler.

Kış geceleri kapımızın önü buz tutunca babamla çıkıp "buz pateni" yapardık. 

Sonra, okul çağım gelince Kütahya'ya taşındık geri. Arkadaşsız geçen onca zamandan sonra sokağa çıkıp oyun oynayan çocukların arasına karışmak benim için kolay olmadı. Yine çok sancılı geçen yıllardı bunlar, okuldan önceki son yıllarım yani. Arkadaş edinme konusunda öyle zorlanıyordum ki annemle babam ne kadar laf dökse de bir türlü kıramıyordum kabuğumu. 

Sonra okul başladı, bir şekilde arkadaş edindim ama bu sefer de başka bir sorunum olduğu ortaya çıktı. İlkokulda, lisede, hayatımın her alanında yaşadığım bir sorun; insanlara gereğinden fazla değer vermek. Her arkadaşımı deli gibi seviyordum, gözümde öyle büyütüyordum ki hayal kırıklıklarım da eşit oranda yıkıcı oldu benim için. Hala da bu huyumla başa çıkabildiğim söylenemez. Geç arkadaş edinmeye başlamamın bir etkisi sanırım bu.



Çok iyi anımsıyorum, okula başlamadan önce, o yalnız çocukluk zamanlarımda, okumaya yazmaya öyle hevesliydim ki gazeteleri önüme serer harfleri taklit etmeye çalışırdım. Yazmak ya da yazmaya çalışmak mesele değildi, mesele okumaktı. Okumayı taklit etmek hiç tatmin edici değildi. Bir kitabı önüme alıp okur gibi kafadan bir şeyler uydurmak insanı mutlu etmiyordu. 

Okula başlayana kadar annem ve babam bir şeyler okudular hep bana. Ama bu bir filmi izlemektense başkasının size anlatması gibi bir şeydi. Hiç memnun olmuyordum, kendim okumak istiyordum. Okuyabilen anne ve babamı deli gibi kıskanıyordum. Kitaplıktaki kitaplarına imrenerek bakıyor, içten içe fesatlanıyordum. 

Sonra nihayet okuma yaşım geldi. Okula başlamamdan hemen sonra değil tabii, okuma fişlerini halledip artık bir kitabı kendi başıma, daha az heceleyerek, daha az sesli okuyarak, okuyabildiğim yaşlarımdan bahsediyorum. 

Annemle babam anında bana kitap okumayı kestiler. Beni kendi halime bıraktılar ki kitap okuma alışkanlığım gelişebilsin. Onlar beni bu konuda yalnız bırakınca kitapları kendim okumak zorunda kaldım, ama canıma minnetti. Bunun için yanıp tutuşmuyor muydum yıllarca? Onlara muhtaç değildim artık, kendim okuyabiliyordum. 
Babam bana Ömer Seyfettin  kitapları alırdı, okumaya onun hikayeleriyle başladım, okumayı onun hikayeleriyle sevdim. 

Kitaplar hayal gücümü daha da genişletmeme yardım etti. Hayallerde yaşayan ama bunu kimseye belli etmeyen bir çocuktum. Hala da bi' sürü hayalim vardır. En büyüğüyse, dünyayı uzaydan bir kez olsun görebilmek.

Bulutları pamuk sandığımı, yıllar geçip büyünce söyledim annemle babama. Pamuk olmaları çok da imkansız değil ama, değil mi? Haberlerde pamuk toplama zamanı geldiğini filan duyunca sanırdım ki insanlar uçaklarla gökyüzüne gidip, bulutlardan parçalar koparıyor, aşağı inip onları pamuk diye satıyorlar. Siyah beyaz resimleri, filmler görünce o zamanlar gerçekten her şey siyah beyaz sanıyordum. Her şey sonradan renklenmişti bana göre. Her yıl biraz daha renkleniyordu hatta, bu yüzden her yıl başında ondan geriye sayıp yeni yılın geldiğine seviniyorduk. Renkleniyorduk da ondan. 

Ortaokulla ilgili benim hatırlanmaya değecek gelişmelerden biri yazmaya başlamam oldu sanırım. İki arkadaşımla birlikte bir hikaye yazıyorduk. Bu bizim için oldukça eğlenceli bir uğraştı çünkü bir diğerimizin bıraktığı yerden hikayeyi devam ettirmek, sonrakinin olayı nasıl geliştireceğini merak etmek çok zevkliydi. Saçmaladığımız oluyordu, hem de çoğu zaman, ama onlar bize özel saçmalıklardı. O hikaye, yazdığımız defterin sayfaları anılarla doludur, birkaç fiziksel kalıntıyla birlikte hem de. 

Yazmak, her daim benimle birlikte olan yalnızlığımdan kurtulmaktı benim için. Kafamın içine sığmayan hayallerimi boş sayfalara aktarmak beni hem rahatlatıyor hem de mutlu ediyordu. Hala da öyle ya. 

İlk yazdığım hikaye bir korku hikayesiydi bu arada. İlkokulda bir ödevdi, hikaye yazmak. Ne yazık ki elimde tutamamışım, defterlerimin arasında kaybolup gitti. Ama evimizin iki mezarlığın köşesinde olduğu düşünülünce, bir korku hikayesi kurgulamam pek de şaşırtıcı değil. 

Liseye başlamak en büyük travmalarımdan biriydi. Koskoca bir dönemi arkadaşsız, en arka sırada, sessiz sedasız geçirdim. O kadar yalnızdım ki öğle aralarında, sınıfta kimse kalmazdı, ben de çıkıp giderdim, bir parka oturur, kulaklıklarımı takar, kitabımı açar o uzuuuun öğle arası saatinin geçmesini beklerdim. Sonra sanki öğle yemeğinden dönüyor gibi geri dönerdim sınıfa. Tek başıma bir bankta oturarak geçirdiğim o öğle aralarını hiç unutamıyorum. Düşüncelerimin kafamı kemirdiği, hayata isyan ettiğim, kendimden nefret ettiğim dönemlerdi. Çok fenaydı, çook. Tam da ergenlik döneminde olduğum göz önüne alınırsa, ruh halimin böylesin bozuk olması gayet normalmiş. 

Sonra bir arkadaşım oldu tabii, hala bana en yakın olan insanlardan biri.


Lisenin ilk yılından sonra bölüm seçmemiz gerekiyordu. İngilizce, öğrenmeye başladığım dördüncü sınıftan beri en sevdiğim derslerden biri olmuştu. Hiçbir zaman bize öğrenmemiz için verilen kelimelerin sınırında kalmadım, hep fazladan kelimeler öğrendim. İlgim yıllar geçtikçe arttı ve lisedeki İngilizce öğretmenim sayesinde de bu alanda ilerlemeyi ilk defa ciddi bir şekilde düşündüm. O da bendeki bu yönelimi görünce bana çok güzel hayaller verdi. 

Neyse, bölümümü seçtim ama ne oldu dersiniz? Koskoca okulda, dil bölümünü seçen sadece bendim. İnanabiliyor musunuz, sadece ben. Şaşırsam mı, üzülsem mi, ne yapsam bilemedim. Müdür yardımcısı beni odasına götürdü, başka bölüm seçmek zorunda olduğumu söyledi. Şaşkınlıkla neden diye sordum. Neden herkes istediği bölümü okurken ben başka bir bölüm seçmek zorundaydım. Şaşkınlığım geçince içimde bir öfke yükseldi bu sefer. Müdür yardımcısından, müdürden, dil bölümünü seçmeyen herkesten nefret ettim. 

Onların suçu değildi tabii, bir kişi için bölüm açamazlardı. Ama ben de kesinlikle başka bölüm seçmeyecektim. Ailemle konuştum. Dil alanında ilerlemek istediğimi zaten biliyorlardı. Hemen okulumu değiştirmeyi önerdiler. Emin değildim. Belki dışarıdan kurslara gider, o şekilde geliştirirdim dilimi. Ama annemle babam istemediğim bir bölümü okuyup kendime hiçbir yararı olmayacak derslere ağırlık vermeme izin vermediler. 

Okul değiştirmek eziyetliydi. Çünkü etraftaki insanların ön
yargıları beni çok üzüyordu. Bu yaşıma geldim hala başka düşünceleri kafama takarım. Halbuki boş gürültüden başka bir şey değiller aslında. O yaşımda da herkes bana dil bölümünün geleceği olmadığını, okulumu değiştirirsem pişman olacağımı söylüyordu. Çünkü gideceğim okul önceki okulumdan daha düşük puana sahip bir liseydi. Ama bunu bir an bile umursamadım. Dil bölümü olsun, ne olursa olsundu benim için. Dediler ki; dil bölümüne matematik yapamayan, fen yapamayan gider, dersleri kötü olanlar gider. Belki de öyleydi. Ama ben bu yüzden seçmiyordum o bölümü; ben İngilizce yapabildiğim için, İngilizce'yi sevdiğim için seçiyordum dil bölümünü.

Bu seçim aşamasında annemle babama desteklerinden dolayı ne kadar teşekkür etsem azdır. Şu anda bulunduğum yerdeysem, hepsi o doğru seçimi yapmama yardım ettikleri içindir. Bu alan seçme konusunda aile desteğinin çok önemli olduğunu biliyorum, bu yüzden şanslı olduğum için de şükrediyorum. 

İşte şimdi de olduğum yerdeyim. Mütercim Tercümanlık bölümü okuyorum ve bu konuda tek bir keşkem bile yok. Edebiyatla, kitaplarla ilgili bir iş yapmak sanırım hayatımı mutlu geçirmemi sağlayacak şeylerin başında gelecek. Kendi hislerime, eğilimlerime güvenip de bu yolu seçmiş olduğum için çok mutluyum. Bu mesele, yani meslek seçimi gerçekten de insanın verip verebileceği en önemli kararlardan biri ve ilerleyeceğim alanı seçebilmiş olmak gerçekten rahatlatıcı.

Bu karar verme döneminde olan herkese şans diliyorum. 

Neyse, burayı kamu spotuna döndürdüm iyice.

Bu uzunca ve gereksiz yazıyı sonuna kadar okuduysanız, sizi cidden seviyorum. Ayrıca teşekkür ederim. Çok sıkmadığımı umuyorum ve sözü şu güzel insanlara bırakıyorum;









+

Yapmak isteyen herkes mimlendi, yazılarınızı merakla bekliyor olacağım :')





34 yorum:

  1. çok samimi bir anlatım.... sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel yazmışsın, çok beğenerek okudum gerçekten. Özellikle şu terliklerinle yaptığın şeyleri ben de yapıyordum. Ve bulutları pamuk sanmak emin ol benim küçükken düşündüklerimin yanında çok basit kalır :D Okumaya olan bu merakına da özendim, küçükken o kadar meraklı değildim. Ayrıca okulda İngilizceden hep nefret etmiştim. Çok özendim, ben de bu mimi yapacağım yakında :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim.. O ilginç hayalleri okumak isterim, sen de mimlenmiş say o zaman kendini :')

      Sil
  3. Çok güzeldi ya, ama böyle okudukça gelip kucaklayasım geldi seni. Hem biliyor musun, kendine yetebilmek arkadaş edinebilmekten daha zordur bence. Onu başardıysan ne ala. :) En kısa zamanda yapacağım, teşekkürler. ♥

    YanıtlaSil
  4. Hepsini okudum ve bilmiyorum sanki yüzüme bakarak anlattınız gibi geldi. Çok güzel bir yazı olmuş gerçekten çok beğendim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, beğenmenize çok sevindim :')

      Sil
  5. Kendini çok iyi ifade ediyorsun.Bence bu, hayatta insana her zaman yarar sağlayacak bir yetenek. Yazıyı da yüzümde ufak bir tebessümle okudum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu etkiyi yaratabildiğime çok mutlu olduumm, teşekkürler ^^

      Sil
  6. Gözdə mən sənin mimlədiyini plus ikinci mimləndiyimi mimi cavablamadan sən yeni bir mimə cvb yazdın mən nə tənbəlləşmişəm bu qədər. -_- Yay(summer)danmıdır məndənmidir bilmirəm amma qalmış yazılarımı bitirməliyəm. İnşaAllah :) Bu arada mimi sevərək oxudum. Dostluğa mən də çox önəm verirəm. Kitab sevgin blogdan da bəllidir. ;) Dostunla şəklinizdə çox gözəlsiniz hər ikiniz. O dil seçimində niyə hər kəs riyaziyyat bilməyənlər, dərs oxumayanlar dil seçir deyir anlamıram. Çünki mənə də eynisini burda da deyirlər. :) Uşaqlıq şəklində oğlana bənzəyirsən, çox şirinsən. Buzüstü kanki/buz üstü paten mənim də uşaqlıqda çooooox sevərək, heyranlıqla izləidyim hələ də ən sevdiyim idman,incəsənət qarışımı bir növdür. Bu uzun mimə də belə uzun rəy yaraşar deyilmi? ;) Zövqlə oxudum. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vallahi ya o fotoğraftaki halim gerçekten de oğlan çocuğu gibi :D Ortak yanlarımız olması ne mutlu ediyor beni yaa ^.^ Senin yazını da dört gözle bekliyorum ona göre :D

      Sil
  7. Çok şirin bir anlatım olmuş. Takipteyim mugglei :)

    YanıtlaSil
  8. Öncelikle çok güzel bir yazı olmuş ama ben en çok arkadaşsız geçen cocukluğunuza üzüldüm çok zor gerçekten... Okuması gayet güzel bir yazıydı iyi mimler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, o dönemde arkadaş sıkıntısı çekmek zor gerçekten.. Çok teşekkürlerr :')

      Sil
  9. Çok güzel bir mim olmuş *-* elinize sağlık.
    Takibe aldım bende beklerim *-*

    YanıtlaSil
  10. Çok güzel bir yazı olmuş tatlım. Ben de bir türlü kolay arkadaş edinemeyenlerdenim. Ama zamanla anladım ki 1 tane gerçekten sağlam dost, çoğu yapmacık, ikiyüzlü dostlara kat be kat değerdir. Şükür ki şu an 2 tanesine sahibim :) Bu arada çiçekler içindeki senin yanaklarını sıkasım geldi <3

    Sen lise bölümü seçimi deyince aklıma benim okul geldi. Benim zamanımda -mutlaka ki sende de olmuştur bu- alan seçimi kaldırılmıştı, sanırım fen dersi almak istiyor musun- istemiyor musun olayına dönmüştü. Ama okulların bunu uyguladığını sanmıyorum. Bir şekil sözel ve dil ağırlıklı bölüm açan vardır. Neyse, bizim okul kolej olduğu için öğrenci sayımız 40 civarı kadardı. Ama öğrencilerin yarısı sözel ve dil seçmek istiyordu ve açmak için gereken sayıyı da oluşturmuşlardı. Peki ne oldu? Okul, velileriniz bunu istemiyor bahanesini öne sürerek bizlere sayısal ve tm alan seçme zorunluluğunu koydu. YGS bittikten sonra da tm sınıfında LYS'nin sözel bölümüne girecek olanları ayırdılar :D Ben sayısal istediğim için sorun yoktu ama o arkadaşlara çok üzülmüştüm. Biraz onlarda da suç var. Bizim okula biz bunu istiyoruz diye baskı uygulamadıkları için çoğu zorla tm okudu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten Seçmeli Ders denen olay Türkiye'de formaliteden ibaret. Dersleri idare seçip öğrencilere dayatıyor. Hayır madem başa çıkamayacaksınız neden Seçmeli Ders uygulamasına bulaştınız. Bu aksaklıklarla eğitim hiçbir zaman istenen kıvama gelemiyor işte.. Çok teşekkür ederim yorumun içinn ^.^

      Sil
  11. Gözdeee :D Çocukken benim de çevremde akrabamızın çocukları vardı ama ben yine de yalnız vakit geçirmeyi seviyordum, yalnız olmak sanırım bir seçenek olduğunda güzel. O buz pateni programlarını ben de izliyordum biliyor musun? O dönem Gümüş Patenler kitabını da okumuştum, iyice aşkım depreşmişti :D İlk defa geçen yıl paten yapmayı denedim ve buzda ayakta bile duramadım :D Bir hayalim daha tuzla buz :D
    Bence hayallerin için okul değiştirmen çok ilham verici bir olay :))
    Mim için çok teşekkür ederim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hiç o topa girmiyorum ya mazallah kafamı başımı kırarım :D Merakla bekliyorum yazını :')

      Sil
  12. Yazılarını okurken resmen zevk aldığımı söylemişmiydim? Cidden Gözde! Mutlaka değerlendir bu yeteneğini.. Mim için teşekkürler yazmaya başladım ama insanın kendini anlatmaya çabalaması çok zormuş!! Umarım en kısa zamanda tamamlarım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa çok mutlu etti beni sözlerinn, çook teşekkür ederimm ^.^ Bekliyorum sabırsızlıkla yazını! :')

      Sil
  13. çok müthiş, içten ve samimi.. <3 merakla ve severek okudum. :) İleriki yaşamında da koccamaaaaannn başarılar sevgili Muggle :)

    YanıtlaSil
  14. Zor geçen cocukluk dönemi böylesine ne istediğini bilen ve de üretken insanlar doğuruyorsa bütün çocukları yalnız mı bırakmalı acaba ;) ayrıca istediğin bölüm için okul değiştirmen gerçekten büyük bir cesaret örneği, inşallah çok mutlu bir geleceğin olur. Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel sözleriniz beni nasıl mutlu etti anlatamam... Çok ama çok teşekkür ediyorumm ^.^

      Sil
  15. Bence hiç uzunca ve gereksiz bir yazı değildi, şahsen çok keyif alarak okudum :)
    Devamını beklediğim bir yazı gibi oldu. Hayallerinden vazgeçmeyip gerçekleştirmiş olmanda çok güzel olmuş, hep mutlu olursun umarım^^
    Kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen de hep musmuslu ol canım benimm :D Çok teşekkür ederim ^.^

      Sil
  16. Ya ne güzel yazmışsın Gözde. Önce bir uzun diye gözüm korktu ama ne ara bitti farkına varamadım. Bir bu kadar daha yazsan da seve seve okurmuşum :D
    Mim için de çok teşekkürler^^ Ben gerçi bu kadar güzel anlatamam. Anlatıcak pek bir şeyim de yok gibi geliyor ama bakalım :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hadi yaaa, çok mutlu oldum sıkmadığına ve severek okuduğuna.. Çok teşekkür ediyorum, yazını merakla bekliyorumm çook ^.^

      Sil
  17. Beni mimlediğin için çok teşekkür ederim :-) Ben bu mimi yapacağım zaman yazını okurum diye şimdiye kadar okumamıştım. Bugün üşenmezsem hayatımı yazacağım :-) Senin yazını okumak şimdiye kısmet oldu.

    O liseli iki kızdan hangisi sensin onu yazmamışsın. Merak ettim :-)

    lisede yaşadığın olayı ben de yaşadım. dil bölümü seçecektim ama sınıfların 70 kişilik olduğu lisemde dil bölümü açılacak kadar öğrenci yoktu. ben de gittim eşit ağırlık seçtim. pişman olmadım bu seçimimden ama şimdi ingilizce bilmiyorum. bundan sonra da öğrenir miyim ne kadar öğrenirim muamma. içimde kaldı dil konusu. bir de ingilizce öğretmeniyle evlenince kendimi iyice ezik hissediyorum :-)

    Yalnız geçen çocukluğundan kardeşin olmadığını tahmin ettim. benim benden 2 yaş küçük kardeşim olduğu için arkadaşım olmasa bile onunla oynardım.

    güzel bir yazı olmuş Gözde. Umarım hayatının bundan sonraki kısmı daha da güzel olur :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağdaki benim :D Öğrenirsin ki daha ne olacak, bence isteyince her şey olur bir şekilde. Bu arada kardeşim var :D Hiç bahsetmediğimi şimdi fark ettim. Aramızda altı yaş olunca bana arkadaşlık edemedi ne yazık ki. Çok teşekkür ederim, umarım :D

      Sil