28 Şubat 2018 Çarşamba

İşini İyi Yapmanın Laneti




Öyle bir meslek düşünün ki icra eden kişi işini iyi yaptığı ölçüde kayboluyor, görünmez oluyor. Bu özelliğinden dolayı çoğunlukla unutuluyor, hakkı teslim edilmiyor, yokmuş gibi davranılıyor.

Tahmin edebildiniz mi? Özellikle biz kitap kurtlarını da çok yakından ilgilendiren bir meslekten bahsediyorum : çevirmenlik.

Blogumu yakından takip edenler benim de bir çevimen adayı olduğumu biliyordur. Belki de bu konuda bu yüzden çok hassasım, bilemiyorum ama farkındalık oluşturmak adına ben de birkaç şey söyleyeyim, birkaç kişiye ulaşayım dedim.

Türkiye'de çok değer verilmeyen, dil bilen herkesin yapabileceğinin düşünüldüğü bir alan bizimki. Her meslekte olduğu gibi çeviri işinde de tabii ki belli kurallar, yöntemler ve en önemlisi de incelikler var. Teknolojinin ilerlemesi ve çeviri yapan cihazların geliştirilmesi birçok çevirmeni korkutuyor ve geleceğe yönelik endişelendiriyor. Meslek ölür mü diye kaygılandırıyor. 

Zaten değer verilmeyen bir meslek olan çevirmenlik, gelecekte yerini gerçekten de elektronik cihazlara mı bırakacak?

Bana sorarsanız, hayır bırakmayacak. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bu aletler, mesleğin eğitimini almış yetkin bir çevirmenin yaptığı işe tercih edilmeyecek. Neden mi? Çünkü bizim işimiz dil ile ve dil, yaşayan bir şeydir, canlı bir varlıktır. Değişime diğer canlılar gibi açıktır ve onu aktaran kişi de bir canlı olmadığı sürece, ondaki değişim ve gelişime ilk elden tanık olmadığı sürece bu aktarımın çok da sağlıklı olduğundan bahsedilemez. 

Belki teknik çevirilerde - edebiyat dışı çevirilerde - bu konu farklı olabilir, içinde duygu, hissiyat olmayan metinleri bir makineye okutup bunu kelimesi kelimesine çevirtip cümle dizilimini erek dile uygun hale getirebilir ve görece yeterli bir çeviri metin elde edebilirsiniz ki bu da bence bugünün şartlarında pek mümkün değil. Makine çevirisini kontrol edip varsa yanlışlarını düzeltecek kişilere her zaman ihtiyaç var. Kısacası makineler hala, gözü kapalı güvenebileceğimiz çevirmenler değiller. 



Gelgelelim söz konusu edebiyat çevirisiyle, bir makine asla bir çevirmenın yerini alamaz. Altını çiziyorum, asla.

Böyle bir işlem yapabilen bir makine üretilirse gelecekte, o ancak bir yapay zeka olabilir. Ve yapay zeka denen olay gerçekleşirse de zaten çeviriden başka endişelenmemiz gereken daha büyük şeyler olacaktır muhtemelen. 

Tarihte en eski çeviriler kutsal metin çevirileridir ve bu metinler çevrilirken, çevrilen kutsal bir şey olduğundan, Tanrı'nın kelamı olduğundan çevirmenler çok da dokunmak istememişler metinlere. Kelimelerin anlamlarını olduğu gibi yazıp bırakmışlar, cümle dizilimine bile karışmamışlar. Anlama ve yorumlama işini tamamen çevirinin okuyucusuna bırakıp köşelerine çekilmişler. 

İşte, çevirmenin böylesine az müdahale ettiği bu tip - kelimesi kelimesine - çeviriler, çevirmeni olduğu gibi gördüğümüz, varlığını en çok hissettiğimiz çevirilerdir. Metinle aramızda duran bu aktarım öğesi öyle somut bir şekilde gözlerimizin önündedir ki onu yadsımamız imkansızdır. 

Kötü çevirileri hemen fark etmemizin nedeni de budur. Çevirmen kaynak metne çok az müdahale etmiştir, olanı olduğu gibi verip metnin anlamına, biçemine karışmamıştır. Kötü çevirmiştir, bu yüzden onu görürüz. Eserle aramızda duruşu bizi rahatsız eder, onun varlığı bizi eserin yazarına götüren yoldaki engebedir, taştır, yokuştur. Yazarla aramıza çekilen kara bir perdedir. 



"Çevirmenler ninjalara benzer. Onları fark ediyorsanız, işlerini iyi yapmıyorlar demektir."


Şöyle düşünün, örneğin Yüzyıllık Yalnızlık eserini çok ama çok beğendiniz. Öyle ki bu kitaptan sonra Marquez'in anlatımına aşık oldunuz ve bütün kitaplarını okumak istediniz. İşte, siz de bu duyguyu uyandıran unsur yüzde altmış yazarsa, yüzde kırk da çevirmendir. Çok beğendiğiniz bir eseri başkalarına anlatırken yazara övgüler yağdırırsınız fakat belki de çevirmenin adına dahi bakmamışsınızdır. Bu da çevirmenin kendisini söz konusu yazarda ne kadar iyi erittiğini, ne kadar o olabildiğini gösterir aslında.

Eğer çevirmen bir yazarın okuduğunuz ilk eserini kötü çevirmişse, o yazara karşı hisleriniz okuduğunuz çeviri esere göre şekillenecektir. Yazarın diğer kitaplarını okumak isteğiniz buna göre değişecektir. Kısacası bir çevirmen, çevirdiği eserin yazarının erek dilindeki temsilidir ve okuyucu da o çeviri ölçüsünde yazarın gerçek eserine yaklaşabilir, ya da uzaklaşabilir. 

Garip olan tam olarak bu mesele. Çevirmen, eseri iyi çevirdiği ölçüde kaybolur. Metne müdahalesi çoktur. Onda hem anlam hem de biçem kaygısı vardır ve aynı zamanda ana dilindeki söyleyişe de önem verir. Eserin çeviri kokmaması için iletiyi en doğal şekliyle ifade etmeye uğraşır.  Eseri ana dilinde okuyan okuyucuda yazarın bıraktığı hissin aynısını, erek kitleye vermeye çalışır. Onun derdi okurla yazar arasından çekilmek, onları baş başa bırakmaktır, hatta ve hatta "o yazar" olmaktır. Dolayısıyla onunki Suut Kemal'in de dediği gibi bir fedakarlık, bir feragat işidir.
"Sözcükler, dünyalar arasında seyahat eder; şoförlüğü ise çevirmen yapar."




Velhasıl, edebi çevirmenler böyle müstesna bir yere sahipken, çok ama çok beğendiğimiz kitapların yazarlarını bilirken, çevirmenlerinin adını neden bilmiyoruz? Hatta merak edip bir kez bile bakmıyoruz? Çevirinin güzelliğinden kitabı anlatırken neden bahsetmiyoruz?

Bunu kendimde de fark ettiğim için üzerine bir şeyler yazmak istedim. Arkadaşlarımla konuşurken, adını bildiğim belli başlı çevirmenleri, kötü çeviri yaptıkları için tanıdığımı fark ettim. Oysa en sevdiğim ve okurken büyük keyif aldığım dünya klasiği Jane Eyre'in çevirmeninin adını hatırlamıyordum. Bu beni hem çok şaşırttı hem de çok üzdü. Sonra da üzerine epey düşündürdü.

Okurken varlığını hissetmediğimiz, bize ana dilimizdeymiş gibi okuma keyfini tattıran çevirmenlerin haklarını vermek gerekiyor. En azından keyifle okuduğunuz bir kitabı arkadaşınıza anlatırken,  çevirisinin güzelliğinden de şöyle bir bahsediverin, blogunuzda yorumunu yazarken mümkünse çevirmenin adını bir kez zikredin. Ne de olsa size o kitabı keyifle okutan onun o görünmez, hayalet çevirmeni.


16 yorum:

  1. Çevirmenlik benim için çok ayrı bir meslek. Şu an imkanım olsa sınava dilden de girer dil okurdum. Ve istenirse en akıllı cihazlar geliştirilsin asla bir insanın yerini tutamaz. Özellikle de bu anlamda. Senin de dediğin gibi dil yaşayan bir şey. Yani yüzyıllardır varolan, toplumların var ettiği, o toplumların kültürüyle yoğrulmuş bir şey. Duyguları, yaşanmışlıkları barındıran bir şey. Yani bir makinanın çözebileceğinden çok daha karmaşık bence. O yüzden kimse çevirmenlerin -tabi ki işini layıkıyla yapanlardan bahsediyorum- hakkını teslim etmemezlik yapamaz. Ve son olarak, iyi ki görünmez hayalet çevirmenler var :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle düşünmene çok sevindim İlkay, çok haklısın. Cidden iyi ki varlar :')

      Sil
  2. Çeviri işi çok önemli. İyi çevirilmemiş kitaplar zor ilerliyor. Çevirmenlerin hakkını teslim etmek gerekir bencede.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi çevrilmemiş bir kitabı okumaktansa o kitabı hiç okumamak daha yerinde bence de. Böyle düşünmenize çok sevindim :')

      Sil
  3. çeviri işi birebir kelime çevirmekten ibaret olmadığı için elektronik cihazların çevirmenin yerini alamayacağı konusunda hemfikiriz. çevirmen de editör de işini iyi yaptığında bir şekilde görünmez oluyor. bu yüzden bir nebze vefa olsun diye çevirmen adına yer veriyorum hep blogda. hatta artık editörleri de mi yazsam diye düşünüyorum zaman zaman :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söylüyorsun, editörler de aynı kaderi paylaşıyor bir anlamda. Aynı fikirde olmamıza sevindim :')

      Sil
  4. Merhabalar.. Doğrusu mesleğin çok güzel.. Yani aday olsan da o meslek için ilerliyorsun bu yüzden mesleğin diyorum. Yabancı dil bilen dahası bunu mesleki olarak icra eden insanlara hayranım..
    Emin ol günümüzde o kadar çok meslek değerini görmüyor ve eğitimini almamış kişilerce heba ediliyor ki.. Şu an bi çok kişi bundan muzdarip.
    Yazında özellikle ilk çevirilerin kutsal kitaplar olduğuyla ilgili paragraf çok ilgimi çekti doğrusu. Sanki daha sonra devam eden bir sürü basımda da bu değişmemiş gibi geldi bana. Bakınca hala hiçbir kutsal kitabın tam olarak nelerden bahsettiğini anlayamıyoruz.. Bu konuda ayrı bir konu başlığı açabilirsin bence :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahsettiğin konuyla ilgili daha ayrıntılı araştırma yapıp bir yazı hazırlamaya çalışacağım, aklımın bir köşesine not ettim. Güzel düşüncelerin ve önerin için çok teşekkür ederim :)

      Sil
  5. Yazdıklarını o kadar iyi anlıyorum ki. Çevirmenlik konusunda bende bir yola çıktım ve aslında ne kadar fazla detay içerdiğini, incelik gerektirdiğini fark ettim. Çünkü Türkçe'yi bile kullanırken kelimelerin anlamlarına, ifade edilmek isteneni en iyi hangi kelimenin, hangi dizilimle verebileceğine takılan biri olarak çeviri yapmanın aslında ne kadar zor olabileceğini anladım. Ama o metni tam da verilmek istenen ifadeyi karşılayacak şekilde çevirince hissedilen başarı hazzı... Anlatılmaz yaşanır cinsten. Ve çevirmenleri gerçekten tanımıyoruz, bilmiyoruz. Mesela ben Jane Austen'ın Gurur ve Önyargısı'nı ilk okuduğumda hiç bilmediğim bir çevirmenden okuyup ortalama bulmuşken Hamdi Koç'un çevirisiyle okuyunca resmen aşık oldum. Üstelik Hamdi Koç çevirisiyle basılmış diğer Jane Austen kitaplarını da büyük bir tutku ile okudum. Yabancı dilde basılmış kitapları sevdirenler aynı zamanda çevirmenler. Kitapları ve okumayı sevdirmekte çevirmenlerin payı büyük.O yüzden en önemli mesleklerden biri olduğunu söylemek yanlış olmaz :)

    YanıtlaSil
  6. Gerçekten neden kitap okurken çevirmenine dikkat etmiyoruz? Üzülerek söylüyorum ki ben de bu hatayı çok yapıyorum. Dediğin gibi, kişi bir dili çok iyi biliyorsa çevirmenlik yapması çok kolay diye bir şey olamaz. Ben İngilizce okurken bile zorlanıyorum. Kim bilir işini ciddiye alan bir çevirmen nasıl baş diyordur?

    Kötü çevirileri daha çok işi ciddiye almamaya bağlıyorum. Birçoğu ya bu işi severek yapmıyor ya da çevirdiği kitabı beğenmiyor bence.

    Bu konuya güzel örneklerle parmak bastığın için teşekkürler. Meslekle aranın hiç soğumamasını dilerim :)

    YanıtlaSil
  7. Çok haklı bir konuya parmak basmışssın Gözde. Çevirmenin önemi gerçekten yadsınamaz. Eskiden kitap yorumlarına kitabın künye bilgisine çevirmenini de yazardım ama artık daha bir üşengeç oldum sayfa sayısını bile yazmadığım oluyor :D Ama bundan sonra yine yazmaya dikkat edeyim en iyisi :D
    Çoğunlukla klasik kitaplarda çevirmene dikkat ediliyor ama çevirmen unsuru benim bolca okuduğum genç yetişkin kitaplarında da önemli bence. Bazen öyle oluyor ki diyaloglara anlam veremiyorum, gerçekten böyle mi ifade etmiş yazar diye düşünüyorum ama büyük bir ihtimalle çeviriden kaynaklanan anlam bozulmaları yüzünden böyle hissediyorum. Böyle olunca da kitaptan kopuyorum, hissettirmesi gereken duyguları hissedemiyorum :// Bir de önceden çevirmenlik dili bilen herkes tarafından yapılabilir gibi geliyordu ama Kayıp Rıhtımdaki Çevirmenin Çemberi yazılarını okudukça ne kadar uğraş gerektiren bir meslek olduğunu gördüm ve keşke zamanında ben de kariyer hedefimi bu yönde belirleseymişim diye hayıflandım :D Çevirmeye başladığında senin de çeviri serüvenlerini okumayı çok isterim :'))

    Son olarak senin elinden çıkacak kitapları okumayı da dört gözle bekliyorum Gözde :')))

    YanıtlaSil
  8. Çok haklısın gerçekten bu şarkı çevirilerinde bile görülüyor kelime kelime çevirenler beni çıldırtıyor. Oysa ki hangi dilde olursa olsun bir cümlenin ifade etmek istediği belli bir anlam vardır ve sözcüklere bağlı kalmadan bu anlam aktarılmalıdır. Çevirmenleri severiiiz.

    Takibe aldım Sevgili Muggle. .Bana da beklerimm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı fikirde olduğumuza çok sevindim. Çok teşekkür ederim :')

      Sil
  9. Güzel bir noktaya değinmişsin. En azından seni okuyanların dikkatini çektin. Bundan sonra kitap yorumlarında çevirmenlerin de adının anılmasına dikkat edeceklerdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birkaç kişide de olsa bir farkındalık yaratmışsam ne mutlu bana ablacım :')

      Sil
  10. Ben çevirmenliği bir meslek değil sanat olarak görüyorum. Çevirmenler kitapların ana dildeki yazarları kadar pay sahibidirler ortaya çıkan eserlerde.

    Teknik metinler, barındırdıkları belli bazı özel kelimeler ve tabirler hariç gramer açısından çevrilmesi en kolay metinlerdir. Yazılışlarında edebi bir kaygı yoktur, aksine kolay anlaşılabilsin diye iyice basitleştirilerek yazılmışlardır. Çalıştığım sektörde tonlarca teknik çeviri yapmış biri olarak bunu bizzat tecrübe etmişimdir.

    Ama iş edebi metinlere gelince sadece belli bir dile, belli bir kültüre özgü deyimleri çevirme çabası o kadar zor bir iş ki! Bir de buna yazarın kendi stilini ve sanatını katın.

    Bir müzik eserini çevirmeye ihtiyacımız yok, dünyanın neresinde olursak olalım herkes aynı melodileri duyacak nasıl olsa. Aynı şekilde bir tabloyu da çevirme gibi bir durumumuz olamaz. Dünya üzerindeki herkes aynı resmi görür, sadece kültür seviyesine göre algılama biçimleri değişir o kadar...

    Ama edebi bir metin öyle mi! İşte çevirmenliğe o yüzden sanat diyorum. Çevirmenler usta bir ressamın yarım bıraktığı bir tabloyu tamamlamaya çalışırlar. Tablo bittiğinde eserde çevirmenlerin de fırça darbeleri vardır.


    Ama her şeye rağmen bir kitabı çevirisinden okumak işin içindeki tüm ustalığa rağmen hiç görmediğimiz bir çiçeği sadece fotoğrafından tanımaya benzer. Şeklini, rengini, boyutunu biliriz ama o çiçeği gerçekten elimize alana kadar kokusunu asla bilemeyiz.

    Çevirmenlik işte böyle zorlu bir sanat, zorluğu ölçüsünde saygı görmeyi de hak ediyor.


    Sevgilerimle Gözde...

    YanıtlaSil