24 Mayıs 2016 Salı

Ay'da 172 Saat / Johan Harstad | Kitap Yorumu


Ay'da 172 Saat

Yazarı : Johan Harstad
Çevirmeni : Ezgi Dikici
Yayım Yılı : 2008
Türü : Genç Yetişkin
Puanım : 2/5




"Neden aydan arkamıza bakmadan kaçıp onu rahatsız etmemeyi seçtik?"



Çok ağır bir giriş olacak biliyorum ama kitabı yorumlamaya bile gerek olmadığını düşünüp bir süre bu konuda kararsız kaldığımı söylemek zorundayım ilk olarak. Hatta bence aradığınız sağlam bir bilim kurgu bırakın bilim kurguyu, sağlam bir genç yetişkin türü romansa bu yorumu dahi okumayın, kitaptan uzak durum diyorum ve kitabı yorumlama çabalarıma başlıyorum.

Kitabı ne heyecanla aldığımı, okumak için ne kadar sabırsızlandığımı bilenler biliyor. Marslı'dan sonra- ki bu harika kitabın adını burada anmak bile yanlış geliyor şu an- İthaki'den çıkan uzayla ilgili bir kitap olunca heyecanlanmamak elde değildi. Kapağı da çok güzel ve ayrıntısında bir ürkünçlük barındırınca gerçekten dört gözle bekliyordum okumayı. Ama her güzel olduğunu düşündüğüm kitapta yaptığım gibi erteleyebildiğim kadar erteledim kitabı okumayı. 

Emma'yı okumak iki hafta sürünce dedim ki kafamı yormayacak hem de eğlendirecek bir kitap okuyayım. Ayrıca bu kitap bahar şenliği için seçtiğim bir kitaptı ve aradan çıksın istedim. Bir de çok merak ettiğim bir kitap olunca hiç beklemeden başladım okumaya. 

Aslında olumlu bir düşünceyle başladığım için o zaman yani kitabın başlarında farkında değilmişim ama karakterlerin anlatıldığı bölümler çok uzun tutulmuştu bence, şimdi bir düşününce. Ayla ilgili bir kurgu okuyoruz ama aya ancak kitabın yarısında gidiyorlar. Aslında o kısma kadar karakterlerin gereksiz günlük yaşamlarını anlatmak yerine, ay seyahati için aldıkları eğitime biraz ayrıntı eklenseydi hiçbir sözüm olmazdı ona. 

Zaten en başında NASA'nın finansal destek sağlayabilmek için böyle kampanyaya girişmesi bile insanı biraz güldürmüyor değil şimdi, itiraf edin. 

Kitap gerçekten bazı şeyleri, spoiler vermek istemediğim şeyleri merak ettirmiş, kimi yerlerde beni gerçekten ürkütmüştü. Ama sadece kimi yerlerde. Sonuna kadar umudumu korumama rağmen kitap tam da olmasını istemediğim şekilde bitti. Tahmin ettiğim bir sondu ama sorular havada kaldıktan sonra şaşırtıcı olmasının ne önemi var ki? Sanırım ben, her şeyin cevabını alıp ancak o zaman rahatlayan bir okurum. Çünkü kitabı beğenenler de var ve o son insanları çok şaşırtıp kendine hayran bırakmış. 

Birçok şey soru olarak kaldığı için kendimi öylesine bir söylenti, insanları korkutmak için nereden geldiği bilinmeyen bir öykü okur gibi hissettim. Yazarın kullandığı konu gerçekten orijinaldi, gerçek bilgiler içermesi de ne yalan söyleyeyim biraz korkutucuydu ama kitaptan beklediklerimi ne yazık ki alamadım bunlara rağmen. Özgün bir konu çevresinde yazarın saçmaladığını düşünüyorum. 

Karakterler üstünkörü anlatılmıştı, sanki birer tiptiler. Ana karakterlerden hiçbirine yaklaşamadım bir okur olarak. Gereksiz romantik sahneler sinir bozmaktan öteye gidemiyordu benim için. Astronotlar da birer acemi gibi yansıtılmıştı bana göre. O kadar eğitimden geçtikten sonra sorunlar karşısında manevi olarak daha dirençli olmalarını beklerdim ama bu kitaptaki en küçük sorun aslında. 

Tek güzel yanı sanırım iki haftada iki kitap okumuş olmamı sağlamasıydı kitabın. Akıcı, basit, insanı yormayan bir dili vardı ve eğer yoğun olmasaydım bir günde bile bitebilecek bir kitaptı. Tam bir çerezdi benim için yani. 

Kolay beğenmeyen bir insansanız ve bir kitapta ne kadar önemsiz olursa olsun mantık hatalarını kabullenemiyorsanız bence bu kitabı okumamalısınız. 



Yazının devamı kitabı okuyanlar içindir.



Şimdi gözüme en çok batan yerlerden biraz bahsetmek istiyorum çünkü kitabın sonu beni o kadar sinirlendirdi ki yazarak içimdeki öfkeyi atmam gerek bir yerde..

- İlk olarak yazarın bizi baştan itibaren meraklandırıp meraklandırıp, düğüm kısmını ballandırıp da sonra olayı çözüme kavuşturmaması beni çok deli etti. Tamam belki bu şey gerçek bir belgeye ne bileyim bir olaya dayanıyor ve ne olduğunu kimse bilmiyor. Ama sen yazarsın ve o noktada hayal gücünü konuşturman gerekiyor. Kitap zaten olabildiğince gerçek üstü, neden korktun anlamıyorum, türün fantastiğe kaymasından mı? 

- Durumu bir mantığa oturtmaya o kadar ihtiyacım vardı ki bir an kendimi şu cehennem saçmalığını düşünürken buldum. Ama o bile aslında hiçbir cevap alamamaktan iyiydi. Kendi kendime bir teori uydurmaya çalıştım; bu ay gerçekten de cehennem gibi bir yermiş, oradaki Doppelganger'lar da insanların içindeki kötülük, şeytani yanmış falan filan. Bu mudur yani? Bana böyle saçma sapan düşündürmeye ne hakkı var bu adamın :D 

- Bir diğer kafama takılan nokta bu aydaki Darlah üssünü el değmeden yapılmış olması. Bunu sadece ben mi anlayamadım? Hayır oraya iş makinası filan mı götürmüşler de el değmeden yapmışlar? Yoksa şu an bizim kafamızın almadığı bir teknoloji mi söz konusu? 1970lerde? Ayda? Lütfen yanlış anlamışsam bir zahmet beni aydınlatın, yalvarıyorum :D

- Sonra deniliyor ki oradaki Doppelgangerların dünyaya ulaşmamaları gerek! Ayda kalmaları lazım. Eee o anlatılan hikayede Fransız öğretmenin zaten bir Doppelbodysi yok mu? -Bu arada o hikaye gerçekten beni en çok ürküten hikayeydi.- Bunlar zaten dünyadalar o zaman? Neden o kadının doppeli kendini kopyalamamış? 

- Sondaki mesaj düşündürücüydü. Mesaja göre Mia onu Darlah 2'den çıkmadan önce yazmış ve güzel bir yer bulmaktan bahsediyor. Darlah 1'e gitmekten, kurtulma umudundan hiç söz etmiyor. O zaman Mia'nın doppeli mi o yolu kat edip Darlah 1'e ulaştı? Ama o zaman neden Midori'nin kopyasını görünce dehşete düştü? 

Mesajı görmeden önce şey diye düşünmüştüm, Mia kapsülün olduğu odada kopyasıyla karşılaşınca orada bir itişme kakışma oldu ya, orada kapsülün içine Mia değil, kopyası girdi. Cama yumruklar atan da kopya değil Mia'ydı. Yani Mia ayda kaldı, kopya kapsülle dünyaya gitti. Bu gayet mantıklıydı- ne kadar mantıklı olabilirse.. 

Ama dediğim gibi mesaj kafamı karıştırdı biraz. Bu konuda ne düşündüğünüzü de yazın lütfen, çok fena oldum ben :D

- Yaşlı adamın geçmişiyle ilgili bir hikaye gelecek diye bekledim, bekledim ama kitap bitti. Ne diye o adamı kitabı sokuşturdun be adam! Korkutmak istiyorsan gerekli karakterlerden biriyle hallet şu işini, sırf gizem yaratmak adına karakter ortaya çıkarmak, sonra işi bitince onu öldürmek ve hikayesine hiç değinmemek ne yani?

Neyse, kitabı hiç beğenmedim ya. İki puanı da zamanın nasıl geçtiğini unutturduğu, kolay okunduğu ve en azından klasik okumuş olmanın yorgunluğunu aldığı için verdim. 



Siz Ay'da 172 Saat'i okudunuz mu?
Hakkında neler düşünüyorsunuz?
Benimle paylaşın!



8 yorum:

  1. Bayağı bir içerlemişsin sen bu kitaba. :D Çoğu vlogger da öve öve bitiremedi halbuki kitabı. Her bilim kurgu kitabını okuyamadığım için merak etmemiştim bu kitabı. Ama yorumundan sonra yanından geçmem. :) Zaten asıl olayların kitabın yarısında başlaması çok sıkıcı bence.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen ya, tamam akıcı kitap ama merak ettiğimiz şeyin taaa ne zaman başlaması sıkıyor insanın canını.. Zaten merak etmediysen bence de hiç bulaşma :D

      Sil
  2. Geçenlerde almıştım ben de, sırasını bekliyor. :D Aslında merak ediyordum ama şimdi senin yorumdan sonra acaba beğenmez miyim dedim. Neyse ki beklenti ile başlamamak en iyisi, düştü şu an :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar hakkında kötü şeyler söylemeyi sevmem aslında ama gerçek düşüncelerimi de yazmadan edemiyorum işte.. Ama dediğin gibi ya beklentin düşük olursa belki de seversin, kim bilir :')

      Sil
  3. Kitabın ismini görünce "aaa ne güzel, okuyum ben bunu" demiştim ama yorumunu okuduktan sonra vazgeçtim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben tavsiye etmiyorum vallahi, okunacak daha güzel kitaplar var :D

      Sil