27 Kasım 2016 Pazar

Pazar 6'lısı : Klasik Okumaya Başlayacaklar İçin Öneriler



Merhabalar, iyi pazarlar herkese!

Vizelerimin bitmesiyle bloguma kavuştum denilebilir. Geçen haftaların Pazar 6'lısı teması da taslaklarımda bekliyor aslında ama yoğunluğumdan yayınlayamamıştım. Onları da bir ara, araya sıkıştırmak istiyorum. Neyse ki,bu haftanın konusu serbestti. Ben de geçen haftanın konusunu seçtim, zaten yazılmış bekliyordu *.*

Klasik okumaya ciddi ciddi geçen sene karar vermiştim ben. Ondan önce çok sıkıntı yaşamıyordum klasik kitapları okuma konusunda ama bir düzenim de yoktu. Geçen yıldan başlayarak her yıl kendime bir klasik kitap okuma sınırı koymak istiyorum. Bu yıl hedeflerime pek ulaşamasam da çok merak ettiğim klasiklerin bazılarını okuyabilmiş olmak beni mutlu ediyor. 

Siz de klasik okumak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız işte size benden birkaç tavsiye!



Siz de dinleyin!





* Beyaz Diş / Jack London

Akıcı ve sıradışı anlatımı ve sürükleyici macerasıyla Beyaz Diş'i bir oturuşta bitirebilirsiniz. Hele bir de hayvan severseniz bu kitap sizi derinden etkileyecektir. 

* Satranç / Stefan Zweig

Yine bir solukta okuyacağınız bir hikaye. Ayrıca oldukça ilginç bir konusu var. Zweig yaptığı ruhsal çözümleme ve psikolojik tahlillerle sizi bazı konuları düşünmeye sevk edecek. 

* Dr. Jekyll ve Mr. Hyde / Robert Louis Stevenson

Okurken gerileceğiniz türden bir kitap Dr. Jekyll ve Mr. Hyde. Korkutmayabilir fakat kesinlikle tüylerinizi diken diken edecektir. Özgün konusu ve akıcı diliyle hemencecik bitiverecek, sonuyla şaşırtacak, belki de ürkütecek bu kitabı kesinlikle okumalısınız.

* Fareler ve İnsanlar / John Steinbeck

Benim gibi sulu göz bir mugglesanız kendinizi ve mendillerinizi hazırlayın bu kitaba başlamadan önce. Oldukça gerçekçi, işte tam da bu yüzden çok duygusal ve çarpıcı bir hikaye Fareler ve İnsanlar. 

* İnsan Ne İle Yaşar / Tolstoy

Tolstoy'un bu öyküsünde işlediği tema yine çok derin, yine çok düşündürücü. Sorduğu bu soruyu yazar erdem, ahlak gibi unsurlar çerçevesinde, insan yaşamını sorgulayarak yanıtamaya çalışıyor ve okuyucu da bunu yapmaya davet ediyor. Kitabı okumanın verdiği keyfin yanında, alacağınız ders de paha biçilemez bence.

* Shakespeare Oyunları

Tiyatro oyunu okumak hem çok eğlenceli hem de çok çabuk bittiği için zamanın nasıl geçtiğini unutturuyor insana. Kafanızı dağıtmanıza da birebir bence. Kurgu akıp gidiyor, kafa yormanız gereken bir şey olmuyor genelde ve hayal gücünüzde oynayan bir tiyatro oyunu izliyorsunuz. Daha güzeli olabilir mi? 




24 Kasım 2016 Perşembe

Ne Var Ne Yok | Kasım 2016



Herkese merhaba!

Bir baktım da en son kasımın başında bir kitap yorumu yazmışım sonra puff!

Sanırım en çok ara verdiğim dönemlerden biri oldu bu ama malum sınav dönemi yazmaya pek vaktim olmadı. Aslında yorumunu yazmaya değer kitaplar okudum, mesela Şeker Portakalı, fakat yorumunu yazmayı bir kenara bırakın okuyup bitirebildiğime bile şükretmeliyim sanırım. 

Bu sefer vize dönemim çok yoğun geçti ve hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok yoruldum. Birkaç günlük bir tatili hak ettiğimi düşünerek bu hafta sonunu kendime ve bloga ayırayım dedim ama hala bekleyen ödevler dururken içim bir türlü rahat etmiyor. 

Kısacası, ajandama da not ettiğim gibi, kasım ayının hedefi benim için, hayatta kalmaktı. Sınavlardan sonra üzerimde bir kırgınlık vardı ve nihayet dün sesim değişti, sonra bademciklerimin şiştiğini fark ettim. Şu an gerçekten hastayım kısacası ama hala burada olduğuma göre bir şeyleri başarmış sayıyorum kendimi. 

Kitap okuma açısından hiçbir umuda kaptırmadım kendimi ve fırsatlar el verdikçe okumaya çalıştım, sınırlarımı zorlamamaya çalıştım ve çoğunlukla kendimi durdurmayı başardım. Çünkü kitap okumaya dalıp çalışmayı bırakmak sıklıkla yaptığım bir şeydir aslında. Bu sefer çalıştığım ortamda kitap bulunmamasına özellikle dikkat ettim. Yoksa gerçekten gözüm devamlı kitaba kayıyor ve ben kesinlikle konsantre olamıyorum. 

Son zamanlarda kullandığım bir yöntemi anlatmak istiyorum hemen. Ben çok uzun süre çalışmayı sevmiyorum, mutlaka küçük aralar veriyorum. Sınav dönemi ya da ders çalışma konusunda yoğun olduğum zamanlarda kitap okumaya zaman bulamadığım için ben de verdiğim bu araları değerlendiriyorum. Hem kendime ödül vermiş oluyorum hem de bu küçük aralar kafamı dağıtmamı ve zamanımı verimli geçirmemi sağlıyor. Bir de okuyacağım bölümleri düşünerek daha hevesli çalışıyorum. (Manyak Muggle)



Bu ay verdiğim en kritik karar sanırım bir süre kitap almama kararımdı. Bu kararı vermeme şu olay neden oldu aslında, öylesine bir alışveriş sırasında mağazada indirimli kitapları görünce dayanamadım ve birkaç kitap seçtim. Sonra dolaşırken, elimdeki kitaplara baktım ve aslında bunları o kadar da merak etmediğimi, sadece indirimde oldukları için dayanamayıp aldığımı kendime itiraf ettim. Sonuç olarak sadece bir tanesini satın aldım ama eve gelince kitaplığımda onu koyacak yer bulamadım ve moralim daha da bozuldu. Kitaplığımda ne kadar okumadığım kitap varsa hepsini çıkarıp dizdim. Kitaplığımda okumadığım kitap kalsın istemediğimi hatırlattım kendime. Ölmeden okuyabildiğim kadar kitap okumayı istiyorken daha kendi kitaplığımda okunmamış kitap olması beni utandırdı. Artık sadece almak için kitap satın almak istemiyorum kısacası. 

Bu yüzden kitaplığımdaki tüm kitapları okumuş olana kadar kitap satın almayacağım. ( Son siparişim gerçekten sondu..) Hatta kütüphaneden de kitap almayacaktım ama bu kuralı elimdeki kütüphaneye ait kitap bitince uygulamaya koyacağım. 

Zaten şu gördüğünüz muggle, dün itibariyle yıllık meydan okumasını bitirmiş durumda. 😎😏



Geçen hafta pazar günü de Haldun Dormen'in oynadığı Müfettiş oyununa gitme fırsatım oldu. Fazladan biletini bana vererek bunu sağlayan Mesut'a buradan da teşekkür ediyorum :') Yanlış anlaşılmalara dayanan bir güldürü oyunuydu ve büyük keyif aldım. Haldun Dormen'i sahnede görebildiğim için gerçekten mutluyum. Onu canlı izlemek güzel bir deneyimdi gerçekten. 

Ama tabii ki kasım ayının en önemli olayı bence; Fantastik Canavarlar'dı. Tüm o vize dönemini katlanır kılan tek şey sonunda filmi izleyeceğimi düşünüp bunun hayaline tutunmamdı. Anladınız siz :D 

Bu ay zaten Fantastik Canavarlar'ı izlemek, onun öncesinde ve sonrasında izlediğim belgesel ve röportajlar, en çok da Zümrüdüanka Yoldaşlığı'na yeniden başlamış olmak Potterhead damarımı kabarttı. Blog için daha muggle, daha Potterheadvari tasarılarım oluştu kafamda. Düşündükçe çok heyecanlandığım ama çuvallamaktan da korktuğum planlarım var. Bakalım uygulamaya koyabilecek miyim... 

Haaa bu aradaa...

Geçen ay bu etikete bir yazı girmediğim için bahsetmemiştim ama Gaia Dergi'nin internet sitesinde gönüllü olarak çevirmenlik/yazarlık gibi bir şey yapmaya başladım. İlk yazım Ekim ayında yayınlandı, okumak için tıktıkk..


Kamon! Neyle ilgili olmasını bekliyordunuz ki? :D





Sizde bu ay ne var ne yok?

Benimle paylaşın!



20 Kasım 2016 Pazar

Ağlayan Muggle

Merhaba herkese,

Blogumu takip edenler şu anda görünümün şaftının kaydığını fark etmişlerdir. Hepsi benim halt yemem yüzünden oldu ve şimdi elimden hiçbir şey gelmiyor. 

En son yazılarımda resim eklemede birkaç sorun yaşadım ve küçük bir araştırmayla resim kotamı doldurmuş olabileceğimi düşündüm. Gidip blog resimlerini, en azından gereksizleri sileyim dedim. Tek tek resim kaldırırken blogdan kontrol edip bu resimlerin hiçbir yere gitmediğini gördüm ve ben de daha çok yer açılsın diye albümün hepsini sildim. Önce hiçbir sorun yoktu. Birkaç saat sonra blogumdaki başlık da dahil tüm görsellerin yok olduğunu gördüm. Beyin kanaması geçiriyordum. Sinirden ağladım. Hala çıldırıyorum.

Başlığı hemen düzeltmeye çalıştım ama o bile eskisi gibi olamadı. Görselleri geri getirebilir miyim diye çok yere baktım ama beceremedim de. Sanırım tek çarem tüm yazılarımdaki görselleri şu salak işaret gitsin diye kaldırmak olacak. 

Böyle işte, bir çözüm bilen varsa lütfen hemen yazsın bana. Olacağını pek sanmıyorum gerçi, salak gibi hepsini silen benim :/

Sağlıcakla kalın..

Film Yorumu : Fantastic Beasts and Where To Find Them // Spoilersız


Fantastic Beasts and Where To Find Them

Türü : Fantastik, Macera

Yapım Yılı : 2016

IMDB Puanı : 8.1




Herkese yeniden merhaba!

Sonunda ilk fragmandan beri, hatta ne fragmanı, ilk açıklamalardan beri dört gözle beklediğimiz Fantastik Canavarlar filmi vizyona girdi ve sabırsız bir muggle olarak hemen gidip izledim. Filmin vizelerimin bittiği gün vizyona girmesi de bana çok çok büyük bir hediye oldu resmen. Tüm o yoğunluk ve yorgunluğun ödülü gibiydi benim için filmi izlemek. 

Doğrusunu söylemek gerekirse çoğu kişi gibi benim de filmden çok yüksek beklentilerim vardı. Aynı zamanda bu beklentilerimin karşılanmayabileceğinin korkusunu da taşıyordum içimde. Çünkü Potter evreninde geçen bir hikaye söz konusu olunca insan ister istemez böyle devasa beklentiler içine giriyor, elimizde olan bir şey değil. Durum böyle olunca hayal kırıklığına uğrama riski de doğru oranda büyük oluyor tabii.

Bir de ben, öyle bir kitaptan nasıl bir film çıkacak çok çok merak ediyordum. Yani, olay örgüsü olmayan bir kitap sonuçta Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar... Adından da anlaşılacağı gibi, ki okuyanlar da bilir, ansiklopedi gibi bir kitap var ortada. Senaryonun tamamen bilinmez olması filmi daha da gizemli kılıyordu ve bu da benim için en büyük heyecan sebebiydi açıkçası. 


Film genel olarak beklentilerimi karşıladı. Ben izlerken çok eğlendim, üzerine düşünmeden yaptığım ilk yorumların hepsi olumluydu. Salondan yüzümde kocaman bir gülümsemeyle çıktım, uyuyana kadar devamlı filmi övdüm, fangirl damarım kabardı, uyuyana kadar film hakkında dırdır edip durdum.

Öncelikle büyü dünyasına, seyirci olarak da olsa, sadece birkaç saatliğine de olsa yeniden dahil olmak muazzam hissettirdi. Bu konuda başarılı olması zaten filmi beğenmemdeki en büyük neden. Olay örgüsü büyük bir muamma olduğundan, yani bu açıdan ne bekleyeceğimi bilmediğimden, canavarların yanında işlenen hikaye çok hoşuma gitti. 

Aslında filmdeki asıl olay yanında canavarlar arka planda kalmışlardı. Yani aslında filmin adı "Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?" olsa da mesele canavarlar değildi. Canavarlar işin baharatı gibiydi daha çok. Newt Scamander karakterini kullanarak bir kurgu oluşturulduğundan canavarları da olayı dahil etmez kaçınılmaz olmuş gibi yani. Bu hoşuma gitmediğinden değil, sadece eğer filmde canavarlar tanıtılacak ya da canavarların merkezde olduğu bir macera yaşanacak gibi bir düşünce ya da beklentiniz olmasın diye belirtiyorum. 


Yukarıda da söylediğim gibi senaryo için tercih edilen bu yol çok makul ve doğal geldi bana. Öyle bir kitabı filme uyarlamak için bir olay örgüsüne, canavarların içine dahil edilebileceği başka bir kurguya ihtiyaç vardı zaten. 

Benim için, sonradan üzerinde düşündüğümde fark ettiğim, tek sorun bu asıl olayın aslında biraz geri planda kalmış olmasıydı. Az önce anlattıklarımla çelişiyor gibi olabilirim ama anlatmak istediğim şu ki hikayede tamı tamına aydınlatılmamış yerler kaldı bana göre. Kurguya güzelce yedirilememiş gibi geldi, daha detaylı, açık bir şekilde aktarılabilirdi diye düşünüyorum. 

Oyuncuları çok beğendim, özellikle Ezra Miller'ın karakterini canlandırmasına ba-yıl-dım. Pek repliği yoktu, fakat duruşu, bakışı seyirciye karakteriyle ilgili her şeyi aktarmaya yetiyordu bence. Tek kelimeyle mükemmeldi. 


Diğer yandan Tina karakteri için beklentilerim çok daha başkaydı. Fragmanlar ve okuduklarım doğrultusunda onu daha sert, tuttuğunu koparan, asi bir cadı olarak canlandırmıştım kafamda ama filmde daha uysal, hatta sönük, pasif bir karakter olarak karşımıza çıktı. Bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmadı değil. Fakat oyuncunun son sahnedeki bir hareketi ya da mimiği mi demeliyim, bu olumsuz düşünceleri zihnimden atmama yetti de arttı. 


Filmde çok hoşuma giden bir başka şey de, hem dönemin hem de farklı bir büyücü topluluğunun yeterince iyi gözler önüne serilmesiydi. 

Amerika'daki büyücüleri görmek, zihinlerimizdeki Potter evrenini bir tık daha genişletmiş oldu bence. Buradaki büyücü ahalisinin farklı kuralları olduğunu öğrendik. Geçmişteki olaylar yüzünden, cadı avı, Salem cadı mahkemeleri vb., büyü dışı dünyayla aralarında daha keskin çizgiler var; öyle ki bir büyücü, büyü gücü olmayan biriyle evlenmek şöyle dursun, flört bile edemiyor yasalar gereğince. 





Bu arada büyü gücü olmayanlara "muggle" değil de "no-maj" demeleri çok güzel bir ayrıntıydı, benim çok hoşuma gitti. 

Filmde kimilerine küçük gelebilecek, fakat benim için çok büyük ve anlamlı olan bir mesaj vardı ki söylemeden geçmek istemiyorum; insanlar doğadaki en korkunç, en tehlikeli yaratıktır.






Bir yandan da Grindelwald olayının işlenmesi diğer filmleri için seyirciyi daha da heyecanlandıran bir unsurdu bence. Devam filmlerini manyak bir merakla bekliyorum. 

Çok, çok güzeldi. Harika bir iş çıkartmışlar. Bir kez daha izlemeyi felaket istiyorum. Diğer filmleri de dört gözle bekliyorum.


Siz filmi izlediniz mi?

Hakkında yorumlarınız neler?

Benimle paylaşın!






*Görseller IMBD'den alıntıdır.


3 Kasım 2016 Perşembe

Yaban / Yakup Kadri Karaosmanoğlu | Kitap Yorumu




YABAN

Yazarı : Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Türü : Gerçekçi Roman

Yayım Yılı : 1932

Puanım : 5/5


Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadele'ye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için 'bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp koparak gelmiş bir şeydir' diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır. - Arka Kapak Tanıtımı



Ekim ayının ilk kitabıyla herkese merhaba!

Yaban, Yakup Kadri'den okuduğum ikinci kitaptı. İlki 'Kiralık Konak' adlı romanıydı ( Yorumu için tıklayın ) ve onunla birlikte yazarın benim zevkime hitap ettiğini az çok anlamıştım. Bunu tamamen tasdiklemek için bir kitabını daha okumam gerekiyordu ki bu da Yaban olmak zorundaydı. 

Bir kitabı beğenmekten daha güzel olan bir şey varsa o da, hiç beklentiniz olmayan bir kitabı çok beğenmek bence. Ben Yaban'da bunu çok bariz yaşadım, kitap beni ziyadesiyle çok şaşırttı. Okumaya başlamadan önce hiçbir şey beklemiyordum kitaptan, hatta ufacık bir ön yargım bile vardı; konusunu okuduktan sonra söz konusu köylüleri nedensiz bir şekilde yerecek, küçük görecek bir aydın bekliyordum. Neden öyle bir izlenim oluşturdu bende bilmiyorum ama gerçekten de çok yanılmışım. 

Yakup Kadri, Yaban'ı 'Anadolu Mezalimini Tahkik Komisyonu' ile birlikte çalıştığı dönem ve Kurtuluş Savaşı gözlemlerinin yardımıyla yazmış. Bu açıdan romanda değindiği sorunlara, çarpıklıklara ve insana hayret veren tavırlara karşı yazarın oldukça objektif bir bakış açısı yakaladığını düşünüyorum. Çünkü, ana karakterle birlikte hayrete düşüp köylülerin davranışlarına kızarken, bir an, karakterimiz bu halleri kendi defterine yazarak tahlil ederken ve bunların altındaki asıl sebepleri irdelerken kendinizi köylüleri anlıyor buluyorsunuz. 

Her ne kadar köylülerin İstiklal Mücadelesi'ne karşı duyarsız tavırları ana karakterimizi ve okuyucuyu fazlasıyla sinir etse de, durup düşününce ortada, on yıllar süren savaşlardan bıkmış, sonu gelmez yoksulluk ve ezilmenin yorgunluğundan her şeyi unutmuş ve sadece yaşam derdine düşmüş bir halk var. Bunun yanı sıra halkın, ülkede olanları algılamasına, sorgulamasına en büyük engel, cehaleti var.

Kısacası ana karakterimiz Ahmet Cemal, halktaki bu bozulmuşluktan Türk aydınını sorumlu tutuyor ki çok da yanlış değil bana göre.

 Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın.

Yazarın Batı kültürüne ve edebiyatına bir bağlılığı olduğu için kitapta da çok kez batılı düşünür ve sanatçılarının adı geçti, örneklemelerle bu insanlara ya da düşüncelerine göndermeler yapıldı ki bu detay benim çok hoşuma gitti. Ayrıca kurguladığı aydın tipinin içini de böylece doldurmuş oluyordu bence yazar.

Akıcılığından bahsetmeme bile gerek yok, dili öylesine sade ve anlaşılır ki kitap çok kolay okunuyor. Karakterlerin bile ayrıntılı tasvirlerine yer verilmemiş. Genelde ruhsal ve düşünsel yönleri üzerinde durulmuş ki bu da bence gerçekçi romanda olması gereken bir özellik. 


Türk köylüsünün ruhu, durgun ve derin bir sudur. Bunun dibinde ne var? Yalçın bir kaya mı, balçık yığını mı, bir yumuşak kum tabakası mı? Keşfetmek mümkün değildir. 

Kısacası kitabı her şeyiyle çok beğendim ben ve herkesin ama herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Yeri gelmişken bir eleştirimi de dile getirmeden bu yorumu sonlandırmak istemiyorum.

Lisedeki edebiyat derslerimizi hatırladım Yaban'ı okurken... Belirli bir edebi dönemi işlerken hep o dönemin yazarlarını, onların eserlerini sıralar, öne çıkmış özelliklerini, kitaplarının değindiği konuları yazar ezberler ve bu bilgilerden sınav olurduk. Kaçımız şimdi o bilgileri hatırlıyor ki? Eğitimimizde gerçekten de ne kadar gereksiz şeylerle uğraşılıyor.

Edebiyat bence kesinlikle böyle öğretilmemeli - ki aynı şey bence felsefe için de geçerli. Yakup Kadri'yi ele alırsak; bu yazarın eserlerini, eserlerinin konularını, özelliklerini ezberletmek yerine, yazardan birkaç eser okutarak yazarın düşünce yapısını ve eserinin öne çıkan özelliklerini öğrencinin tahlil etmesini beklersek, işte o zaman öğretmiş oluruz. 

Kendimden örnek vermem gerekirse, ben bu iki kitabıyla Yakup Kadri hakkında, lisede öğrenemediğim şeyler öğrendim. Maddelerce özellik ezberlediğim insan hakkında en iyi, en sağlıklı bilgileri onun kaleminden çıkmış bir eserden değil de nereden öğrenecektim ki zaten? Bu da demek oluyor ki aslında, edebiyat dersi zorunlu değil seçmeli olmalı, ilgisi olanlara bu şekilde öğretilmelidir. Fakat elbette, ülkemizde seçmeli ders adı altındaki hangi dersi gerçekten biz seçiyoruz ki?

Neyse, bu başka bir yazının konusu olma yolunda ilerliyor, o yüzden daha fazla içimi dökmeden burada kesiyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz lütfen benimle paylaşın.

Kitabı da hala okumadıysanız mutlaka okuyun - okutun!

Düşmanın genel bir taarruza geçeceğinden bahsedildiği şu sıralarda bu askerden kaçma şaiyaları benim ruhumu bulandırıyor. 93'ten beri sökülen bu cephe, 93'ten beri durmaksızın devam eden bu bozgun nerede sona erecek? İşte, vatanın son sınırlarındayız. Bu, artık son savunma hattımız değil mi? Bunun bir adım gerisi var mı?

Köylüde mülkiyet duygusu her şeyin üstündedir, derler. Uzun yüzyıllardan beri devam eden dış istilalar, iç eşkıyalıklar Türk köylüsünde bu duyguyu da köreltmiştir. Hepsinin içinde semavi bir afet esnasında bir koyun sürüsünün ürkekliğinden bir şey var. Neden ürküyorlar?



Siz Yaban'ı okudunuz mu?

Hakkında neler düşünüyorsunuz?

Benimle paylaşın!

2 Kasım 2016 Çarşamba

Aylık Rapor | Ekim 2016


Her ne kadar okul dönemine 'yaz tatili ne zaman başlayacak' modunda girsem de zaman fark etmeden, hızlıca geçiyor. Ekim de başladığı gibi bitti işte.

İkinci sınıfın zorluğunu daha en başından anladım. Bu kadar ağır bir şekilde başlayacağını hiç beklemiyordum dönemin, bu yüzden bana bir tokat gibi geldi açıkçası. Geçen sene çok çok rahatmış bunu anladım yani. Bu seneyi atlatabilirsem, mezun oldum demektir :D

İşte bu ayın raporu.



Okunanlar

- Şer Saati / Gabriel Garcia Marquez 4/5

Kitap öylesine güzel başlad, birden o kadar kolay içine çekti ki aniden kendimi olaylara kapılmış buldum. Hemen merak unsurunu yüzüme yapıştırdı yazar ve elimde olmadan neler olacağını merak edip tahminler yürüttüm. Yorumu için tıklayın.. 


- Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar 3/5

Geçen yıldan beri okumak isteyip bir türlü cesaret edemediğim bir kitaptı bu. Yazardan okuduğum ilk eser. Üzerinde düşünülecek birçok düşünce barındırıyor, yine de akıcılık konusunda beni pek memnun etmedi ne yazık ki... Yorumu için tıklayın...

- Attack on Titan - Volume 9 / Hajime Isayama 5/5

Ben aslında bu mangayı okumuyor, animesini izliyordum. Fakat izleyenler bilir, anime öyle bir yerde bitti ki! Bir türlü ikinci sezonu da çıkmıyormuş, çıkacak dense de... Ben de bekleyemedim ve manga serisine, animenin kaldığı yerden başladım. Önce anime kadar keyifli olur mu diye düşünmedim değil ama mangayı da zevkle okudum, hiçbir değişiklik olmadı. Ve çok heyecanlı bitti bu cilt!

- Momo / Michael Ende 5/5

Ben bu kitabı önce Almanca kitap ararken keşfetmiştim. Fakat Almancam yeterli gelmez daha diye okumaya girişmemiştim pek. Daha sonra çevirisinin olduğunu öğrenip çok şaşırdım. Okuyanların da olumlu yorumlarını alınca çevirisini okuyayım dedim. Çok güzeldi. Yorumunu okumak için tıklayın..

- Beyaz Diş / Jack London 5/5

Jack London'dan okuduğum ilk kitap Martin Eden'dı ( Yorumu için tıktıkk) ve onu da geçen sene okumuştum. London'dan başka bir eser okumanın vakti çoktan gelmişti, hatta geçiyordu. Bu kitabı belki çoğu kişi daha ilkokulda filan okumuştum ama ben okumamıştım. Aslında üzülmüyorum çünkü dünya klasiklerinin kısaltılmış versiyonlarını okumanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Beyaz Diş gerçekten muazzamdı. Bir hayvanın hissiyatını bu kadar güzel, doğal ve akıcı anlatabilmesine hem çok şaşırdım, hem de hayran oldum. Harika bir maceraydı, çok keyif aldım. 

- İyi Kalpli Erendira / Gabriel Garcia Marquez 4/5

Yine bir öykü derlemesiydi okuduğum fakat içindeki üç öyküyü zaten biliyordum. Bu biraz tatsızdı benim için, Marquez'in hikayelerini yeniden okumak tabii ki beni sıkmadı ama zaten başka bir kitapta, derlemede olan hikayelerin bu kitapta da olması biraz rahatsız etti beni açıkçası. Neyse, Erendira gerçekten çok hoşuma giden bir öykü oldu. Hatta Marquez'in şimdiye dek okuduğum en güzel uzun öyküsüydü sanırım. Sonu beni çok şaşırttı ve hayal kırıklığına uğrattı ama anlatımından ya da yazarın hikayeyi noktalamayı seçtiği şekil değil. Karakterin verdiği karar beni çok üzdü. Okuyanlar anlayacaktır :/

- Dr. Jekyll ve Bay Hyde / Robert Louis Stevenson 5/5

Çok uzun zamandır okumak istediğim, ama sadece istediğim bir kitaptı. Sonunda aniden verilmiş bir kararla oturup okudum, bitiriverdim. Duyduklarım kadarıyla kitabın beni fena halde germesini bekliyordum, korkutmasa da gerilimin dozu yüksek olmalıydı. Fakat pek gerilmedim. Hikaye ilginçti ve merak ederek okudum ama beklentim gerilim yönünde olduğundan azıcık hayal kırıklığına uğradım. Sonu çok hoşuma gitti. Olayların gidişatı ve noktalanış şekli enfesti. Zaten bir oturuşta bitecek bir kitap. Temasını bana daha da çok merak ettiren yapımlar Kill Me Heal Me ve Hyde, Jekyll and Me isimli Kore dizileri olmuştu. Bu arada Shin Se Gi'ye burdan selamlar ^.^ 


- Attack on Titan / Volume 10 / Hajime Isayama 4/5

Aslında dokuzuncu ciltten daha hızlı okudum ve tempo hiç düşmedi, çok heyecanlıydı, devamlı dudaklarımı filan kemirdim ama... Öğrendiğimiz o BÜYÜK gerçeğin yanı sıra yine o kadar fazla soru oluştu ki kafamda. Yanıtlanmayan sorular gittikçe çoğalıyor ve açıklanan gerçekler daha büyük sorular oluşturuyor filan. Hep merak içinde bırakması açısından güzel ama kafamda çok deli sorular var ve umarım bunları çok çok güzel bağlamıştır yazar-çizer- her neyse :D Sonu yine manyaktı, şoktan çıkamadım bir süre. 


Bu ay sabırsızlıkla beklediğim Green Day'in yeni albümü "Revolutionary Radio" çıktı. Zaten albümden önce çıkan teklilere bayılmıştım, albüm de ilaç gibi geldi. Benim çok hoşuma gitti, siz de dinleyin!


İzlenenler

Filmler

Gittikçe daha az film izlemeye başladım. :D Yanında yıldız olanlar kesinlikle tavsiyemdir, herkes izlesin, izlemeyen kalmasın!

- Dream House (2011) 3/5

- The Grand Budapest Hotel (2014) 5/5 *

- The Danish Girl (2015) 3/5

- The Experiment (2010) 5/5 *

- Lights Out (2016) 4/5

- Babadook (2014) 2/5

- The Darjeeling Limited (2007) 3/5

- Planes, Trains and Automobiles (1987) 4/5

Diziler

- The Mentalist ( 2. Sezon )

Bu dizi sanırım bizde bağımlılık yaptı :D

- Friends ( 9. Sezon )

Bu sezon Rachel'dan nefret ettiğimi kabullendim ve daha çok nefret etmeye başladım. Gıcık ya, çok gıcık -_-



Anime

- Shingeki no Kyojin (2013) 5/5

Öncelikle konusunun çok özgün bulduğumu söylemem gerekiyor. Kurgulanan karakterler de oldukça ilginç tipler. Olayların heyecanını hiç kaybetmemesi, temponun hiç düşmemesi gerçekten insanı izlemeye devam etmeye iten etkenler. Ben çok beğendim. İkinci sezonu bekleyemeyip mangaya hiç atlamazdım zaten beğenmeseydim :D


- Elfen Lied  (2004) 2/5

Oldukça ilgi çekici başlayıp sonradan çok yapmacıklaştı bana göre. Zorlama dram, temellendirilmemiş bir kurgu ve mantığa oturtamadığım birçok durumdan ibaret bir animeydi benim için. İzlemesem de olurmuş. 


Siz bu ay neler okudunuz / izlediniz?

Benimle paylaşın!